Sur'un kaldırımları ve bir şehrin geleceği
Diyarbakır’ın kalbi neresidir diye sorsak, çoğumuz Sur deriz. Binlerce yıllık tarihiyle Sur, bu kentin sadece bir ilçesi değil, canlı hafızasıdır. Ancak bugünlerde Sur sokaklarında tarihi dokunun önüne geçen başka bir manzara var: Kaldırımları dolduran tezgâhlar ve daralan yaya alanları.
Meseleye sadece bir "kaldırım işgali" olarak bakarsak yanılırız. Sokakta ekmek mücadelesi veren insanların çoğu bunu keyfinden yapmıyor. Hayat pahalılığı ve işsizlik insanları işportacılığa zorluyor. Yani ortada ciddi bir geçim kaygısı var.
Madalyonun diğer yüzünde ise Sur’un sıradan bir ticarethane olmadığı gerçeği duruyor. Burası dünyanın dört bir yanından turist çeken bir merkez. Diyarbakır’ın turizm geleceği, Sur’un ne kadar iyi korunduğuyla doğrudan ilgili. Kültür ve tarih kenti olmak istiyorsak, sokakların düzeni ve yaya rahatlığı görmezden gelinemez.
Çözüm; sokak satıcılarını düşman ilan etmek ya da onların geçim derdine göz yummak değil. Hem esnafın ekmeğini koruyan hem de tarihi dokuyu rahatlatan ortak formüller bulmalıyız. Dünyada bunun örnekleri var; tarihi alanları koruyarak sokak satıcılarına özel bölgeler ayrılıyor.
Diyarbakır da bu dengeyi kurmak zorunda. Çünkü konu sadece birkaç kaldırımın dolu olması değil, bu kadim şehrin dünyaya nasıl görünmek istediğidir. Esnaf da kazanmalı, şehir de korunmalı. Bu dengeyi kuracak bir ortak akıl, gelecek kuşaklara bırakacağımız en büyük miras olacaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.