Enver Yılmaz

Enver Yılmaz

Mizah kılıflı ayrımcılık ve gücün dili

Mizah kılıflı ayrımcılık ve gücün dili

İzmir’de Amerikan Hastanesi’nin açılışında Rahmi Koç’un anlattığı "Kürt kadını" fıkrası sıradan bir espri değildir. Bu olay, Türkiye’nin en güçlü sermayedarının milyonlarca Kürt kadınını aşağılayan bir anlatıyı toplum önünde rahatça dile getirebilmesidir. Daha da vahimi, bu ayrımcılığın yanındakiler tarafından kahkahalarla ödüllendirilmesidir.

Görüntülerde Rahmi Koç’un yanında eski Başbakan Binali Yıldırım ve çok sayıda davetli görünüyor. Yükselen kahkahalar, uğranılan hakaret kadar can yakıcı. Milyonlarca Kürt kadın bu ülkenin eşit yurttaşıdır; öğretmendir, doktordur, işçidir, annedir. Ancak etnik kimlikleri, seçkinlerin salonlarında hâlâ bir eğlence malzemesi olarak tüketilebiliyor.

Mesele kötü bir şaka değil, gücün fütursuzluğudur. Türkiye’de Kürtleri küçümseyen anlatılar yıllarca "mizah" denilerek geçiştirildi. Oysa ayrımcılık, en tehlikeli haline mizah kılığına büründüğünde ulaşır; çünkü normalleşir.

Tepkiler üzerine gelen özür açıklaması bu yüzden samimi bulunmadı. Kamuoyu baskısı olmasaydı o özür dilenecek miydi? Salondaki sessizlik, kimsenin çıkıp "Bu yapılan doğru değil" dememesi, ayrımcı dilin ne kadar kanıksandığını gösteriyor.

Tartışılması gereken fıkranın sınırları değil; ırkçılığın ve ayrımcılığın toplumun en üst katmanlarında bile ne kadar normalleştiğidir.

Sorulması gereken soru şu:

Bir halkın kadınlarını aşağılayan bir anlatı neden komik bulunur?

Kürt oldukları için mi?

Kadın oldukları için mi?

Yoksa yıllardır toplumun bazı kesimlerinde Kürtlere yönelik önyargılar o kadar sıradanlaştırıldı ki artık ayrımcılık kahkaha eşliğinde tüketilen bir eğlenceye dönüştü?

Bu ülkede milyonlarca Kürt kadın yaşıyor. Öğretmen, doktor, işçi, gazeteci, akademisyen, çiftçi, siyasetçi, anne, öğrenci... Her biri bu toplumun eşit yurttaşı. Ancak bir kısmı hâlâ etnik kimlikleri nedeniyle alay konusu yapılabiliyor. Üstelik bunu yapan kişi sıradan biri değil; Türkiye'nin en güçlü sermaye çevrelerinden birinin temsilcisi.

İşte tam da bu yüzden tepkiler büyüdü.

Çünkü mesele yalnızca kötü bir fıkra değil, gücün diliydi.

Türkiye'de yıllardır Kürtler hakkında üretilen aşağılayıcı fıkralar, stereotipler ve küçümseyici anlatılar varlığını korudu. Çoğu zaman bunlar "şaka yapıyoruz", "abartmayın", "mizah bu" sözleriyle geçiştirildi. Oysa ayrımcılık, en çok da mizah kılığına büründüğünde görünmez hale gelir. İnsanlar güler, normalleştirir ve ardından aynı önyargıları yeniden üretir.

Sorun yalnızca Rahmi Koç'un anlattığı fıkra değildir.

Sorun, o fıkranın hâlâ anlatılabiliyor olmasıdır.

Sorun, insanların buna gülebiliyor olmasıdır.

Bu nedenle tartışılması gereken şey bir fıkranın sınırları değil, ayrımcılığın toplumun hangi katmanlarında ne kadar normalleştiğidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Enver Yılmaz Arşivi