İran, diğer adıyla Doğu’nun Ukrayna’sı
Önceki köşe yazımızda, savaşın ilk günlerinde İran’ın Doğu’nun Ukrayna’sı olma potansiyeli üzerine bir değerlendirmede bulunmuştuk. Savaşta bugün itibarıyla gelinen noktada İran’ın direnebileceğini ve savaşın zaman mefhumuna çattığını tüm dünya görmüş oldu. Rusya’nın Ukrayna saldırılarının ilk günlerinde Kiev’e birkaç günde yürüneceği sanrısının benzeri, İran savaşı için de Batılı egemenler tarafından dillendirildiğine şahit olduk. Savaşın geldiği aşamada İran’ın direniş kapasitesi ve müttefiklerinin kısmi destekleri, savaşın seyrinde Batı’yı büyük bir hayal kırıklığına uğratmış gibi görünüyor. Elbette zamana yayılma riski yaşayan bu saldırı kararının “siyonist sabırsızlık” ile alındığı aşikâr. Ancak savaşın son tablosu, jeopolitik denge üzerine daha spesifik yorumlar da gerektiriyor:
- Avrupa merkezli Hristiyan dünyasının, Siyonizmin İslam dünyasını zayıflatıp dengelerin aleyhine değişmesini istemediğini defaatle Epstein dosyası ile ilgili köşe yazımızda ifade etmiştik. İran savaşında Avrupa merkezli Hristiyan dünyasının sözcülüğünün İspanya Katolikliğine verilmiş olduğu görülüyor. İspanya Katolikliğine verilen bu dönem sözcülüğü özgül bir meydan okuma değil, Haçlı aklının iç muhasebesinin ürünüdür.
- Rusya ve Çin, bu savaşın zamana yayılmasından en çok avantaj sağlayacak aktörler olarak görünüyor. İran cephesinde, önceki yazımızda ifade ettiğimiz üzere, ABD’nin savaş yeteneklerini yıpratıp envanter testine tabi tutma istenci baskın geliyor. Savaşın uzaması, Rusya ve Çin için Ukrayna ve Tayvan başlıklarında manevra alanlarını güçlendirerek İran’a desteği bir şantaj unsuru olarak masada tutmalarına vesile olmaya devam edecektir.
- ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana savaş performansına bakıldığında, taraflar zayıfladığında sahneye çıktığı ve son sözü söyleme kudretini kısa zamanlı “altın vuruş” müdahaleleri ile elde ederek küresel baş aktör rolünü inşa ettiği görülmektedir. ABD’nin uzun süreli savaşlarda nasıl bir dirence sahip olduğu ise Vietnam’da görülmüştür. ABD, yaşadığı Vietnam sendromundan sonra “rızanın imalatı” merkezli savaş konseptine geri dönmek zorunda kalmıştır. Ancak İran müdahalesi, rızanın imalatı konseptinin terk edilmek üzere olunduğunu göstermektedir. Uzun süreli savaşlarda ABD’nin motivasyon üretebilir bir pozisyonda olmadığını hatırlamak gerekir. Uzayan savaş, askeri ve ekonomik maliyetin ötesinde toplumsal ve siyasal maliyete dönüşme riski taşımaktadır. Sınırlı kara harekâtının boyutlarının bir bataklık yaratma potansiyeli her zamankinden daha fazla. Uzayan savaş, ABD’nin küresel prestijini zayıflatmaktadır.
- Ortadoğu dışı aktörler, savaşta maliyete maruz kalmamak için kalıcı bir Sünni-Şii çatışmasını derinleştirmenin yollarını ararken, bunun toplumsal düzlemde mümkün olamayacağı kanaatindeyiz. Zira Batılı egemenler de siyonist barbarlığın rasyonel algı inşasına engel olduğunun farkındalar ve sosyolojik dönüşüm ile zamana yayılan bir yumuşak müdahalenin artık mümkün olamayacağını düşünecekleri kanaatindeyiz.
- Anglo-Sakson sömürgecilik sonrası Anglo-Amerikan sömürgecilik ile uzun yıllar bakış açısını konsolide eden Batı, Siyon-Amerikan sömürgecilik konseptine yenik düşmektedir. Bu konseptin öncekilerden en belirgin farkı, iç sosyolojik imalatı gözetmeden güç zehirlenmesiyle her şeyin mümkün olabileceği inancını taşımasıdır. Ancak tarihsel bağlamı olan İran gibi güç merkezlerine çatıldığında, B-2 uçaklarına imanın direneceği oldukça küçümsenmiştir. Bugün ise Batı’nın büyük bir prestij kaybı yaşadığı görülmektedir.
- İran rejimi çözülmese de ağır kayıplar vermeye devam etmektedir. Ancak İran/Şii kültüründe ağır kayıplar vermek, bir yenilgi psikolojisi yerine direniş imgesi yaratmaktadır. Bu perspektifin, nihai bir zaferi Batı’ya yaşatmayacağı oldukça açıktır. Siyon-Amerikan sömürgecilik konsepti, kendi sınırlarını da test etmiş olmaktadır. Devasa güçlerin sosyolojiyi tanımadan müdahalesinin yeniden tehdit üretebileceği gerçeği bir kez daha görülmektedir.
Bütün bu hususlar, Ukrayna öncesinde sabırsızlanan, sonrasında duvara toslayan Rusya’yı ve onu yıpratmak isteyen Batı’nın ajandasını hatırlatmaktadır. İran direnişi bu düzeyde devam ederse, Ukrayna’da prestij kaybeden Rusya’nın benzerini ABD’nin de yaşayacağı aşikârdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.