Taif’ten Alaplı’ya: Taşlanan insanlık sınanan vicdan
Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinden ekmeklerini kazanmak alın terleriyle ailelerinin geçimini sağlamak amacıyla Zonguldak’ın Alaplı ilçesine bağlı Bektaşlı köyüne giden Kürt mevsimlik tarım işçilerinin taşlı saldırıya uğraması sıradan bir olay olarak geçiştirilemez
Burada yalnızca birkaç işçiye yönelik bir saldırıdan söz etmiyoruz İnsanların kimliğinin emeğinin önüne geçirildiği farklılıkların ötekileştirme gerekçesine dönüştürüldüğü ve birlikte yaşama iradesinin zarar gördüğü bir anlayışla karşı karşıyayız.
Saldırıda çocukların da bulunması olayın ağırlığını daha da artırmaktadır.
Çocuklar hangi kimliğe veya halka mensup olursa olsun korkunun değil güvenin içinde büyümelidir.
Ekmek mücadelesi veren bir ailenin çocuklarını korkuya maruz bırakmak yalnızca bugünü değil geleceği de yaralamaktır.
Bir insan kendi toprağından başka bir yere çalışmaya gittiğinde yanında yalnızca emeğini değil onurunu da taşır Tarım işçisinin elindeki kürek sepet veya çuval bir tehdit değildir. O insan kavga etmeye değil ailesinin sofrasına bir lokma daha koyabilmek için alın teri dökmeye gider.
Emeğine ihtiyaç duyup kimliğini yok saymak toplumun en büyük çelişkilerinden biridir.
Taif’ten Alaplı’ya uzanan insanlık sorusu
Bu olay karşısında İslam tarihindeki Taif hadisesini hatırlamamak mümkün değildir.
Hz. Muhammed İslamı anlatmak ve insanları hakikate davet etmek amacıyla Taif’e gittiğinde ağır bir tepkiyle karşılaştı. Şehir halkı tarafından taşlatıldı Hz. Muhammed’in arkasından şehirde bazı ayak takımı taş attı. Peygamber metrelerce taşlandı. Yanında bulunan Zeyd bin Hârise ise onu korumak için kendi bedenini siper etti ve başından yaralandı.
Taif’te yaşanan bu olay, insanlık tarihinin acı sayfalarından biridir. Fakat aynı zamanda bize önemli bir soru bırakır.
İnsan, kendisinden farklı gördüğü insana nasıl yaklaşacaktır?
Onu dışlayacak mı aşağılayacak mı taşlayacak mı yoksa onun da insan olduğunu kabul ederek adaletle mi yaklaşacak?
Bugün Alaplı’da yaşananları Taif hadisesiyle tarihsel olarak birebir aynı görmek elbette doğru değildir
Ancak iki olay arasında insanlık ve vicdan açısından önemli bir bağ vardır
Taş yalnızca bedene yönelmez insanın onuruna güven duygusuna ve birlikte yaşama iradesine de zarar verir
Kürt işçinin taşıdığı yalnızca yük değildir
Cizre’den, Silopi’den Şırnak’tan kalkıp kilometrelerce yol giderek çalışan mevsimlik işçinin yanında ailesinin geçim kaygısı vardır
Çocuğunun okul masrafı ev kirası kışın yakacağı ve yaşamın bütün ağır yükleri vardır
Bu insan bütün bunlara rağmen çalışmak için yola çıkar
Fakat gittiği yerde kimliği üzerinden dışlanıyorsa mesele artık yalnızca işçilik meselesi değildir
Emek ile kimlik sorunu birbirine bağlanmaktadır
Bir insanın emeğine ihtiyaç duyup onun kimliğini kabul etmemek ciddi bir toplumsal çelişkidir
Hele çocukların da bu ortamın içinde korkuya maruz kalması üzerinde daha fazla düşünmemiz gereken bir durumdur
Barış yalnızca masalarda konuşulmaz
Türkiye bugün yeni bir barış ve demokratik çözüm arayışının tartışıldığı önemli bir dönemden geçiyor
Ancak barış yalnızca siyasi açıklamalarda veya masalarda kurulmaz
Barış hayatın içinde sınanır
Bir Kürt işçi ülkenin batısına gittiğinde kendisini güvende hissedebiliyor mu?
Bir Türk işçi ülkenin doğusunda aynı güveni yaşayabiliyor mu?
Bir çocuk ailesinin kimliği nedeniyle korkmadan büyüyebiliyor mu?
Bir insan konuştuğu dil, doğduğu yer veya ait olduğu halk nedeniyle kendisini eşit yurttaş olarak hissedebiliyor mu?
Bu soruların cevabı, Türkiye’de demokratik yaşamın hangi noktada olduğunu da gösterir
Barış yalnızca silahların susması değildir
Barış insanların kimlikleri nedeniyle dışlanmadığı çocukların korkmadan büyüdüğü ve herkesin eşit yurttaş olarak yaşayabildiği bir toplumsal düzen kurmaktır
Kürt meselesi Türkiye’nin demokrasi meselesidir
Türkiye’nin uzun yıllardır çözemediği Kürt meselesi yalnızca Kürtlerin meselesi değildir
Bu aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi hukuk eşit yurttaşlık insan hakları ve birlikte yaşama sorunudur
Kürtlerin kimliğini dilini ve demokratik haklarını kabul etmek Türkiye’yi bölmez
Tam tersine, eşitlik temelinde kurulacak ortak yaşam Türkiye’yi daha güçlü hale getirir
Bir toplumun gücü herkesin aynı olmasından değil farklılıklarıyla birlikte yaşayabilmesinden gelir
Taşın dili yoktur ama hafızası vardır
Taşın dili yoktur fakat hafızası vardır
Alaplı’da bir Kürt işçiye atılan taş yalnızca o anı yaralamaz insanların hafızasında iz bırakır Özellikle çocukların yaşadığı korku uzun yıllar taşınabilecek bir duyguya dönüşebilir
Bugün Kürt kimliği üzerinden yaşanan bir ayrımcılık yarın başka bir kimliğe yöneltilebilir Çünkü ayrımcılığın hedefi değişse de mantığı değişmez
Bu nedenle mesele yalnızca Kürtlerin meselesi değildir Mesele toplum olarak eşitlikten adaletten ve birlikte yaşamdan yana olup olmayacağımızdır
Amed’den Cizre’ye Silopi’den Alaplı’ya bu ülkenin yolları uzun yıllardır acılar taşıyor
Artık bu hafızanın yeni acılarla büyütülmesine izin vermemeliyiz
Son söz Taş değil söz kazanmalı
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yeni ayrışmalar üretmek değil eşitlik özgürlük demokrasi ve barış temelinde yeni bir toplumsal dil kurmaktır
Barış sürecinin başarısı yalnızca siyasetçilerin değil toplumun her kesiminin sorumluluğudur
Bir işverenin işçisine yaklaşımı da barışın parçasıdır
Bir öğretmenin öğrencisine bakışı da barışın parçasıdır
Bir gazetecinin kullandığı dil de barışın parçasıdır
Ve bir çocuğun korkmadan yaşayabilmesi barışın en temel ölçüsüdür
Çünkü gerçek barış bir halkın diğerine üstünlüğüyle değil bütün halkların eşitliğiyle kurulabilir
Taif’ten bugüne değişmeyen soru bugün de karşımızdadır
İnsan, insanın karşısında taşı mı seçecek vicdanı mı?
Bizim tercihimiz bellidir
Taş değil söz
Ayrımcılık değil eşitlik
Korku değil özgürlük
Öfke değil adalet
Bir insana atılan taş yalnızca onun bedenine değil birlikte yaşama umuduna da çarpar
Bir çocuğa atılan taş ise geleceğin yüreğine çarpar
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.