Uyuşturucu yaşı 7’ye, torbacılık 9’a inerken, fuhuş artarken: Ne yapmalıyız?
“Bir çocuğun uyuşturucuyla tanıştığı yerde yalnızca bir hayat değil, bir toplumun geleceği tehlikededir.”
Diyarbakır için bugün konuşmamız gereken en önemli sorunlardan biri artık yalnızca işsizlik, yoksulluk, eğitim veya göç değildir.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğini tehdit eden uyuşturucu, bağımlılık, madde ticareti, fuhuş ve giderek derinleşen sosyal çözülme artık hepimizin yüzleşmesi gereken ciddi bir toplumsal sorun haline gelmiştir.
Önümüzdeki tabloyu görmezden gelme lüksümüz yoktur.
Uyuşturucuyla tanışma yaşının çocukluk dönemlerine kadar indiği, çok küçük yaşlardaki çocukların dahi madde ağlarının ve suç çevrelerinin hedefi haline gelebildiği bir ortamdan söz ediyoruz. Torbacılık gibi suçların çocuk yaşlara kadar indiğine ilişkin iddialar ise durumun ne kadar vahim bir noktaya geldiğini göstermektedir.
Eğer gerçekten çocuklarımız uyuşturucuyla bu kadar erken yaşlarda tanışıyorsa, mesele artık yalnızca “uyuşturucu kullanan gençler” meselesi değildir.
Bu, çocuklarımızın nasıl bir çevrede büyüdüğü meselesidir.
Bu, ailelerin ne kadar desteklendiği meselesidir.
Bu, okullarımızın ve mahallelerimizin ne kadar güvenli olduğu meselesidir.
Bu, gençlerimize nasıl bir gelecek sunduğumuz meselesidir.
Ve en önemlisi, bu artık toplumumuzun geleceği meselesidir.
Bir çocuğun uyuşturucuyla tanışması yalnızca o çocuğun hayatını değiştirmez. Ailesini, arkadaş çevresini, okulunu ve içinde yaşadığı toplumu da etkiler. Daha da önemlisi, çocukların suç ağları tarafından kullanılması toplumun geleceği açısından çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Bugün bir çocuğu koruyamazsak yarın yalnızca bir bireyi değil, bir nesli kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.
Peki, ne yapmalıyız?
İlk olarak susmamalıyız.
Çünkü bazı sorunlar konuşulmadığında ortadan kalkmaz; tam tersine büyür.
Uyuşturucuyu yalnızca emniyetin, bağımlılığı yalnızca sağlık kurumlarının, çocukların korunmasını yalnızca ailelerin, gençlerin geleceğini ise yalnızca okulların görevi olarak göremeyiz.
Bu sorun çok daha büyüktür.
Aile, okul, mahalle, yerel yönetim, sağlık kurumları, emniyet, sivil toplum, basın, iş dünyası ve bütün toplum birlikte hareket etmelidir.
İkinci olarak çocuklarımızı yalnızca suçtan korumaya çalışmak yetmez; onları suça ve bağımlılığa iten boşluğu da ortadan kaldırmamız gerekir.
Bir çocuğun okuldan uzaklaşmasına neden olan sorun nedir?
Bir gencin kendisini değersiz hissetmesine ne sebep olmaktadır?
Bir çocuğu uyuşturucu çevrelerine yaklaştıran sosyal koşullar nelerdir?
Gençler neden umutsuz?
Neden bazı mahallelerde çocukların önünde uyuşturucudan daha güçlü bir gelecek seçeneği bulunmuyor?
Bu soruları sormadan yalnızca sonuçlarla mücadele etmek yeterli olmayacaktır.
Üçüncü olarak çocuklarımızı suçlamaktan vazgeçip onları korumayı öğrenmeliyiz.
Madde bağımlılığıyla mücadelede korkutmak, dışlamak ve damgalamak yerine erken müdahale, rehberlik, psikososyal destek, eğitim ve aile desteği güçlendirilmelidir.
Çünkü kaybettiğimiz her çocuk, aslında toplum olarak kaybettiğimiz bir gelecektir.
Fuhuşun artışıyla ilgili iddialar da aynı toplumsal tablonun başka bir yüzünü göstermektedir. Burada da yalnızca ahlaki yargılar üzerinden konuşmak yerine, çocukların ve gençlerin istismar edilmesine, yoksulluk ve çaresizlik nedeniyle insanların sömürülmesine, suç örgütlerinin oluşturduğu ağlara ve toplumun kırılgan kesimlerinin korunmasına odaklanmak zorundayız.
Çocukların korunması, hiçbir siyasi tartışmanın ve hiçbir günlük hesabın gerisine bırakılamaz.
Diyarbakır’ın tarihiyle övünmek elbette önemlidir.
Ancak bugün bize düşen yalnızca geçmişimizi anlatmak değildir.
Asıl mesele, bugünün çocuklarına nasıl bir gelecek bıraktığımızdır.
Arabamızı koruduğumuz kadar çocuklarımızı da koruyabiliyor muyuz?
Tarihimizi yaşattığımız kadar gençlerimize de umut verebiliyor muyuz?
Kültürümüzle gurur duyduğumuz kadar çocuklarımızın güvenliğini de ortak bir mesele haline getirebiliyor muyuz?
İşte asıl sınavımız budur.
Çünkü toplumumuzun geleceği yalnızca binalarda, yollarda ve yatırımlarda değildir.
Diyarbakır’ın geleceği çocukların gözlerindedir.
Eğer çocuklarımızı uyuşturucudan, suçtan, istismardan ve umutsuzluktan koruyamazsak, bugün ne kadar büyük projeler yaparsak yapalım geleceğe eksik bir toplum bırakmış oluruz.
Bu nedenle artık birbirimize şu soruyu sormalıyız:
“Bu sorun kimin sorunu?”
Cevap açıktır:
Hepimizin sorunu.
Ve ikinci soru daha önemlidir:
“Peki, biz ne yapacağız?”
İşte bu yazı, tam olarak bu soruya cevap aramak için kaleme alınmıştır.
Sorunu görmek için değil yalnızca; çözüm üretmek için.
Suçlamak için değil; sorumluluk almak için.
Korkuyu büyütmek için değil; çocuklarımızın geleceğini yeniden güvence altına almak için.
Çünkü artık Diyarbakır’ın geleceğini konuşmanın zamanı gelmiştir.
Ve belki de bugün söylememiz gereken en önemli söz şudur:
“Bir çocuğu kurtarmak yalnızca bir hayatı değil, bir toplumun geleceğini kurtarmaktır.”
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.