Adnan Ateş

Adnan Ateş

Hevsel, üniversitenin tehdidi altında

Hevsel, üniversitenin tehdidi altında

Diyarbakır Barosu, Dicle Üniversitesi hakkında UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hevsel Bahçeleri çevresine kimyasal atık bırakıldığı iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Başvuruda, sorumluların tespit edilerek cezalandırılması talep edildi” haberin içeriği böyle.

Dicle Üniversitesi yalnızca bir eğitim kurumu değildir. Bir şehrin hafızası, kültürü ve vicdanı olması gerekirken bu tür haberler ile üniversitenin gündeme gelmesi oldukça vahim. Hele ki Hevsel Bahçeleri gibi UNESCO korumasındaki eşsiz bir yaşam alanının hemen yanında bulunuyorsa, taşıdığı sorumluluk çok daha büyüktür. İddialar doğru ise bu sorumluluğunun farkında olmayan üniversitenin acilen konuya açıklık getirmesi gerekmektedir.

Bir şehrin üniversitesi çevre bilincine sahip değilse ve sorumsuzca şehrin ciğerlerine, ekolojik dengesine zarar veriyorsa konu sanılanın aksine oldukça vahim bir konu.

Çünkü Hevsel sıradan bir yeşil alan değil; Diyarbakır’ın nefesi, Dicle’nin yüzyıllardır beslediği canlı bir ekolojik koridordur. Dünyanın birçok şehri doğasını korumak için milyarlar harcarken, bugün Diyarbakır’da konuşulan şey bilimsel başarı değil; Hevsel çevresine bırakıldığı iddia edilen tıbbi ve kimyasal atıklar. Üstelik bunu yapan kentin üniversitesi (!).

Bu iddiaların merkezinde bir fabrikanın değil, bir üniversitenin adının geçmesi gerçekten ağır bir tablodur. Çünkü üniversiteler bulundukları şehre bilim, kültür ve çevre bilinci kazandırmak zorundadır. Ancak bugün insanlar üniversitenin Diyarbakır’a ne kattığını değil, bu şehrin doğasından ne eksilttiğini tartışıyor. Bilimsel çalışmaları ile haber konusu olması gereken üniversite, bir şehrin ciğerlerine yaptığı iddia edilen kötülüklerle gündeme gelmesi utancında ötesinde bir durum.

Bir üniversitenin, UNESCO korumasındaki bir ekolojik alanın çevresinde çevre kirliliği iddialarıyla anılması yalnızca kurumsal bir sorun değil; aynı zamanda şehre karşı büyük bir saygısızlıktır. Çünkü Diyarbakır sıradan bir şehir, Hevsel sıradan bir bahçe değildir.

Bugün mesele yalnızca çevre meselesi değildir. Mesele, bir üniversitenin kendi şehrine karşı taşıdığı sorumluluğu ne kadar yerine getirdiği meselesidir. Çünkü bir şehir, üniversitesine bakarak gelişir; ona güvenerek nefes alır.

Bu noktada asıl kritik olan, iddiaların yalnızca adli süreçte değil, şeffaf ve bilimsel bir zeminde de tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmasıdır. Çünkü böylesi hassas bir ekosistemde oluşabilecek en küçük ihmal bile, telafisi yıllar sürecek bir tahribata dönüşebilir.

Üniversitelerden beklenen, yalnızca eğitim ve araştırma üretmek değil; aynı zamanda bulundukları kentin doğasına, tarihine ve kamusal vicdanına karşı en yüksek hassasiyeti göstermektir. Bu nedenle süreç, hem kamuoyunun güvenini yeniden tesis edecek bir açıklıkla yürütülmeli hem de Hevsel Bahçeleri’nin ekolojik bütünlüğünü koruyacak şekilde titizlikle ele alınmalıdır.

Yargı süreci devam etmekte.

Ancak bahse konu iddialar doğru ise: Hevsel Bahçeleri’nin ekolojik bütünlüğü ve sürdürülebilir geleceğinin korunabilmesi için, üniversite faaliyetlerinin şeffaf, bağımsız ve düzenli denetim mekanizmalarıyla sürekli olarak kontrol edilmeli.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Diyarbakır Valiliği / İl Çevre Müdürlüğü, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Diyarbakır Barosu ve UNESCO miras mekanizmalarından oluşan bir denetim ekibi ile Hevsel’e yapılacak bu ve benzer kötülükler engellenebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adnan Ateş Arşivi