Yahya Öger

Yahya Öger

İslam toplumlarının içler acısı durumu: Bir öz eleştiri

İslam toplumlarının içler acısı durumu: Bir öz eleştiri

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun açıklamaları, İslam dünyasının uzun zamandır görmezden geldiği acı gerçekleri cesurca yüzümüze vuruyor.

İslam İş birliği Teşkilatı'na üye devletler listesi, 1969 yılında kurulan İslam İş birliği Teşkilatı'na 57 İslam devleti üyedir

Bugün Müslüman çoğunluklu ülkenin büyük çoğunluğunun bilimde, ekonomide, teknolojide, hukukta ve insan haklarında geride kalması, tesadüf değil, derin bir zihniyet krizinin sonucudur. Bu kriz, dinin dünyayı imar etme misyonundan koparılıp sadece ahiret odaklı ritüellere indirgenmesinden besleniyor.

Müslümanlar, maalesef “dünya-ahiret dengesini” yitirmiş durumdalar. İslam’ın “yaşa ve yaşat” mesajı yerine, dünyayı terk ederek ahireti kazanma anlayışı hâkim oldu. Dini sadece namaz, oruç, hac gibi bireysel ibadetlere indirgeyen sığ bir algı, ümmeti yıllardır mahcup eden bir tablo ortaya çıkardı. Bilim üretemiyoruz, teknoloji geliştiremiyoruz, refahı yaygınlaştıramıyoruz. Ortadoğu başta olmak üzere birçok coğrafyada toplumlar “barut fıçısı” gibi. Mezhep, tarikat, etnik köken veya “öteki” üzerinden şekillenen kimlikler, sosyal barışı dinamitliyor. Birbirimize duyduğumuz öfke o kadar derinleşti ki, Müslümanların birbirinin boğazını sıkması, tekfir etmesi, camdan aşağı atması artık kanıksanan manzaralar haline geldi. “İslam barış dinidir” diyoruz ama kimse inanmıyor; çünkü pratikte en çok şiddeti ve istikrarsızlığı Müslüman coğrafyalarda yaşıyoruz.

Sorunun bir başka boyutu, dinî otoritenin piyasalaşmasıdır. Serbest pazar mantığıyla fetva veren, müşteri memnuniyetine göre hüküm çıkaran “âlim” tipi çoğaldı. Üçüncü, beşinci asırdaki fıkıh kitaplarını ezberleyip tekrar etmekle yetinenler, günümüz gerçeklikleriyle bağını kopardı. 21. yüzyılda hâlâ ortaçağ koşullarına göre fetva üretilmesi, İslam toplumlarını çağın gerisinde bıraktı. Bilgi üretimi, yenilik, eleştirel düşünce yerine nakilcilik ve taklit egemen oldu. Bu yüzden 57 İslam ülkesinin toplam bilimsel üretimi, tek bir gelişmiş Batı ülkesinin gerisinde kalabiliyor.

Dini cemaat ve tarikatların kamusal alana, siyasete, ticarete ve kapalı din eğitimine sirayet etmesi de büyük tehlike arz ediyor. FETÖ deneyimi bize gösterdi ki, kayıt dışı, şeffaf olmayan, denetimsiz yapılar kolayca devlet içinde paralel örgütlenmeye dönüşebiliyor. Tarikatlar asli sivil hizmet alanlarına çekilmez, şeffaf ve hesap verebilir olmazsa, yeni FETÖ’ler doğması kaçınılmazdır.

Bugün din, maalesef melankoli, gözyaşı, menkıbe ve geçmiş özlemi olarak sunuluyor. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatını öyle esrarengiz, insanüstü bir hikâye haline getirdik ki, onun örnek alınması neredeyse imkânsız hale geldi. “Sadece dua et, en etkili duayı bul, kurtulursun” anlayışı, bireyi sorumsuzlaştırdı, piyangocu bir zihniyeti besledi. Birey bilinci, bireysel sorumluluk, sorgulama yeteneği törpülendi. Kadın hakları, insan hakları, fırsat eşitliği, sosyal adalet, çevre bilinci, düşünce özgürlüğü gibi evrensel değerler yeterince geliştirilemedi. Bunlar ihmal edildikçe, dindarlık şeklen artarken dünyevileşme de paralel olarak derinleşiyor.

Kuran-ı Kerim ile aramız açıldı. Onun evrensel mesajlarına kulak tıkayıp kendi yanlışlarımıza fetva verir hale geldik. İslam, “seccadeni ser, ömrünü ibadetle geçir” demiyor. Düşünmek, üretmek, temizlik, bilgi, adalet, iyiliği emretmek, kötülüğü önlemek, ötekini insan olduğu için sevmek, yeryüzünü imar etmek de ibadettir. Bunları sadaka kültürüyle veya boş retorikle geçiştiremeyiz.

En endişe verici olanı, gençlerin ve gelecek nesillerin bu tabloyu sorgulamaya başlamasıdır. Çocuklarımız ve torunlarımız, sadece öfke, ötekileştirme, melankoli ve menkıbeden ibaret bir din anlatımını kabul etmeyecek. Eğer İslam’ı bilgi, çalışma, üretme, sosyal barış, adalet ve özgürlüklerle bütünleştiremezsek, İslamofobi’yi mahallemize indireceğiz. Gelecek nesiller büyük sorular soracak ve maalesef birçok genç ya dine küsecek ya da onu tamamen dünyadan kopuk bir ritüel yığını olarak görecek.

Ali Bardakoğlu’nun vurguladığı gibi, İslam dünyası acilen zihnini durultmalıdır. Bilgi üretimi, çalışma ahlakı, temizlik, sosyal adalet, Allah katında, günah ve ceza bağlamında kadın-erkek eşitliği, düşünce özgürlüğü ve insan hakları konularında samimi mesafe almadan kurtuluş mümkün değildir. Evrensel bir din olan İslam’ın uleması, güçlülerin karşısında hakkın sesi olmalı, eşitsizliğe ve sömürüye karşı durmalıdır. Aksi takdirde mevcut içler acısı durum devam edecek ve Müslümanlar hem dünyada hem de kendi vicdanlarında mahcup kalmaya devam edecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi