Yahya Öger

Yahya Öger

‎Biz o sınıfta mıydık?

‎Biz o sınıfta mıydık?

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin dinî durumuyla ilgili bazı rakamlar yeniden sosyal medyada dolaşıma girdi. “Toplum dinden kopuyor” yorumları peş peşe geldi.

‎Böylesine önemli bir konuda, kaynağı belli olmayan paylaşımlarla hüküm vermeyi doğru bulmadım.

‎Araştırmanın sahibi Mehmet Ali Kulat Bey’i aradım. “Bu çalışma gerçekten yapıldı mı, kendisine ulaşabilir miyiz?” diye sordum. Sağ olsun, MAK Danışmanlık’ın 2025 Din Araştırmasını benimle paylaştı.

‎Böylece sosyal medyadaki iddiaları değil, araştırmanın kendisini konuşma imkânımız oldu.

‎Araştırma 2-12 Eylül 2025 tarihleri arasında, 24’ü büyükşehir olmak üzere 48 ilde 6.400 kişiyle yüz yüze gerçekleştirilmiş. İlçe, köy, belde ve mahallelerde yapılan çalışmada örneklemin yaş, cinsiyet ve eğitim gibi değişkenlerde Türkiye’nin genel yapısını yansıtmasına dikkat edilmiş.

‎Şimdi rakamlara bakalım.

‎Allah’ın varlığına inananların oranı yüzde 89. Peygamberlere inananlar yüzde 79. Ahirete inananlar yüzde 77. Kur’an-ı Kerim ve diğer ilahi kitapların vahiy olduğuna inananların oranı yüzde 75.

‎Demek ki Türkiye’nin büyük çoğunluğu hâlâ temel dinî inançlarını koruyor.

‎O halde mesele “Türkiye dinden çıktı” kadar basit değil.

‎Asıl mesele bundan sonra başlıyor.

‎Araştırmada “Dininiz davranış ve yaşam biçimlerinizi etkiliyor mu?” diye soruluyor.

‎Yüzde 25 “çok etkiler” diyor.

‎Yüzde 44 “kısmen veya az etkiler” diyor.

‎Yüzde 26 ise “hiç etkilemez” cevabını veriyor.

‎İşte üzerinde düşünmemiz gereken yer burası.

‎İnanç var. Peki inanç davranışa ne kadar dönüşüyor?

‎Kur’an evlerde var. Fakat düzenli okuyanların oranı yüzde 25. Daha çarpıcısı, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealini hiç okumayanların oranı yüzde 87.

‎Peki dinî bilgi nereden öğreniliyor?

‎Yüzde 71 internetten.

‎Dini kitaplardan yüzde 14.

‎Din görevlilerine sorarak yüzde 5.

‎Bu tablo bize yalnızca dinî alışkanlıkların değiştiğini değil, dinî otoritenin de değiştiğini söylüyor.

‎Eskiden aile, mahalle, hoca, imam, kitap ve cemaat vardı.

‎Şimdi internet var.

‎Telefonun ekranında yüzlerce farklı din anlatısı var.

‎İnsan, dinî bilgisini giderek daha fazla kendi seçtiği kaynaktan edinmeye çalışıyor.

‎MAK’ın araştırmanın genel değerlendirmesinde vardığı sonuç da dikkat çekici: Yaşanan süreç doğrudan bir “dinden kopuş” olarak değil; dinin daha kişisel, seçici, sorgulayıcı ve çoğulcu bir biçime dönüşmesi olarak değerlendiriliyor. Geleneksel dinî otoritelerin etkisi azalırken bireysel arayış güçleniyor.

‎Peki bunca cami, imam, Kur’an kursu, imam hatip, ilahiyat fakültesi ve Diyanet neden tabloyu tek başına değiştirmiyor?

‎Çünkü kurum sayısı ile insanın içine dokunma gücü aynı şey değildir.

‎Bir çocuğa yıllarca din dersi verebilirsiniz.

‎Ama ona adaletin, dürüstlüğün ve kul hakkının gerçekten yaşandığını göstermezseniz, çocuk çok geçmeden söylenenle yaşanan arasındaki farkı öğrenir.

‎Hiçbir eğitim, örneklik kadar güçlü değildir.

‎Türkiye’nin çok partili siyasi hayatında da sağ ve muhafazakâr çizgideki partiler uzun dönemler boyunca iktidarda oldu. 1950-1960 arasında Demokrat Parti, 1965-1971 arasında Adalet Partisi tek başına iktidardı; 1983 sonrasında ANAP uzun süre hükümette kaldı. 1996-97’de Refah-Yol hükümeti kuruldu. 2002’den itibaren ise AK Parti hükümetleri dönemi başladı. TBMM kayıtları da özellikle Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP ve AK Parti dönemlerini uzun süreli tek parti iktidarları olarak ortaya koyuyor.

‎Dolayısıyla soru şudur:

‎Muhafazakâr ve sağ siyasetin bu uzun iktidar geçmişine rağmen neden dinî kimlik ile ahlâkî davranış arasında daha güçlü bir bağ kuramadık?

‎Cevap belki de siyasetin tek başına bunu yapamayacağında.

‎Siyasi iktidar cami yapabilir, Kur’an kursu açabilir, imam hatiplerin ve ilahiyatların sayısını artırabilir.

‎Ama insanın içine vicdan yerleştiremez.

‎Dinin asıl gücü de zaten burada değil mi?

‎Polis yokken doğruyu yapmak.

‎Kamera yokken emanete sahip çıkmak.

‎Kimse görmezken kul hakkından kaçınmak.

‎“Kimse bilmiyor” denilen yerde bile, “Allah biliyor” diyebilmek.

‎Bu iç denetim zayıfladığında, dindarlık görünür olabilir; fakat ahlâk görünmez kalabilir.

‎Araştırmanın bir başka sonucu da bu açıdan çok önemli.

‎“İyi/ahlaklı insan olmak için dindar olmak gerekli midir?” sorusuna yüzde 43 “evet”, yüzde 45 “hayır” diyor.

‎Bu, toplumun önemli bir bölümünün ahlâkı yalnızca dinî kimlikle açıklamadığını gösteriyor.

‎Bu durum “toplum ahlâksızlaşıyor” demek değildir.

‎Ama dinî kurumlar için ciddi bir sorudur:

‎Din, insana sadece neye inanacağını mı anlatacak; yoksa nasıl yaşayacağını da yeniden gösterebilecek mi?

‎Bence artık “Kaç kişi dindar?” sorusunun yanına başka sorular koymalıyız:

‎Kimse görmediğinde dürüst müyüz?

‎Haksız kazançtan uzak duruyor muyuz?

‎Yakınımız haksız olduğunda karşısında durabiliyor muyuz?

‎Siyasi görüşümüzden olmayanın hakkını da kendi hakkımız kadar savunabiliyor muyuz?

‎Kamu malını kendi malımız gibi koruyor muyuz?

‎Çünkü toplumun gerçek ahlâkını, insanların yalnız kaldıklarında ne yaptıkları gösterir.

‎MAK’ın 2025 araştırması bana göre “Türkiye dinden çıktı” demiyor.

‎Daha önemli bir uyarı yapıyor:

‎İnanç hâlâ güçlü; fakat inanç ile davranış, dinî kimlik ile iç denetim arasındaki bağ yeniden şekilleniyor.

‎Belki de mesele daha fazla cami, daha fazla kurs, daha fazla kurum üretmekten önce, mevcut dinî birikimin insanın vicdanına nasıl dokunduğunu yeniden düşünmektir.

‎Çünkü dindarlığın en güçlü göstergesi, insanın herkesin önünde nasıl göründüğü değil;

‎kimse görmediğinde nasıl davrandığıdır.

‎Bu yüzden soruyu değiştirelim:

‎Biz o sınıfta mıydık?

‎Yoksa yıllardır sınıfı doldurduk da, asıl dersi mi kaçırdık?Bu metinde özellikle “MAK araştırması Türkiye dinden çıkıyor demiyor” cümlesini araştırmanın kendi sonuçlarıyla uyumlu tuttum; rapor da dinin Türkiye'de merkezi değer olmayı sürdürdüğünü, fakat ilişkinin daha kişisel ve seçici hale geldiğini söylüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi