Arslan ÖZDEMİR

Arslan ÖZDEMİR

Bir atkı, bir sanatçı ve bir hayal kırıklığı

“Biz senden bir atkı takmanı değil, o atkının temsil ettiği halkın yanında durmanı bekledik. Çünkü gerçek sanatçılık, yalnızca halkın şarkısını söylemek değil, gerektiğinde halkın sesine ses olmaktır.”

Zülfü Livaneli'nin Diyarbakır'da Tigris Senfoni Orkestrası konserinde boynuna Amedspor atkısı takması, aslında güzel bir dayanışma ve kardeşlik fotoğrafıydı. Fakat sonrasında yaptığı açıklamalar, bu güzel fotoğrafın önüne geçti.

Livaneli, atkının kendisine Amedspor Başkanı tarafından takıldığını, kendisinin de bu atkıyla izleyicileri selamladığını anlatma ihtiyacı duydu. Hatta açıklamasında, sanki istemeden yapılmış bir davranışı izah edercesine bir dil kullandı.

Oysa kendisine yakışan çok daha sade, çok daha güçlü ve çok daha onurlu bir açıklama yapmaktı:

"Evet, Amedspor atkısını taktım. Ne olmuş yani? Amedspor bu halkın takımıdır. Milyonların sevgisini, umudunu ve sesini temsil ediyor. Bu atkıyı taşımaktan da gurur duydum."

Hepsi bu kadar!

O gece salonda yaklaşık 1700 kişi vardı. Üstelik iki önemli futbol maçının oynandığı bir gecede insanlar senfoni konserini tercih etmişti. Bu insanların çok büyük bir bölümü Amedspor'a gönül vermiş, aynı zamanda Livaneli'nin şarkılarıyla büyümüş insanlardı. Yani salonda yalnızca bir sanatçının dinleyicileri değil, onun ezgilerinde kendi hayatından izler bulmuş insanlar vardı.

Onlar belki de Livaneli'nin boynundaki Amedspor atkısında kendilerine yönelik küçük ama anlamlı bir selam gördüler. Çünkü bazen bir atkı, yalnızca bir futbol takımının renklerini taşımaz; bir kentin hafızasını, bir halkın aidiyetini ve yıllardır biriktirdiği duyguları da taşır.

Ancak Livaneli'nin sonrasındaki açıklamaları, bu güzel duygunun üzerine gölge düşürdü. Üstelik konuyu PKK'ye ve geçmişte öldürülen arkadaşı Onat Kutlar'a bağlaması da ayrı bir hayal kırıklığı yarattı. Onat Kutlar'ın katledilmesi elbette acı bir tarihsel gerçektir ve bunun acısını küçümsemek mümkün değildir. Ancak Amedspor atkısı üzerinden yapılan bir dayanışma jestini bu olayla ilişkilendirmenin ne gereği vardı?

İnsan ister istemez soruyor: Zülfü Livaneli, sana yakıştı mı?

Biz seni dün tanımadık. Yıllarca şarkılarını dinledik, kitaplarını okuduk, düşüncelerine kulak verdik. Senin sesinde özgürlüğün, barışın, eşitliğin ve kardeşliğin izlerini aradık.

1985 yılında üniversite öğrencisiyken, ilk aldığım Walkman'de senin kasetlerini dinliyordum. Bunun yüzünden yurt müdürlüğü tarafından soruşturmaya bile tabi tutuldum. Ama vazgeçmedim. Seni dinlemeye devam ettim. Çünkü o yıllarda senin şarkıların bizim için yalnızca müzik değildi; başka bir dünyanın, özgürlüğün ve umudun sesiydi.

Şimdi dönüp bakıyorum da insanın en çok canını acıtan şey, yıllarca değer verdiği bir insandan beklediği duruşu görememesiymiş.

Biz senden kimseye hesap vermeni istemedik. Bir atkıyı neden taktığını anlatmanı da beklemedik. Tam tersine, o atkıyı sahiplenmeni, Amedspor'un milyonlarca insanın gönlündeki yerini görmeni ve bunu cesaretle ifade etmeni bekledik.

Hele ki bu topraklarda yeniden barışın konuşulduğu, insanların birbirine yaklaşmak için küçük de olsa işaretler aradığı bir dönemde...

80 yaşına gelmiş, yaşamı boyunca eserleriyle milyonlara seslenmiş bir sanatçı olarak çok daha büyük bir söz söyleme fırsatın vardı. Belki tek bir cümlen, yıllardır birbirine mesafeli duran insanların yüreğinde yeni bir kapı aralayacaktı. Belki Diyarbakır'dan bütün Türkiye'ye uzanan güçlü bir kardeşlik mesajı verecektin. Biz de seni ayakta alkışlayacaktık.

Ama sen bunun yerine kendini açıklama ve mesafe koyma ihtiyacı hissettin. Oysa bazen sanatçının büyüklüğü, alkışlandığı salonlarda değil, insanların kendisinden beklediği insani ve vicdani duruşu gösterebildiği anlarda ortaya çıkar.

Bizi üzen Amedspor atkısını takman değil; o atkıyı takmış olmaktan dolayı kendini açıklamak zorunda hissetmen ve kullandığın dil oldu. Belki de insanın en büyük hayal kırıklığı, bir yabancıdan değil, kendisine yakın hissettiği birinden gelir. Biz seni yıllarca şarkılarınla sevdik. Şimdi ise o şarkıları dinlerken bu açıklamanı da hatırlayacağız.

Yine yanıldık, yine hayal kırıklığına uğradık. Devrimci, özgürlükçü ve barıştan yana bildiğimiz bir sanatçının, böylesine anlamlı bir anda daha cesur bir duruş sergilemesini bekledik.

Unutma Livaneli; bir sanatçının mirası yalnızca geride bıraktığı şarkılar ve kitaplardan ibaret değildir. Bazen bir cümlesi, bazen de söylemekten kaçındığı bir söz, onun hafızalardaki yerini belirler.

Ve belki de bu hikâyenin en acı tarafı şudur: Biz o gece senin boynundaki atkıda bir kardeşlik mesajı gördük. Sen ise sonrasında o atkının hesabını verme ihtiyacı duydun.

İşte hayal kırıklığımız tam da burada başladı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arslan ÖZDEMİR Arşivi