Arslan ÖZDEMİR

Arslan ÖZDEMİR

Diyarbakır’ın geleceği için: Bağımlılıkla mücadelede sosyolojik seferberlik

“Sosyologlar, toplumun görünmeyen yaralarını ortaya çıkaran ve çözüm yollarını bilimsel akılla aydınlatan rehberlerdir; toplumu anlamadan sorunlarını çözemeyiz.”

Diyarbakır’ın sokaklarında, mahalle aralarında ve kimi zaman en yakınımızdaki insanların hayatlarında sessizce büyüyen bir sorun var: Madde bağımlılığı. Rezan’dan (Bağlar) Sûr’a, Yenişehir’den Peyas’a (Kayapınar) kadar kentin farklı bölgelerinde hissedilen bu sorun, yalnızca bireylerin yaşamını değil, aileleri, mahalle ilişkilerini ve toplumsal dayanışmayı da etkiliyor.

Her bağımlılık öyküsünün arkasında bir insan var. Belki çocukluğunda yeterince dinlenmemiş, belki işsizlikle mücadele etmiş, belki ailesinden ve çevresinden uzaklaşmış, belki de yaşadığı acılarla baş etmek için yanlış bir yola sürüklenmiş bir insan… Bu nedenle madde bağımlılığını yalnızca bireysel bir irade sorunu olarak görmek, meselenin gerçek boyutunu anlamamızı zorlaştırır.

Bir genci bağımlılıkla karşı karşıya bırakan koşulları konuşmadan, onu bu durumdan uzaklaştırmanın yollarını bulamayız. Yalnızca sonuçlarla mücadele etmek yetmez; o sonuçları ortaya çıkaran toplumsal nedenleri de anlamak gerekir.

Madde bağımlılığı, insanın sağlığını ve yaşamını tehdit etmesinin yanında aile içindeki güveni, arkadaşlık ilişkilerini ve mahalle dayanışmasını da zedeleyebilir. Aileler çoğu zaman ne yapacaklarını bilemeden çaresizlik yaşarken, gençler dışlanma, damgalanma ve yalnızlıkla karşı karşıya kalabiliyor. Bazen bir aile yaşadığı sorunu gizlemek zorunda hissediyor; bazen bir genç, anlaşılmayacağını düşündüğü için yardım istemekten kaçınıyor.

Oysa bağımlılıkla mücadelede insanı utandırmak, suçlamak ve toplumun dışına itmek çözüm değildir. İnsanı sorunun kendisiyle özdeşleştirmek yerine, yaşadığı sorunu anlamak ve iyileşme sürecinde ona eşlik etmek gerekir.

Çünkü bağımlılık yaşayan bir insan, toplumdan vazgeçilmesi gereken biri değil; yeniden hayata tutunabilmesi için desteğe ihtiyaç duyan bir bireydir.

Diyarbakır’ın gençlerini yalnızca tehlikeler üzerinden konuşmak da doğru değildir. Gençlerin hayalleri, yetenekleri, beklentileri ve kendilerini gerçekleştirme arzuları vardır. Bu potansiyelin açığa çıkabilmesi için güvenli sosyal alanlara, nitelikli eğitime, kültürel faaliyetlere, istihdam olanaklarına ve kendilerini ifade edebilecekleri ortamlara ihtiyaçları bulunuyor.

Madde bağımlılığıyla mücadelede sağlık hizmetleri, psikolojik destek ve tedavi olanakları vazgeçilmezdir. Ancak kalıcı ve kapsamlı bir mücadele için bunların yanında sosyolojik çalışmaların da güçlü bir biçimde yürütülmesi gerekir.

Sosyologlar, bağımlılığın hangi toplumsal koşullarda yaygınlaşabildiğini, gençlerin hangi sorunlarla karşılaştığını, ailelerin ne tür desteklere ihtiyaç duyduğunu ve mahallelerdeki dayanışma ilişkilerinin nasıl güçlendirilebileceğini araştırabilir. Böylece yalnızca sorunun nerede görüldüğünü değil, hangi koşullar altında ortaya çıktığını ve nasıl önlenebileceğini de anlayabiliriz.

Diyarbakır’da yürütülecek sosyolojik çalışmaların masa başında hazırlanan raporlarla sınırlı kalmaması önemlidir. Sosyologlar mahallelere inmeli, gençlerle konuşmalı, aileleri dinlemeli, öğretmenlerle, sağlık çalışanlarıyla ve mahalle temsilcileriyle bir araya gelmelidir. İnsanların deneyimlerini yargılamadan dinleyen, gizliliğe önem veren ve güven ilişkisi kuran bir çalışma yöntemi benimsenmelidir.

Bu çalışmalar sonucunda her mahallenin ihtiyaçları ayrı ayrı belirlenebilir. Çünkü her mahallenin sosyal yapısı, gençlerin karşılaştığı sorunlar ve mevcut dayanışma olanakları aynı değildir. Bir yerde işsizlik öne çıkarken başka bir yerde sosyal dışlanma, eğitimden kopuş, aile içi sorunlar veya gençlerin kendilerini ait hissedebilecekleri alanların eksikliği daha belirleyici olabilir. Bunların hangisinin ne ölçüde etkili olduğu ise sahada yapılacak araştırmalarla ortaya konulmalıdır.

Özellikle yerel yönetimler, madde bağımlılığıyla mücadeleyi yalnızca dönemsel kampanyalarla veya sınırlı sosyal projelerle ele almamalıdır. Bu mesele, uzun vadeli ve bilimsel temellere dayanan bir toplumsal politika gerektiriyor.

Öncelikle Diyarbakır’ın bütün ilçelerinde sosyologların, sosyal hizmet uzmanlarının, psikologların ve sağlık çalışanlarının birlikte çalışacağı ekipler oluşturulmalıdır. Bu ekipler mahallelerin ihtiyaçlarını belirlemeli, düzenli saha araştırmaları yapmalı ve elde ettikleri bulgular doğrultusunda somut programlar geliştirmelidir.

Gençlerin spor, sanat, müzik, kültür ve eğitim faaliyetlerine ücretsiz veya kolay erişim sağlayabilecekleri alanlar artırılmalıdır. Mahalle merkezleri yalnızca hizmet sunulan yerler değil, gençlerin fikir üretebildiği, sorumluluk alabildiği ve kendilerini toplumun değerli bir parçası olarak hissedebildiği mekânlara dönüştürülmelidir.

Ailelere yönelik bilgilendirme ve danışmanlık hizmetleri yaygınlaştırılmalı; bağımlılıkla karşılaşan ailelerin yalnız bırakılmaması sağlanmalıdır. Tedaviye erişim kolaylaştırılmalı, bağımlılık deneyimi yaşayan bireylerin topluma yeniden katılımını destekleyecek eğitim ve istihdam programları geliştirilmelidir.

Bütün bunlar yapılırken resmi kurumlar, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, meslek odaları, üniversiteler ve mahalle inisiyatifleri arasında kalıcı bir iş birliği kurulmalıdır. Her kurumun ne yaptığı, hangi ihtiyaca cevap verdiği ve çalışmaların ne ölçüde sonuç ürettiği düzenli olarak değerlendirilmelidir.

Burada sosyologların rolü yalnızca sorunları tespit etmek değildir. Sosyologlar, toplumsal ihtiyaçların anlaşılmasına, kurumlar arasında koordinasyon kurulmasına ve uygulanan politikaların etkisinin değerlendirilmesine de katkı sunmalıdır.

Bir kentin geleceği, gençlerinin kendilerini ne kadar güvende hissettiğiyle, hayata ne kadar umutla baktığıyla ve toplumun içinde kendilerine ne kadar yer bulabildiğiyle yakından ilişkilidir. Gençlerin yaşadığı sorunları görmezden gelmek, onları yalnızca tehlikeler üzerinden tanımlamak veya bağımlılık yaşayanları toplumun dışına itmek, çözüm yollarını daraltır.

Diyarbakır’ın ihtiyacı, gençlere uzaktan öğüt veren değil, onların yanında yürüyen bir toplumsal anlayıştır. Bir gencin neden okuldan uzaklaştığını, neden kendisini yalnız hissettiğini, neden yardım istemediğini ve hangi imkânlarla yeniden güç kazanabileceğini sormak zorundayız.

Bu soruların cevapları yalnızca bireylerin hayatında değil; aile ilişkilerinde, eğitim sisteminde, ekonomik koşullarda, mahalle kültüründe ve kamusal hizmetlerde aranmalıdır.

Madde bağımlılığıyla mücadele, yalnızca bugünü kurtarmak için değil, yarının Diyarbakır’ını kurmak için de önemlidir. Bu nedenle başarıyı sadece yapılan toplantıların, açılan merkezlerin veya düzenlenen etkinliklerin sayısıyla ölçmemeliyiz. Gençlerin tedaviye erişiminde, eğitimde kalmasında, sosyal yaşama katılımında ve yeniden umut kurabilmesinde ne tür değişimler yaşandığına bakmalıyız.

Diyarbakır’da madde bağımlılığına karşı mücadele, yalnızca güvenlik veya sağlık başlığı altında ele alınamayacak kadar kapsamlı bir toplumsal meseledir. Bu mücadele; insanı, aileyi, mahalleyi, ekonomik koşulları ve toplumsal ilişkileri birlikte anlamayı gerektirir.

Yerel yönetimlerin öncülüğünde başlatılacak bilimsel sosyolojik araştırmalar, sorunun görünmeyen boyutlarını ortaya çıkarabilir ve çözüm politikalarının gerçek ihtiyaçlara dayanmasını sağlayabilir. Ancak araştırmaların sonuçları uygulamaya aktarılmalı, çalışmalar süreklilik kazanmalı ve bağımlılıkla mücadele eden insanlar karar süreçlerinin dışında bırakılmamalıdır.

Unutmamalıyız ki bir toplumun gücü, sorun yaşayan insanlarını ne kadar hızlı yargıladığıyla değil, onların yeniden ayağa kalkabilmesi için ne kadar dayanışma gösterdiğiyle ölçülür.

Diyarbakır’ın gençlerini korumak, ailelerin çaresizliğini azaltmak ve mahallelerin dayanışmasını yeniden güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur. Bunun yolu, sorunu inkâr etmekten de yalnızca sonuçlarına müdahale etmekten de geçmiyor. Bilimsel araştırmadan, ortak sorumluluktan, insana saygıdan ve kararlı bir toplumsal mücadeleden geçiyor. Çünkü bir genci yeniden hayata bağlamak, yalnızca bir insanı değil, bir ailenin umudunu ve bir kentin geleceğini de korumaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arslan ÖZDEMİR Arşivi