Arslan ÖZDEMİR

Arslan ÖZDEMİR

Diyarbakır’da parklar annelerin korkulu rüyası olmuş

Diyarbakır’da parklar annelerin korkulu rüyası olmuş

“Diyarbakır’ın çocukları hepimizin çocuklarıdır; onların geleceğine sahip çıkmak hepimizin sorumluluğudur.”

Diyarbakır’ın sokaklarında, parklarında, mahallelerinde hepimizin görmezden gelmemesi gereken ciddi bir sorun büyüyor: uyuşturucu ve madde bağımlılığı.

Çocukların uyuşturucuyla tanışma yaşının çok küçük yaşlara indiğine ilişkin haberler duyuyoruz. Daha da kaygı verici olan ise uyuşturucunun bazı mahallelerde, sokaklarda ve parklarda günlük hayatın bir parçasıymış gibi görünmeye başlamasıdır.

Burada kendimize çok basit ama çok önemli bir soru sormamız gerekiyor:

Çocuklarımızın oyun oynadığı parkları korumak gerçekten bu kadar mı zor?

Gündüz vakti bir parkta uyuşturucu kullanılıyorsa, bunu gören insanlar varsa ve buna rağmen kimse ses çıkarmıyorsa yalnızca uyuşturucuyu kullanan kişiyi konuşmak yeterli midir?

Elbette devletin, emniyetin ve yerel yönetimlerin sorumluluğu büyüktür. Uyuşturucu satanlara, çocukları hedef alanlara ve bu zehri mahallelere sokanlara karşı etkin mücadele edilmelidir.

Ama mesele bundan ibaret değildir.

Çünkü uyuşturucuyla mücadele yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Aynı zamanda bir toplum meselesidir.

Park yalnızca birkaç bankın, ağaçların ve çocuk oyun alanlarının bulunduğu bir yer değildir. Park, mahallenin ortak yaşam alanıdır. Çocuğun ilk kez arkadaş edindiği, gençlerin sosyalleştiği, ailelerin birbirleriyle tanıştığı, insanların birbirini gördüğü ve birbirinden haberdar olduğu sosyal bir alandır. Bir mahallede parklar güvenliyse, çocuklar sokakta rahatça oynayabiliyorsa, aileler birbirine güvenebiliyorsa orada güçlü bir toplumsal bağ vardır.

Ama parklar uyuşturucu kullananların, satanların veya çocukları hedef alan kişilerin alanına dönüşmeye başladığında yalnızca bir parkı kaybetmiş olmayız. Güven duygusu kaybolduğunda aile çocuklarını sokağa çıkaramaz. Çocuklar parklardan uzaklaşır. Gençler sağlıklı sosyal çevrelerden kopar. Mahalle sakinleri birbirinden uzaklaşır. Ve toplum, kendi ortak yaşam alanlarını yavaş yavaş terk eder.

İşte asıl tehlike burada başlar.

Uyuşturucu konusunda toplum olarak yaptığımız en büyük hatalardan biri, sorunu yalnızca kendi ailemizin sınırları içerisinde değerlendirmektir. Benim çocuğum böyle bir şey yapmaz. ”Bizim mahallede olmaz. ”Bizim ailede kimse uyuşturucu kullanmaz.”

Bu düşünceler bizi korumaz. Çünkü uyuşturucu yalnızca belirli ailelerin, belirli mahallelerin veya belirli sosyal grupların sorunu değildir. Bugün başkasının çocuğunun yaşadığı sorun olarak gördüğümüz şey, yarın kendi çocuğumuzun karşısına çıkabilir.

Bu nedenle meseleyi “onların sorunu” olmaktan çıkarıp “bizim sorunumuz” haline getirmeliyiz.

Uyuşturucuyla mücadeleyi yalnızca uyuşturucu satıcısını yakalamak üzerinden kurarsak, sorunun önemli bir bölümünü kaçırırız. Elbette satıcı yakalanmalıdır. Elbette uyuşturucu trafiğinin önü kesilmelidir. Elbette çocukları hedef alanlara karşı en ağır ve etkili hukuki mekanizmalar işletilmelidir.

Fakat bütün bunların yanında şu sorulara da cevap vermeliyiz: Çocuklarımız günün geri kalanında ne yapıyor? Gençler kendilerini nerede ifade ediyor? Mahallelerde gençlerin kullanabileceği kaç tane güvenli sosyal alan var? Spor yapabilecekleri alanlar yeterli mi? Kültür ve sanat faaliyetlerine ulaşabiliyorlar mı? Aileler çocuklarının arkadaş çevresini ve sosyal hayatını ne kadar biliyor? Okullar yalnızca akademik başarıya mı odaklanıyor, yoksa çocukların sosyal ve psikolojik gelişimini de takip ediyor mu? Mahallede çocukla aile arasında, aileyle okul arasında, okul ile toplum arasında güçlü bir bağ var mı?

İşte sosyolojik mücadele tam da burada başlar.

Bir çocuğun hayatında anlamlı uğraşlar, güçlü sosyal ilişkiler, spor, sanat, eğitim, arkadaşlık ve aidiyet duygusu ne kadar güçlüyse; onu uyuşturucuya sürükleyebilecek boşlukların da o kadar azalması mümkündür.

Bu nedenle Diyarbakır'ın her mahallesinde çocukların ve gençlerin ulaşabileceği spor alanları, kütüphaneler, gençlik merkezleri, kültür-sanat faaliyetleri, etüt merkezleri ve sosyal etkinlikler çoğaltılmalıdır.

Çocuklara yalnızca “uyuşturucu kullanma” demek yetmez. Onlara “gel, birlikte spor yapalım”, “gel, birlikte kitap okuyalım”, “gel, müzik yapalım”, “gel, bir şey üretelim”, “gel, kendini ifade edebileceğin bir alan oluşturalım” diyebilmeliyiz. Çünkü çocukların hayatında boşluk bırakırsak, o boşluğu birileri doldurabilir.

Eskiden mahallelerde insanlar birbirini daha yakından tanırdı. Bir çocuğun kimin çocuğu olduğunu herkes bilirdi. Bir çocuk yanlış bir şey yaptığında yalnızca kendi ailesi değil, mahalledeki büyükler de onu uyarırdı. Bu durumun geçmişte her yönüyle ideal olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak o dönemde güçlü olan bir şey vardı: Bugün ise şehirleşme, bireyselleşme ve sosyal ilişkilerin zayıflamasıyla birlikte birbirimizin hayatından giderek uzaklaşıyoruz.

Yanımızdaki çocuğun kim olduğunu bilmiyoruz. Sokağımızda ne olduğunu bilmiyoruz. Parkımızda ne yaşandığını bilmiyoruz. Bazen biliyoruz ama “Bana ne?” diyerek geçiyoruz. İşte bu “bana ne” anlayışı, uyuşturucuyla mücadelede toplumun en büyük zaaflarından biridir. Çünkü toplum, sorunlara yalnızca kendi kapısının önüne geldiğinde müdahale ederse artık çok geç olabilir.

Bir parkta uyuşturucu kullanıldığını gördüğümüzde elbette kimsenin kendisini tehlikeye atmasını bekleyemeyiz. Kimse uyuşturucu satıcısıyla veya kullanıcıyla tek başına mücadele etmek zorunda değildir. Mahallemizdeki çocukların güvenliği konusunda duyarlı olabiliriz. Aileleri bilgilendirebiliriz. Okullarla iletişim kurabiliriz. Yerel yönetimlerden parkların ve gençlik alanlarının daha güvenli hale getirilmesini talep edebiliriz. Mahalle toplantıları yapabiliriz. Spor ve kültür faaliyetlerini destekleyebiliriz. Çocuklarımızla daha fazla konuşabiliriz. Onları yalnızca ders başarısıyla değil, hayatla kurdukları ilişkiyle de takip edebiliriz. Kısacası herkes kendi bulunduğu yerden bir şey yapabilir.

Diyarbakır'ın güçlü bir toplumsal dayanışma kültürü var. Bu şehrin en büyük gücü yalnızca tarihi, kültürü ve kadim geçmişi değildir. İnsanıdır. Komşuluk ilişkileridir. Dayanışmasıdır. Birbirine sahip çıkma duygusudur. Bugün bu gücü çocuklarımızı korumak için yeniden ortaya çıkarmamız gerekiyor.

Bir mahallede çocuklar için güvenli bir park istiyorsak bunu hep birlikte talep etmeliyiz.

Bir parkta uyuşturucu kullanılıyorsa bunu normalleştirmemeliyiz.

Bir sokakta uyuşturucu satıldığına dair ciddi bir durum varsa sessiz kalmamalıyız.

Bir gencin hayatında ciddi bir sorun olduğunu fark ediyorsak onu yalnız bırakmamalıyız.

Çünkü bir çocuğu kurtarmak bazen büyük bir operasyonla değil, zamanında fark edilen küçük bir işaretle mümkün olabilir.

Uyuşturucu meselesinde toplum olarak en tehlikeli yanılgımız, tehlikenin bize uzak olduğunu düşünmektir. Oysa uyuşturucu kapı kapı dolaşmaz. İhmalden girer. Yalnızlıktan girer. Aidiyetsizlikten girer. Merak duygusundan girer. Yanlış arkadaşlıklardan girer. Denetimsiz sosyal alanlardan girer. Ve bazen bir çocuğun hayatını geri dönüşü çok zor bir noktaya taşıyabilir.

Bu yüzden bugün bir parkta gördüğümüz sorunu görmezden gelmek, yarının daha büyük sorununa yatırım yapmak demektir.

Artık şunu söylemenin zamanı geldi: “Bu benim görevim değil. Hayır. Bu yalnızca polisin görevi değil. Yalnızca belediyenin görevi değil. Yalnızca öğretmenin görevi değil. Yalnızca ailenin görevi değil. Yalnızca devletin görevi değil. Bu hepimizin görevidir.

Devlet güvenliği sağlayacak.

Emniyet uyuşturucu ticaretinin üzerine gidecek.

Adalet sistemi gerekli yaptırımları uygulayacak.

Belediyeler güvenli parklar ve sosyal alanlar oluşturacak.

Okullar çocukların sosyal gelişimini takip edecek.

Aileler çocuklarıyla daha güçlü iletişim kuracak.

Sivil toplum örgütleri sahada çalışacak.

Mahalle sakinleri duyarlı olacak.

Ve bütün bunlar birlikte yürütülecek.

Çünkü tek başına hiçbir kurum bu sorunu çözemez.

Diyarbakır'ın çocukları güvenli parklarda oynamalıdır.

Sokaklar uyuşturucunun değil, çocukların ve gençlerin sesiyle dolmalıdır.

Parklar korkulan değil, ailelerin güvenle gittiği yerler olmalıdır.

Bir anne çocuğunu parka gönderirken “Acaba orada neyle karşılaşacak?” diye düşünmemelidir.

Bir baba çocuğunun arkadaş çevresinden korkmamalıdır.

Bir genç, kendisini ifade edebilmek için uyuşturucuya değil; spora, sanata, eğitime, kültüre ve hayata yönelmelidir.

Bunu sağlamak zorundayız.

Çünkü mesele yalnızca bugünün çocukları değildir.

Mesele toplumun yarınıdır.

Ve unutmayalım:

“Bir parkı uyuşturucudan korumak, bir çocuğu bağımlılıktan kurtarmaktan çok daha kolaydır. Yeter ki görmezden gelmeyelim.”

Bugün gördüğümüz bir çocuğun sorununa sırtımızı dönersek, yarın çok daha ağır bir sorunla karşılaşabiliriz.

Çocuklarımızı korumak için herkes kendi kapısının önünden başlamalıdır.

Çünkü bir çocuğun geleceği, hepimizin geleceğidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arslan ÖZDEMİR Arşivi