Halı altına süpürülen sorunlar bir gün kapımızı çalar
Bölgemizde ve ülkemizde bazı sorunları konuşmaktan hâlâ çekiniyoruz. Oysa konuşulmayan, üzeri örtülen ve halının altına süpürülen hiçbir sorun ortadan kalkmıyor. Tam tersine, zamanında müdahale edilmeyen meseleler büyüyor, derinleşiyor ve bir süre sonra çok daha ağır toplumsal sonuçlarla karşımıza çıkıyor.
Uyuşturucu, bağımlılık, fuhuş, gençlerin suça sürüklenmesi ve aile yapısının zayıflaması artık birkaç kişinin meselesi değildir. Bunlar doğrudan toplumun geleceğini ilgilendiren ciddi sorunlardır.
Asıl tehlike ise bu sorunların varlığından çok, toplumun bunlara karşı zamanla duyarsızlaşmasıdır.
İnanç sahibi yapılar nerede duruyor?
İslami hassasiyet taşıyan yapıların bu meselelerde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğine inanıyorum.
İnanç sadece kürsülerde anlatılan sözlerden ibaret değildir. İnancın toplumsal karşılığı, insanın derdine dokunabilmektir. Uyuşturucu batağına sürüklenen bir gence el uzatmak, ailesi dağılan bir ailenin yanında olmak, bağımlılıkla mücadele eden insanlara destek vermek de bir sorumluluktur.
Özellikle zaman içerisinde ekonomik olarak büyüyen, büyük kurumlara ve adeta holding ölçeğinde yapılara dönüşen bazı cemaat ve dini oluşumların kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor:
Sahip olduğumuz imkânların ne kadarını toplumun gerçek yaralarını sarmak için kullanıyoruz?
Manevi bir misyon taşıyan yapının büyüklüğü, yalnızca sahip olduğu binalar, şirketler veya ekonomik imkânlarla ölçülmemelidir. Asıl ölçü, toplumun en zor zamanında nerede durduğudur.
Uyuşturucuyla mücadele, alan hakimiyeti yarışına dönüşmemeli
Yerelde uyuşturucu satıcılarıyla mücadele eden, gençleri korumaya çalışan kimi yapıların çabasını da görmezden gelemeyiz. Ancak burada önemli bir çizgiyi korumak zorundayız.
Uyuşturucuyla mücadele başka, herhangi bir grubun mahallede veya bölgede “alan hakimiyeti” kurmaya çalışması başkadır.
Devletin olmadığı yerde boşluk oluşur. Ancak o boşluğu başka bir yapının doldurması çözüm değildir.
Bizim ihtiyacımız olan şey alan hakimiyeti değil, hukuk hakimiyetidir.
Uyuşturucu satışıyla mücadele etmek devletin kolluk ve adalet mekanizmalarının görev alanındadır. Toplumun, sivil yapıların ve dini oluşumların görevi ise bu mücadeleye destek olmak; gençleri korumak, farkındalık oluşturmak ve gerekli durumlarda yetkili mercilere bilgi vermektir.
İhbar mekanizması hızlı ve güvenilir olmalı
Bir vatandaş mahallesinde uyuşturucu satıldığını biliyor veya bundan ciddi şekilde şüpheleniyorsa, “Nasıl olsa bir şey yapılmaz” dememelidir.
Bunun için ihbar mekanizmalarının güvenilir olması şarttır.
Kolluk kuvvetleri ile adalet mekanizması koordineli çalışmalı, yapılan ihbarlar ciddiyetle ve hızlı biçimde değerlendirilmelidir. Elbette bütün bunlar hukuk çerçevesinde yapılmalıdır.
Suçla mücadele ederken hukuku zayıflatırsak, mücadele ettiğimiz sorunun başka bir biçimini üretmiş oluruz.
Bu nedenle hem mücadele mekanizmalarının güçlendirilmesi hem de uygulamada ortaya çıkan hukuki boşlukların bir an önce giderilmesi gerekiyor.
Kadınları suçlamak kolay, onları sömüren düzeni görmek zor
Fuhuş meselesini de daha objektif konuşmalıyız.
Özellikle uyuşturucu temin edebilmek için kadınların tehdit edilmesi, borçlandırılması, zorlanması veya bağımlılıkları üzerinden fuhşa sürüklenmesi ciddi bir insanlık ve adalet problemidir.
Burada ilk yapılması gereken mağduru suçlamak değil, onu bu duruma sürükleyen mekanizmayı ortaya çıkarmaktır.
Bir kadının bağımlılığı üzerinden para kazanan, onu tehdit eden veya çaresizliğini kullanan kişi ve yapılar varsa, asıl mücadele edilmesi gereken yer burasıdır.
Toplum olarak kadınları damgalamak yerine onları koruyacak mekanizmaları güçlendirmeliyiz.
Mahalle susarsa sorun büyür
Devlet kadar toplumun da sorumluluğu var.
Mahallede herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı bir uyuşturucu satıcısı varsa, orada yalnızca satıcının değil, toplumsal sessizliğin de sorgulanması gerekir.
Ancak “mahalle baskısı” dediğimiz şey kesinlikle linç, tehdit veya kişilerin kendi adaletini uygulaması değildir.
Mahalle baskısı; kötülüğün normalleşmesine izin vermemek, çocukları ve gençleri korumak, ailelere sahip çıkmak ve hukuki yolları kullanmak anlamına gelmelidir
Hukuk güçlenmeli, toplum yalnız bırakılmamalı
Bütün bu sorunlarla mücadelede devletin güçlü olması kadar hukukun güçlü olması da önemlidir.
İllegal yapılarla mücadele kararlı şekilde yapılmalı; fakat bu mücadele hukuk devleti sınırları içerisinde yürütülmelidir. Hukuki boşluklar varsa bunlar da gecikmeden giderilmelidir.
Çünkü vatandaşın devlete güvenmesi için iki şey gereklidir:
Adaletin hızlı olması ve hukukun herkese eşit uygulanması.
Bunun yanında aile, okul, yerel yönetim, sivil toplum ve inanç temelli kuruluşlar da kendi sorumluluklarını yerine getirmelidir.
Artık sorunları halının altına süpürme lüksümüz yok.
Çünkü halının altına süpürülen uyuşturucu, istismar, aile problemleri ve toplumsal yozlaşma bir süre sonra halının altından taşar.
Ve o zaman mesele birkaç gencin, birkaç ailenin veya birkaç mahallenin sorunu olmaktan çıkar.
Toplumun tamamının meselesine dönüşür.
Bugün yapmamız gereken bellidir:
Daha fazla samimiyet, daha güçlü hukuk, daha hızlı kamu müdahalesi ve daha duyarlı bir toplum.
Çünkü gençlerimizi korumak yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını inşa etmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.