Ömer Torlak
Diyarbakır bu karanlığı hak etmiyor: Bir şehrin ortak sorumluluğu
Bu nedenle kentte son dönemlerde daha fazla gündeme gelen uyuşturucu, kadınların sömürülmesi, fuhuş ve çeteleşmeye ilişkin kaygılar görmezden gelinmemelidir.
Bir şehrin sorunlarını konuşmak o şehri kötülemek değildir. Aksine, sorunları görünür kılmak ve çözüm aramak, yaşanılan kente sahip çıkmanın en önemli biçimlerinden biridir.
Son dönemde başta DEM Parti Diyarbakır İl Örgütü olmak üzere siyasi yapılar, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, kadın kurumları ve Diyarbakırspor taraftar yapıları tarafından uyuşturucuya, fuhuşa ve çeteleşmeye karşı çeşitli açıklamalar ve yürüyüşler gerçekleştirildi.
Toplumun farklı kesimlerinden yükselen bu tepkiler, kentte ciddi bir toplumsal kaygının bulunduğunu gösteriyor.
Ancak açıklamalar ve tepkiler tek başına yeterli değildir. Halkın dile getirdiği sorunların somut biçimde araştırılması, ilgili kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi ve alınan sonuçların kamuoyuyla paylaşılması gerekir.
Özellikle Diyarbakır merkezindeki bazı bölgeler hakkında uyuşturucu ve fuhuş faaliyetlerine ilişkin şikayetler gündeme geliyor. Yeni Stadyum çevresi ve Kayapınar Fırat Bulvarı güzergahı hakkında dile getirilen iddialar da bu tartışmanın görünür hale gelmesine neden oluyor.
Bu iddiaların her birinin somut biçimde araştırılması gerekir. Hiçbir kişi, grup veya bölge yalnızca söylenti ya da bireysel anlatımlar üzerinden suçlu ilan edilemez.
Fakat halkın kaygılarını dile getirmesi de yok sayılamaz.
Burada asıl tartışılması gereken konu, Diyarbakır’ın kamusal alanlarının nasıl korunacağı ve insanların kendi şehirlerinde kendilerini ne kadar güvende hissedeceğidir.
Kadınların Sömürülmesine Karşı
Bu tartışmanın en hassas boyutlarından biri kadınların durumudur.
Kadınlar birer meta değildir. Kadınların bedeni ve yaşamı hiçbir suç ağının kazanç kapısı haline getirilemez.
Fuhuş ve kadınların sömürülmesi konuşulurken hedef gösterilmesi gereken kadınlar değil, kadınları ekonomik ve cinsel sömürüye maruz bırakan yapılardır.
Eğer kadınların zorlandığı, tehdit edildiği, sömürüldüğü veya suç ağlarının içine çekildiği durumlar varsa, bunların üzerine hukuk içinde kararlılıkla gidilmelidir.
Kadınları suçlamak, sorunun kaynağını gizlemek anlamına gelir. Yapılması gereken kadınların güvenliğini sağlamak, onları sömürüden korumak ve varsa bu sömürüyü organize eden yapıların ortaya çıkarılmasıdır.
Kadınların güvenliği yalnızca kadın kurumlarının değil, bütün toplumun sorumluluğudur.
Dört Gencin Anlattıkları
Bu noktada bana ulaşan dört gencin anlatımı da üzerinde durulması gereken bir başka boyutu ortaya koyuyor.
Gençler, Diyarbakır’da sakin bir sonbahar akşamında kamusal bir alanda oturduklarını ve kısa süre sonra kendilerini ciddi biçimde rahatsız eden bir tabloyla karşılaştıklarını ifade ediyorlar.
Onları şaşırtan yalnızca gördükleri görüntü değil, böyle bir durumun insanların bulunduğu kamusal bir alanda yaşanabildiğini düşünmeleri olmuş.
Gençlerin anlatımı elbette tek başına herhangi bir kişi veya yapıyı suçlamak için yeterli değildir.
İddiaların yetkili kurumlar tarafından araştırılması ve somut deliller üzerinden değerlendirilmesi gerekir.
Ancak gençlerin yaşadıkları rahatsızlığı dile getirmeleri de önemlidir.
Çünkü gençlerin kendi şehirlerinde akşam saatlerinde güven içinde oturabilmesi, sokaklarını ve kamusal alanlarını özgürce kullanabilmesi en temel toplumsal beklentilerden biridir.
Burada sorulması gereken soru şudur:
Gençler kendi şehirlerinde kendilerini güvende hissedebiliyor mu?
Bu soru yalnızca güvenlik kurumlarının değil, bütün toplumun önünde duran bir sorudur.
Gençleri Yalnız Bırakmamak
Uyuşturucu meselesi de yalnızca polisiye tedbirlerle çözülebilecek bir sorun değildir.
Elbette uyuşturucu ticareti ve organize suçla mücadele, devletin ilgili kurumlarının temel görevlerinden biridir.
Ancak kalıcı bir mücadele için gençlerin sosyal, kültürel ve sportif yaşam içerisinde daha güçlü biçimde yer alabileceği alanların da artırılması gerekir.
Gençlerin spor yapabileceği alanlar çoğaltılmalı, kültür ve sanat faaliyetleri desteklenmeli, mahallelerde sosyal yaşam güçlendirilmeli ve gençlerin kendilerini ifade edebileceği demokratik alanlar genişletilmelidir.
Çünkü gençleri yalnızca suç ortaya çıktıktan sonra hatırlamak yeterli değildir.
Gençleri korumak, aynı zamanda onların geleceğine yatırım yapmaktır.
Ortak Bir Toplumsal Sorumluluk
Bu konu birkaç açıklamayla geçiştirilemeyecek kadar önemlidir.
Siyasi partiler, belediyeler, kadın kurumları, sendikalar, meslek örgütleri, dernekler, gençlik yapıları ve Amedspor taraftar grupları kendi alanlarında sorumluluk almalıdır.
Halkın şikayetleri dinlenmeli, ilgili kurumlara ulaştırılmalı ve gerekli incelemelerin yapılması talep edilmelidir.
Ancak bu süreçte önemli bir başka sorumluluk da vardır: Gerçek ile iddiayı birbirinden ayırmak.
Toplumsal kaygıları ciddiye almak kadar, kanıtlanmamış iddialarla insanları veya kurumları hedef göstermemek de önemlidir.
Diyarbakır’ın ihtiyacı korkunun büyütülmesi değil, dayanışmanın büyütülmesidir.
Sorunları görünür kılarken toplumu birbirine düşüren değil, çözüm etrafında buluşturan bir dil kullanılmalıdır.
Diyarbakır’ın Geleceği
Diyarbakır yalnızca bugünün şehri değildir.
Bu şehir çocuklarımızın, gençlerimizin ve gelecek kuşakların da evidir.
Bu nedenle bugün yaşanan sorunlara karşı alınacak her önlem, aslında yarının Diyarbakır’ını şekillendirecektir.
Uyuşturucuya karşı mücadele edilmelidir.
Kadınların sömürülmesine karşı mücadele edilmelidir.
Organize suç ve çeteleşme iddiaları hukuk içinde araştırılmalı ve suç teşkil eden durumlarda gereken adımlar atılmalıdır.
Gençlerin suç ve uyuşturucu ağlarının içine çekilmesini önleyecek sosyal ve kültürel politikalar güçlendirilmelidir.
Ama bütün bunlar yapılırken kadınları hedef alan, gençleri suçlayan veya birkaç olay üzerinden bütün bir Diyarbakır’ı karanlık bir tabloya indirgeyen bir dil kullanılmamalıdır.
Çünkü Diyarbakır’ın sorunları varsa, çözümü de Diyarbakır’ın toplumsal dayanışmasındadır.
Kadınlar yalnız değildir.
Gençler yalnız değildir.
Diyarbakır’ın sokakları sahipsiz değildir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey sessizlik değil; sorumluluk, dayanışma ve ortak iradedir.
Halkın kaygılarını ciddiye almak, kadınların yanında durmak, gençleri korumak, suç ağlarının üzerine hukuk içinde gitmek ve kamusal yaşamı güçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
Diyarbakır’ın güçlü bir toplumsal hafızası ve dayanışma kültürü vardır.
Bu güç, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların çözümünde de en önemli dayanaklarımızdan biri olabilir.
Bu şehir korkunun değil, dayanışmanın şehri olmalıdır.
Bu şehir suçun ve sömürünün değil, insanların güven içinde yaşayabildiği ortak yaşamın şehri olmalıdır.
Çünkü Diyarbakır, kendi geleceğine sahip çıkabilecek kadar güçlüdür.
Diyarbakır bu karanlığı hak etmiyor.
Diyarbakır güveni, dayanışmayı ve onurlu bir yaşamı hak ediyor.
Eğil’den Yükselen Ses: Amedspor ve Eğil Barikat
20 Eylül 2026 Pazar 15:15Amedspor sana emanet: Nesih Aktepe
17 Eylül 2026 Perşembe 16:12Eğil yolu: Tarihe, doğaya ve geleceğe açılacak yol
15 Eylül 2026 Salı 13:59Amed’in yüreğinden Almanya’nın soğuk sessizliğine: Mürvet Cacım’ı hatırlamak
12 Eylül 2026 Cumartesi 13:41Amed’den yükselen barış çağrısı: Büyük barışın inşası
02 Eylül 2026 Çarşamba 15:24Bir çınar devrildi: Sevgili kekê Mehdi Zana
30 Ağustos 2026 Pazar 15:40Sarı torbadan büyük barışa: Provokasyonlara dikkat
28 Ağustos 2026 Cuma 09:57Taif’ten Alaplı’ya: Taşlanan insanlık sınanan vicdan
25 Ağustos 2026 Salı 11:30Narin’in ardından: Amed’in vicdanında hakikat ve adalet arayışı
23 Ağustos 2026 Pazar 15:50Barış sürecine tribünlerden gölge düşürülmemelidir
19 Ağustos 2026 Çarşamba 12:41
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.