Biz nasıl bu hale geldik?
Bugün kiminle oturup konuşsanız, sohbetin bir yerinde mutlaka bu soru gelir: “Biz nasıl bu hale geldik?” Belki de çağımızın en ortak cümlesidir. Yıllar önce babam İstanbul’a gitmişti. Döndüğünde bana, “Oğlum, İstanbul’da en ucuz şey insan,” demişti. Şaşkınlıkla “Nasıl yani?” diye sordum. “İnsanın çok olduğu, insanın sermaye gibi pazarlandığı yerde en ucuz olan yine insandır,” diye cevap vermişti. O gün bu sözün derinliğini tam anlayamamıştım. Bugün ise her gün yeniden anlıyorum.
Sabah haber sitelerini açıyoruz. Karşımıza çıkan manzara hep aynı: Dolandırıcılık şebekeleri, uyuşturucu kartelleri, cinayetler, tacizler, tecavüzler, kadına yönelik şiddet… Daha da acısı, bu suçlara karışan insanların kimlikleri bazen aklımızın almayacağı kadar şaşırtıcı oluyor. Bir zamanlar güven duyduğumuz, örnek gösterdiğimiz insanların bile böylesi olayların içinde yer alabildiğini görmek, toplumsal vicdanı her geçen gün biraz daha yaralıyor.
İşte tam da bu noktada insanın aklına başka bir soru geliyor: Toplumda iyiler mi kalmadı, yoksa iyiler sessiz kalmayı mı tercih ediyor? Çünkü kötülük, çoğu zaman gücünü kendi cesaretinden değil, iyilerin sessizliğinden alır.
Bugün toplumun üzerine kara bir bulut çökmüş gibi. Tahammülsüzlük sıradanlaştı. Asabiyet günlük hayatın dili oldu. Gülümseyen yüzler azaldı. İnsanlar birbirine selam vermekten bile çekinir hale geldi.
Memnuniyetsizlik, mutsuzluk ve öfke adeta bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı. Bütün bunları yalnızca ekonomik sıkıntılarla açıklamak kolaycılık olur. Elbette ekonomik şartlar insanların hayatını zorlaştırır; ancak vicdanı, ahlakı ve merhameti tek başına ekonomi belirlemez. Asıl mesele, değerlerimizin aşınmasıdır.
Öyle bir anlayış yerleşti ki toplumun içine; herkes fırsatını kolluyor. Diline namusu dolayan kimi zevatın, fırsatını bulduğunda ne kadar namussuz davranabildiğine defalarca şahit oluyoruz. Kamu malını emanet bilenlerin değil, onu ganimet görenlerin haberleriyle karşılaşıyoruz. Yolsuzluk iddiaları artık şaşırtmıyor, sadece mide bulandırıyor. Bir dönem en ağır sözleri söyleyen gazetecilerin, gün gelip eleştirdikleri yapılarla iç içe olduklarının ortaya çıkması bile toplumda beklenen infiali oluşturmuyor. Çünkü insanlar artık hayal kırıklığı yaşamaktan yoruldu. Güven duygusu o kadar örselendi ki hiçbir skandal, eskisi kadar şaşırtmıyor.
Sosyal medya ise ayrı bir mesele… Bilginin değil gürültünün, düşüncenin değil hakaretin, ahlakın değil linç kültürünün hâkim olduğu devasa bir çöplüğe dönüşmüş durumda. En çok bağıran en haklı sanılıyor. En çok hakaret eden en cesur kabul ediliyor. Değer üretenler değil, gündem üretenler alkışlanıyor. Toplum olarak sahip olduğumuz ne kadar değer varsa, birer birer ayaklar altına seriliyor. Saygı, nezaket, utanma, vefa, liyakat, adalet… Sanki hepsi eski bir dünyanın gereksiz yükleriymiş gibi terk ediliyor.
Peki umut var mı? Evet var. Algoritmalarla karşımıza çıkarılan bunca olumsuzluklara karşı Anadolu insanı en zor zamanlarında ümitle zafere ulaşmıştır. Çünkü bu toplum hâlâ iyiliği görünce mutlu olabiliyor. Hâlâ vicdan sahibi insanlar var. Hâlâ dürüstçe yaşayan, emeğiyle ayakta duran, kul hakkından korkan milyonlarca insan bu ülkenin omurgasını oluşturuyor. Belki sesleri çok çıkmıyor ama bu ülkeyi ayakta tutan da onlar.
Belki de artık yapılması gereken şey, kötülüğün gürültüsüne teslim olmak değil; iyiliğin sesini biraz daha yükseltmektir. Çünkü bir toplum, kötüler çoğaldığı için değil; iyiler sustuğu zaman kaybetmeye başlar. Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Biz nasıl bu hale geldik? Daha önemlisi ise şu: Buradan yeniden nasıl ayağa kalkacağız?
Sessiz kalmak artık bir seçenek değil. Her birimizin, kendi alanında, kendi ölçeğinde doğruyu söylemesi, dürüstlüğü yaşaması ve merhameti görünür kılması gerekiyor. Çünkü toplum, yalnızca büyük ideallerle değil, küçük ama tutarlı iyiliklerle de yeniden ayağa kalkar. Ve o kalkış, bir gün “nasıl bu hale geldik” sorusunun yerini “nasıl toparlandık” sorusuna bırakabilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.