Sanat özgürleşmeden barış gelir mi?
Türkiye’de çözüm sürecinin ve barış dilinin tartışıldığı bir dönemde, Özkan Küçük’ün "Rojbash" filmi üzerindeki yasakçı kararlar, siyasi söylem ile pratik arasındaki derin çelişkiyi ortaya koyuyor. Mahkemenin "toplumsal hassasiyet" gerekçesiyle yerel kararı iptal etmesi, Kürtçe sanatsal üretimin hala güvenlik kıskacında tutulduğunun somut bir kanıtıdır.
Bir yandan toplumsal uzlaşı mesajları verilirken, diğer yandan bir grup tiyatrocunun insani hikayesini anlatan bir filmin "propaganda" suçlamasıyla engellenmesi, barış iklimine zarar vermektedir. Yönetmen Küçük’ün de vurguladığı gibi; kendi dilinde sanat yapmaya çalışan insanların öyküsünü "tehlikeli" bulmak, kültürel varlığı reddeden eski bir refleksin devamıdır.
Gerçek bir normalleşme, sadece siyasi tokalaşmalarla değil; dillerin, renklerin ve sinemanın özgürleşmesiyle mümkündür. Kürtçeyi ve Kürt sanatını kriminalize eden yasakçı zihniyet terk edilmedikçe, inşa edilmeye çalışılan barış zemini sakat kalacaktır. "Rojbash" üzerindeki sansür kalkmalı; sanat, siyasi pazarlıkların ve yargısal önyargıların gölgesinden kurtarılmalıdır.
Siyasetin zirvesinden barış mesajları yükselirken, yerelde bir filmin afişinin indirilmesi veya gösteriminin yasaklanması, "devletin içinde bir eşgüdüm sorunu mu var?" sorusunu doğuruyor. Barış, sadece masada değil; sinema salonunda, tiyatro sahnesinde ve sokakta Kürtçenin özgürce yankılanmasıyla mümkündür. Devletin kurumlarının, siyasi iradenin "yumuşama" mesajlarına rağmen "yasakçı" refleksleri sürdürmesi, çözüm sürecine dair samimiyet tartışmalarını da beraberinde getirmektedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.