Ortadoğu’da güç dengelerinin yeniden inşası: İran, Suriye ve SDG ekseninde yeni fay hatları
1. Genel Çerçeve
Ortadoğu’da “Şii hilali” olarak tanımlanan jeopolitik hattın tasfiyesine yönelik süreçte sona yaklaşıldığı görülmektedir. Bu bağlamda İsrail’in uzun vadeli güvenlik mimarisi kapsamında hedeflediği kuşağın son halkaları tamamlanmaktadır. Siyonist strateji, bölgesel tehdit üretim merkezi olarak tanımladığı Tahran’ın rejimsel olarak zayıflatılması veya düşürülmesini nihai hedef olarak konumlandırmıştır.
Bu süreçte ABD’nin doğrudan ikna edilemediği, ancak sahada yaratılan fiilî durumlar ve küresel ölçekte etkili şantaj mekanizmaları üzerinden Washington’un sürece dâhil edildiği değerlendirilmektedir. Epstein dosyasının, ABD siyasal karar alma mekanizmaları üzerinde baskı unsuru hâline getirilmesi ve bu dosya üzerinden Beyaz Saray’ın yönlendirildiği iddiası, İran’a yönelik operasyonel hazırlıkların siyasal zeminini açıklayan önemli bir parametre olarak öne çıkmaktadır.
Bu denli güçlü bir dış etki mekanizmasının ABD iç siyasetinde karşı refleksler üretme potansiyeli taşıdığı da göz ardı edilmemelidir.
⸻
2. Suriye Sahasında Yeni Gelişmeler
İran için geri sayımın hızlandığı bir dönemde, Suriye sahasında beklenmedik çatışma dinamikleri ortaya çıkmıştır. Paris Anlaşması sonrasında Halep’te SDG kontrolündeki iki mahalleye yönelik operasyon, bölgedeki kırılgan dengeleri yeniden gündeme taşımıştır.
SDG’nin başlangıçta tahliye eğiliminde olmasına rağmen direniş kararı alması ve çatışmaların altı gün sürmesi, örgüt içi karar alma mekanizmalarının sorgulanmasına neden olmuştur. Bu süreç, Kandil merkezli müdahalelerin yalnızca yerel değil, küresel ve bölgesel aktörler tarafından da dikkatle izlendiğini göstermektedir.
⸻
3. Lobi Faaliyetleri ve Diplomatik Cepheleşme
Şam yönetimi, Kandil–SDG ilişkilerini uluslararası platformlarda sorunlaştırmaya yönelik lobi faaliyetleri yürütürken; SDG ise Şam–Ankara ilişkisine dönük karşı bir diplomatik hat izlemektedir.
Halep çatışması sonrasında ortaya çıkacak tablo, sahadaki gelişmeler kadar bu lobilerin hangi ölçüde kabul göreceğiyle de şekillenecektir. ABD’nin Fırat Nehri’nin batısında SDG ile derin bir ittifaka istekli olmadığı daha önce de teyit edilmiş bir gerçekliktir. Paris Anlaşması sonrasında bu durumun netleşmesi, Şam yönetimini Fırat’ın batısına yönelik operasyon kararına yöneltmiştir.
⸻
4. Deyr Hafir Hamlesi ve Stratejik Mesajlar
Şam yönetiminin Deyr Hafir bölgesine yönelik askerî yığınağı, masanın dağıldığı ilan edilmeden yapılan kontrollü bir güç gösterisi olarak değerlendirilmelidir. Bu hamle;
• SDG’yi müzakere masasında belirli başlıklara zorlamak,
• ABD, İsrail ve Avrupa’nın müdahale eşiğini test etmek,
• Sahada fiilî durumlar üzerinden diplomatik manevra alanı yaratmak
amacını birlikte barındırmaktadır.
Paris Anlaşması çerçevesinde İsrail’in Suriye’deki saldırganlığını geçici olarak durdurması, ABD’nin Fırat Nehri’ni fiilî sınır olarak kabul eden yaklaşımı ve Batı’nın odağını İran’a yönelttiği bir konjonktür, Şam açısından bu hamleyi “zamanlama açısından uygun” hâle getirmiştir.
⸻
5. İran–Şam Arasında Dolaylı Kader Birliği
Ortaya çıkan en kritik denklemlerden biri, İran rejimi ile Şara yönetimi arasında oluşan dolaylı kader birliğidir. Tahran’ın düşmesi hâlinde, Şara yönetiminin İsrail ve Siyonist strateji tarafından hedef alınmayacağına dair hiçbir güvence bulunmamaktadır.
Seküler Esad yönetimine dahi tahammül göstermeyen İsrail’in, radikal İslamcı bir yönetimi meşru bir aktör olarak kabul etmesi rasyonel görünmemektedir. Bu nedenle İran üzerindeki baskıyı dağıtmak ve dikkatleri farklı bir cepheye yönlendirmek amacıyla Suriye’de kontrollü çatışma senaryolarının devreye sokulduğu değerlendirilmektedir.
⸻
6. Zamanlama ve Uluslararası Tepkiler
ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik daha ılımlı söylemler geliştirdiği bir dönemde, Batı’nın dikkatini Suriye sahasına yöneltmesi ve Şam’a itidal çağrıları yapması, bu stratejik dengelemenin bir parçası olarak okunmalıdır. Deyr Hafir’deki gelişmeler ile Tahran’a yönelik süreç arasında, özellikle zamanlama açısından dolaylı fakat anlamlı bir ilişki bulunmaktadır.
⸻
7. Sonuç ve Öngörü
SDG ile Şam arasında geniş kapsamlı bir savaş senaryosu, bölgesel güç mimarisi yeniden inşa edilirken taşıyıcı unsurlardan birinin bilinçli biçimde çökertilmesi anlamına gelecektir. Bu tür bir riskin, hiçbir rasyonel ve deneyimli aktör tarafından göze alınması beklenmemektedir.
Bu nedenle kısa vadede Suriye sahasında yaşanan askerî hareketliliklerin;
• masadaki pazarlık gücünü artırmaya yönelik,
• kontrollü,
• sınırlı ve geri döndürülebilir
nitelikte kalacağı; kapsamlı bir savaşa evrilmesinin ise düşük ihtimal olduğu değerlendirilmektedir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.