Arslan ÖZDEMİR
Sur’da kaldırım çıkmazı: Kent hakkı ile geçim arasında sıkışan şehir
“Geçim mücadelesi kutsaldır; ama kaldırımlar kamusal alandır ve herkesindir.”
Diyarbakır’da yıllardır süregelen kaldırım işgali meselesi, artık münferit bir zabıta müdahalesi olmaktan çıkmış; kentin kamusal düzeni, ekonomik gerçekliği ve kentlileşme süreciyle doğrudan ilişkili yapısal bir soruna dönüşmüştür. Özellikle Sur ilçesinin merkezi noktalarından biri olan Dağkapı’da yaşanan son olay, bu gerilimin ne kadar derinleştiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Akşam saatlerinde Nebi Camii önünde zabıta ekipleri ile uzun süredir aynı bölgede tezgâh açarak meyve satan seyyar satıcılar arasında gerginlik yaşanmıştır. İddiaya göre zabıta ekipleri, bölgedeki kaldırımları boşaltmak amacıyla satıcıları kaldırmak istemiş; bu müdahale sırasında taraflar arasında tartışma çıkmıştır. Gerginliğin büyümesi üzerine bazı satıcıların tezgâhlardaki meyve ve sebzeleri caddeye döktüğü, çevrede kısa süreli bir kargaşa ve yoğunluk oluştuğu görülmüştür.
Yaşanan gerilim, tarafların karşılıklı görüşmeleri ve esnafın özür dilemesiyle sona ermiş, belediye ile satıcılar arasında yeniden bir mutabakata varılmıştır. Ancak bu, ilk değildir. Daha önce de benzer olaylar yaşanmış; zabıta müdahaleleri sonrası anlaşmaya varılmış, fakat bir süre sonra kaldırımlar yeniden işgal edilmiştir. Sorun, geçici uzlaşmalarla ötelenmiş; kalıcı bir çözüme dönüştürülememiştir.
Kaldırımlar Kimin?
Kaldırımlar kamusal alandır. Yayaların güvenli ve özgür şekilde hareket edebilmesi için vardır. Ancak kent merkezinde birçok noktada kaldırımların tezgâh, masa, sandalye ve ürün sergileriyle işgal edilmesi, yayaları araç yoluna mecbur bırakmaktadır. Bu durum yalnızca bir düzen meselesi değil; aynı zamanda temel bir kent hakkı meselesidir. En çok da yaşlılar, çocuklar, engelliler ve kadınlar mağdur olmaktadır.
Öte yandan seyyar satıcıların varlığı yalnızca “kural ihlali” olarak okunamaz. Artan hayat pahalılığı, işsizlik ve düşük gelir düzeyi birçok kişiyi enformel ticarete yöneltmektedir. Belediyenin alternatif satış alanları göstermesine rağmen bu alanların müşteri potansiyeli açısından yeterli görülmemesi, direnci artırmaktadır. Mesele bu yönüyle ekonomik ve sosyolojik bir zemine dayanmaktadır.
Ancak ekonomik gerekçeler, kamusal alanın sınırsız kullanımını haklı kılmaz. Kamusal alanın bireysel ihtiyaçlara göre şekillenmesi, uzun vadede kent yaşamını daha da düzensiz hale getirir. Kent hakkı, bir grubun değil; herkesin hakkıdır.
Neden Sürekli Gerilim Yaşanıyor?
Zabıta müdahalelerinin süreklilik arz etmemesi kalıcı çözüm üretmemektedir. Müdahale anında yaşanan sertlik ya da karşılıklı tepki, meseleyi duygusal bir zemine taşımakta; güven krizini derinleştirmektedir. Dağkapı’da yaşanan son olayda tezgâhların devrilmesi ve ürünlerin yere dökülmesi, taraflar arasındaki kırılganlığı açık biçimde göstermiştir.
Asıl sorun, kuralların toplumsal meşruiyet kazanamamasıdır. Eğer esnaf kaldırımı işgal etmeyi geçim hakkının doğal bir uzantısı olarak görüyorsa; zabıta ise bunu yalnızca bir yasak ihlali olarak değerlendiriyorsa, ortak bir zemin oluşmamaktadır. Bu nedenle yapılan her geçici mutabakat, kısa vadeli bir sükûnet sağlasa da uzun vadede tekrar eden krizlere yol açmaktadır.
Bizler, Diyarbakır halkı olarak kaldırımlarımızın işgal edilmesine karşıyız. Kentimizde kaldırımlarda özgürce, güvenle yürümek istiyoruz. Çocuklarımızın, yaşlılarımızın ve engelli bireylerin araç trafiğine inmeden hayatlarını sürdürebildiği bir şehir talep ediyoruz.
Bu nedenle açıkça ifade ediyoruz:
Bir daha hiçbir esnafın kaldırımları işgal etmesini istemiyoruz.
Kaldırımları işgal eden esnaftan alışveriş yapmayacağız.
Çünkü bu mesele yalnızca ticaret değil; ortak yaşam kültürü meselesidir. Kamusal alanın korunması, hepimizin sorumluluğudur.
Çözüm İçin Ne Yapılmalı?
Keyfi ya da dönemsel değil, istikrarlı uygulamalar yapılmalı.
Seyyar satıcılar için merkezi ve cazip satış alanları oluşturulmalı.
Esnaf temsilcileri, belediye ve sivil toplum birlikte kalıcı çözüm üretmeli.
Kent hakkı ve ortak yaşam kültürü üzerine yerel farkındalık çalışmaları yapılmalı.
Diyarbakır gibi köklü bir şehirde kamusal alanın düzenli ve adil kullanımı, kentin geleceği açısından kritik önemdedir. Nebi Camii önünde yaşanan gerilim, yalnızca bir zabıta-esnaf tartışması değil; kamusal alanın nasıl paylaşılacağına dair toplumsal bir sınavdır.
Kaldırımlar işgal edilmemelidir. Bu mesele ne yalnızca zabıtanın sert müdahalesiyle ne de esnafın direnciyle çözülebilir. Çözüm; ekonomik gerçekliği gözeten, kamusal hakkı koruyan ve toplumsal mutabakatı esas alan bir yaklaşımda yatmaktadır.
Diyarbakır hepimizin. Kaldırımları da öyle.
Son düdüğe kadar direniş, zirvede Amedspor
21 Eylül 2026 Pazartesi 11:00Diyarbakır’ın eğitim sorunları ve çözüm arayışı
17 Eylül 2026 Perşembe 10:56Amedspor: Farklılıklarımızın ortak rengidir.
14 Eylül 2026 Pazartesi 16:29Dengbêj Evi: Bir evden daha fazlası, bir kalkın hafızası
10 Eylül 2026 Perşembe 10:47Diyarbakır’da parklar annelerin korkulu rüyası olmuş
07 Eylül 2026 Pazartesi 10:01Tarihimizle övünüyoruz, peki tarihimize sahip çıkıyor muyuz?
03 Eylül 2026 Perşembe 12:19Formamız üzerimizde, Umudumuz yüreğimizde
30 Ağustos 2026 Pazar 18:56Amedspor’u da barışı da durduramazsınız!
27 Ağustos 2026 Perşembe 11:46Bir saldırıdan daha fazlası: Umudu korumak, barışı inşa etmek
24 Ağustos 2026 Pazartesi 09:38Bir saç örgüsüne sığmayan adalet
20 Ağustos 2026 Perşembe 15:15
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.