Oktay Candemir
Fatma Betül'ün suçu ne?
Ey Ahali, duyduk, duymadık demeyin!
Şu tuhaf coğrafyada akıl sağlığını koruyabilmek giderek zorlaştığı bir memlekete döndük.
Bizim memlekette cehaletle özgüvenin gayrimeşru nikâhından doğan ne kadar dâhi varsa, çeşmenin başını tutmuş, bize atar-gider yapıyor.
Herkes bir yerlerden engellendiğini söylüyor. Minibüs şoförü arkadaşımız liyakatsizliğin kurbanı olduğunu söylüyor.
Simitçi arkadaşımız, kütle çekim kuramını çözmek üzereyken, bazı güçler tarafından engellendiğini söylüyor.
Hangi taşı kaldırsan altından bir allame-i cihan ve onu yok etmek isteyen bir deyyus-u ekber çıkıyor!
Gâh çıkarım gökyüzüne, seyreder âlem beni. Gâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni
Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” dediği memlekette, herkes kendisini mürşit, âlim, mütefekkir, devlet adamı ve hatta gerektiğinde kurtarıcı ilan ediyor.
Birde küçük esnaf var. Dünya beşten büyüktür ama onlardan daha küçüktür sanıyorlar,
Cebindeki para azaldıkça, millî duyguları kabarıyor.
Allah devletimize zeval vermesin deyip fırtttt diye çayını içiyor.
Devlet, Millet, Vatan der…
Vatan’da sağ olsun, kendisine bir vergi borcu daha çıkarır.
Kendi dükkânını kurtaramaz ama vatanı kurtarmaya hazırdır.
“Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır” denilmiş bir kere...
Bunlar zekâdan da çalışkanlıktan da nasibini almış olacaklar ki, memlekette herkesin kendine güveni tam.
Bizim milletin gereksiz bir özgüveni var. En fazla ilçe millî eğitim müdürü olabilecek kapasitedekiler, kendini vatanın kurtarıcısı görüyor. Doblo arabası olan Filistin’e gitmeye çalışıyor.
Aşağıda bunlar olurken, yukarıda yeni yasama yılının açılışı yapıldı. Yeni yasama yılı Reisin "diyalog" ve "uzlaşma kültürü" dualarıyla, dervişler dergâhı gibi açıldı. ’Reis’, Mevlana gibi herkese kucağını açtı; ‘Ne olursan ol, gel’ dedi.
Lakin aynı saatlerde İzmir Belediyesi'ne el konulup Mersin Belediye Başkanı gözaltına alınınca, uzlaşmanın bir taktik, hedefteki son fethin ise İstanbul olduğu kısa sürede anlaşıldı…
Yeryüzü ile yetinmeyen ‘Reis’ şimdi de gökyüzüne el attı. "Uzay çalışmalarımız sürüyor, Samanyolu dar geliyor" diye gürledi Reis... Uzay aracını tamamlamak üzere olduklarını ve yüzde 80'in üzerinde bir yerlilik oranına sahip olduğunu söyledi. Yeni yerli ve milli otomobilden sonra yerli ve milli uzay aracımızda geliyor.
Tek uzaylımız Mustafa Topaloğlu’nu ‘Deli’ ilan etmiş bu milletin uzayla imtihanı hiç bitmeyecek.
Arkayı dörtleyelim beyler…
Lütfen kemerlerinizi bağlayın ve sıkı tutunun.
Tamam Reis!
Hepsine boynumuz kıldan ince, ferman padişahındır eyvallah; ama önce şu sokağın, enflasyonun ve pazar tezgâhının derdini tasasını da bir çözsek artık…
Biz gök kubbede yıldız ararken, yerdeki tebaa ekmek davasına bildiği ne kadar küfür varsa saydırıyor.
Geçen gün bankamatik kuyruğunda, sözde bir yurttaşımızın ulu reise zerzenişine tanıklık ettim. Ulu Reisi öyle eleştirdi ki, benim yüzüm kızardı. İçimden ‘Sümme haşa’ dedim. ‘Tövbe estağfurullah’ dedim, hemen ayrıldım oradan. Ne me lazım, başımıza bir iş gelmesin!
Memlekette bu idari ve iktisadi enkaz tavan yapmış, tencere kaynamaz olmuşken, siyaset sahnesinde öyle orta oyunları oynanıyor ki, gözleri foncuk foncuk Fatma Betül Sayan’ın "Çaldıklarımı iade edeceğim, üstü kalsın" kıvamındaki o pişkinliği ülkenin en iyi skeci olmaya aday oldu. Levent Kırca yaşasaydı, neler anlatacaktı kim bilir!
Bizim kadim Nasrettin Hoca’nın o meşhur fıkrası tam da bugünün bürokratik absürtlüğüne, bu tersyüz olmuş devlet nizamına taht kurmak için yazılmıştır:
"Kedi buradaysa, ciğer nerede? Ciğer buradaysa, kedi nerede?"
Ey cemaat-i müslimin! Milyarlık fonlar havada uçuşur; lakin ortada ne kedi kalır ne de ciğer. Kedi, ciğeri bulamayınca evrak yığınları arasında kaybolur; beyin ise mülakat salonlarında arkası kavi olanlara yol vermekten yorgun düşmüş, tozlu arşiv odalarında unutulmuş bir arzuhaldir ancak.
Ama bizde ne hikmetse Cumhuriyet'in kurucu aklı yerle yeksan olmuşken, her dönemin bir “gizli dâhisi”, her mahallenin bir “vatan kurtaranı” var.
Bu kadar kurtarıcının olduğu bir ülkede, bu kadar çok kurtarılmaya muhtaç olmamız garip değil mi?
Asıl memleketi bu tiplerden kurtarmak gerekmiyor mu?
Ateşi ve ihaneti gördük, fakat yılmadım; çözüm yoluna gittim. İtfaiyeyi çağırdım ama bu toprakların köklü ironisini, bu devranın kadim çelişkisini henüz halledemedim. Biliyorum ki güneş buzdan evimi yıktı, koca buzlar düştü, putların boyunları kırıldı. Lakin ne çare, yıkılan her putun gölgesinden daha beteri doğuyor.
"İbrâhîm, içimdeki putları devir, elindeki baltayla/Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim"
Ey ahali, ey bu devranın garip seyyahları! Evvelin şu kediyi bir bulalım yarenler, beyne sonra nazar eyleriz! Zira ciğeri yiyen kedi mi, yoksa kediyi yutan bu dipsiz cehalet mi, henüz temyiz edebilmiş değiliz.
Şimdi bir de dönüp bakalım:
Kedi nerede?
Ciğer nerede?
Beyin nerede?
Bulursak ha işte o zaman memleketi kurtarabiliriz.
Bu millet bunu hak ediyor, öyle mi?
19 Eylül 2026 Cumartesi 16:23Anne kafamda ‘MİT’ var
17 Eylül 2026 Perşembe 15:04Eşeoğlueşekler
14 Eylül 2026 Pazartesi 14:4412 Eylül ölmedi, kalbimizde yaşıyor
12 Eylül 2026 Cumartesi 20:08Kolonoskop ve İdris Naim Şahin
05 Eylül 2026 Cumartesi 16:38Davutoğlu soruşturması ve etme bulma dünyası
04 Eylül 2026 Cuma 10:30Bir Valinin, bir İl Başkanı
02 Eylül 2026 Çarşamba 16:39Oktay Candemir: İyi ki varsınız!
27 Ağustos 2026 Perşembe 16:23Ölülerin arkasından barışı konuşmak
24 Ağustos 2026 Pazartesi 16:4015 Ağustos 1984'den bugüne 'Son Terörist'
15 Ağustos 2026 Cumartesi 13:16
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.