Arslan ÖZDEMİR

Arslan ÖZDEMİR

Kolektif emekle temiz kentler kampanyası

Kolektif emekle temiz kentler kampanyası

“Bir kenti temizlemek emek ister; temiz tutmak ise bilinç. Diyarbakır’ı gerçekten seviyorsak, önce onu kirletmemeyi öğrenmeliyiz.”

Diyarbakır’da “Kolektif Emekle Temiz Kentler” kampanyasının başlatılması, kentimizin daha temiz, daha sağlıklı ve daha yaşanabilir hale gelmesi açısından önemli ve değerli bir adımdır. 10-21 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek çalışmalarla kentin farklı noktalarında temizlik yapılması, ortak yaşam alanlarının düzenlenmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması hedefleniyor.

Ancak burada asıl konuşmamız gereken mesele, yalnızca “Diyarbakır nasıl temizlenir?” sorusu değildir.

Asıl sorumuz şu olmalıdır:

“Diyarbakır neden sürekli kirleniyor ve bunu nasıl önleyebiliriz?”

Çünkü bir kenti temizlemek mümkündür; fakat aynı kent, insanlar tarafından yeniden kirletilmeye devam ediyorsa yapılan bütün çalışmalar kısa süre içerisinde anlamını yitirir.

Belediye ekipleri sabahın erken saatlerinde sokakları temizleyebilir, çöpleri toplayabilir, parkları düzenleyebilir. Temizlik emekçileri büyük bir özveriyle çalışabilir. Ancak birkaç saat sonra yere atılan bir plastik şişe, kaldırıma bırakılan bir poşet, parka atılan bir ambalaj, söndürülmeden yere bırakılan bir sigara izmariti bütün bu emeği yeniden görünmez hale getirebilir.

İşte tam da bu nedenle temiz bir Diyarbakır için en büyük görev Diyarbakır halkına düşmektedir.

Çünkü belediye temizleyebilir, ama kenti temiz tutacak olan toplumdur.

Bir evimizi nasıl temiz tutuyorsak, yaşadığımız sokağı da öyle görmeliyiz. Evimizin salonuna çöp atmıyorsak neden sokağa atalım? Kendi bahçemize zarar vermiyorsak neden parklarımızı kirletelim? Kendi çocuğumuzun sağlığını düşünüyorsak neden çocuklarımızın oynadığı alanları çöplerle dolduralım?

Aslında mesele çok basit: Sokaklarımız, caddelerimiz, parklarımız, meydanlarımız, tarihi alanlarımız ve ortak kullanım alanlarımız hepimizin yaşam alanıdır.

Bir kentin temizliği yalnızca belediyenin bütçesiyle, araçlarıyla veya personel sayısıyla ölçülemez. Bir kentin temizliği aynı zamanda o kentte yaşayan insanların kente duyduğu saygıyla ölçülür.

Eğer yere çöp atmıyorsak, yalnızca çevreyi temiz tutmuş olmayız; yaşadığımız kente saygı göstermiş oluruz.

Eğer elimizdeki çöpü birkaç metre ilerideki çöp kutusuna atıyorsak, yalnızca bir temizlik kuralına uymuş olmayız; ortak yaşam kültürüne katkıda bulunmuş oluruz.

Eğer başkasının yere attığı çöpü görüp tepki gösteriyorsak, yalnızca bir çöpü değil, aynı zamanda bir davranış biçimini değiştirmeye çalışıyoruz demektir.

Dünyanın hiçbir kentinde yalnızca temizlik kampanyalarıyla kalıcı temizlik sağlanamaz.

Kampanyalar elbette gereklidir. Farkındalık oluşturur, insanları harekete geçirir, ortak bir hedef etrafında buluşturur. Ancak kampanyanın gerçek başarısı, kampanya bittikten sonra ortaya çıkar.

10-21 Ağustos tarihleri arasında sokaklarımız temizlenebilir.

Peki, 22 Ağustos'ta ne olacak?

İşte asıl mesele budur.

Eğer 22 Ağustos sabahı aynı sokaklar yeniden çöplerle dolacaksa, yalnızca temizlik yapmış oluruz. Ama eğer 22 Ağustos'tan sonra insanlar daha dikkatli davranmaya, çöplerini yere atmaktan vazgeçmeye, çevresini uyarmaya ve yaşadığı mahalleyi sahiplenmeye başlarsa, o zaman gerçekten toplumsal bir dönüşüm başlatmış oluruz.

Bu nedenle kampanyanın hedefi yalnızca “temizlemek” olmamalıdır.

Hedefimiz “temiz tutma kültürü” oluşturmak olmalıdır.

Diyarbakır'ın temizliği konusunda belediyeler elbette üzerine düşeni yapmalıdır. Temizlik hizmetleri düzenli ve etkin bir şekilde yürütülmeli, çöp toplama sistemleri güçlendirilmeli, vatandaşın ihtiyaç duyduğu noktalara yeterli sayıda çöp kutusu yerleştirilmeli ve çevre temizliği konusunda sürekli çalışmalar yapılmalıdır.

Ancak yurttaş da kendi sorumluluğunu yerine getirmelidir.

Çünkü sorumluluk sadece yöneticilerin değil, toplumun tamamınındır.

Diyarbakır halkı olarak kentimize sahip çıkmalıyız.

Çöpümüzü yere atmamalıyız.

Çevremizi kirleten davranışlara sessiz kalmamalıyız.

Çocuklarımıza çevre bilincini küçük yaşlardan itibaren öğretmeliyiz.

Esnafımız dükkânının önünü temiz tutmalı, apartman sakinleri ortak alanlarına sahip çıkmalı, gençlerimiz parkları ve yeşil alanları korumalı, herkes kendi yaşadığı çevrenin temizliğini kendi sorumluluğunun bir parçası olarak görmelidir.

Çünkü temizlik yalnızca belediye personelinin işi değildir.

Temizlik bir kent kültürüdür.

Bugün yere attığımız her çöp, aslında yarının Diyarbakır'ına bıraktığımız küçük bir mirastır.

Çocuklarımızın oynayacağı parklara, yürüyeceği kaldırımlara, nefes alacağı yeşil alanlara nasıl bir kent bırakacağımız bizim davranışlarımıza bağlıdır.

Çocuklara “Çevreyi kirletmeyin” demek yetmez.

Onlara bunu davranışlarımızla göstermeliyiz.

Çocuğunun elindeki ambalajı yere atmamasını isteyen bir baba, kendi çöpünü yere atmamalıdır.

Öğrencisine çevre bilincini anlatan bir öğretmen, yaşadığı çevreye sahip çıkmalıdır.

Vatandaşından temizlik bekleyen bir yönetim, temizlik hizmetlerini aksatmamalıdır.

Yani herkes kendi üzerine düşeni yapmalıdır.

Diyarbakır tarihiyle, kültürüyle, kadim geçmişiyle yalnızca yaşayanlarının değil, gelecek kuşakların da emanetidir.

Bu nedenle kentimize sahip çıkmak yalnızca çöpleri toplamak anlamına gelmez.

Kaldırımına sahip çıkmaktır.

Parkına sahip çıkmaktır.

Ağacına sahip çıkmaktır.

Sokağına sahip çıkmaktır.

Tarihi dokusuna sahip çıkmaktır.

Ve en önemlisi, yaşadığı kente saygı duymaktır.

Diyarbakır'ın temizliği için başlatılan bu kampanyayı yalnızca birkaç günlük bir temizlik faaliyeti olarak görmemeliyiz.

Bunu bir kentlilik bilinci oluşturma fırsatı olarak değerlendirmeliyiz.

Çünkü kampanya bittiğinde temizlik araçları çekilecek, çalışmalar sona erecek ve hayat normale dönecek.

Ama bizim sorumluluğumuz devam edecek.

Asıl başarı da tam burada başlayacak.

Bu nedenle hep birlikte şu anlayışı benimsemeliyiz:

Belediye temizler, yurttaş korur.

Belediye hizmet eder, toplum sahip çıkar.

Belediye öncülük eder, halk tamamlar.

Ve unutmayalım:

“Diyarbakır’ı temizlemek hepimizin görevi; Diyarbakır’ı kirletmemek ise hepimizin ahlaki sorumluluğudur.”

Temiz bir kent istiyorsak önce davranışlarımızı temizlemeliyiz.

Çünkü temiz şehir, temiz sokaklardan önce temiz bir kentlilik bilinciyle başlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arslan ÖZDEMİR Arşivi