Ayakkabı değil, hafızamız acıtıyor
İnsan bazen acısını unutuyor.
Belki unutmasa yaşayamazdı.
Çok beğendiğimiz ama ayağımızı hep sıkan bir ayakkabı vardır.İlk başta “belki açılır” deriz. Bir süre daha giyeriz. Sonra çıkarır, bir kenara koyarız. Aradan zaman geçince neden vazgeçtiğimizi unuturuz.
Yeniden giyeriz. Daha birkaç adım atmadan, ayağımız bize gerçeği hatırlatır.
Siyasette de bazen böyle olur.
“Artık değişti” deriz.
“Bu kez Avrupa’nın sosyal demokrat partileri gibi olacak” deriz.
Ama ilk önemli sınavda karşımıza yine aynı refleksler çıkar:
Milliyetçilik, Kemalizm eksenli dil ve semboller üzerinden siyaset…
O an anlarız ki mesele isimlerin değişmesi değildir; asıl mesele siyaset yapma biçiminin değişip değişmediğidir.
İnsan hafızası umut eder, unutabilir.
Ama toplumsal hafıza, yaşadığı tecrübeyi kolay kolay unutmaz.
Konu ayakkabı değil. Konu, değiştiğini düşündüğümüz siyasetin gerçekten değişip değişmediği.
Türkiye’nin siyaseti de biraz böyle.
Siyasette de durum pek farklı değil. "Artık değişti" deriz. "Bu kez Avrupa’nın sosyal demokrat partileri gibi olacak" diye umut ederiz. Ama ilk önemli sınavda karşımıza yine aynı klasik refleksler çıkar. O an anlarız ki mesele isimlerin ya da aktörlerin değişmesi değildir; asıl mesele, siyaset yapma biçiminin değişip değişmediğidir.
Özgür Özel’in liderliğinde Yeni Parti de başlayan sürece yeniden umut bağlayan geniş bir kesim var. Bunun nedeni sadece mevcut iktidarın değişmesi arzusu değil. Asıl beklenti; Yeni Parti’nin artık özgürlükçü, çoğulcu, evrensel hukuk ilkelerini ve eşit yurttaşlığı merkeze alan çağdaş bir siyaset üretmesidir. İnsanlar tam da bu yüzden "Belki bu kez farklı olur" diyor.
Fakat Salı günkü grup konuşmasını izleyip salondaki coşkuya bakınca, o iyimserlik yerini tanıdık bir burukluğa bırakıyor. Karşımızda yine aynı dil, yine aynı ezberler: Milliyetçi ve Kemalist semboller üzerinden yürütülen bir siyaset, salonda çınlayan aynı marşlar... Sanki yüz yıl önce kurulmuş cümleler, bugünün devasa sorunlarını tek başına çözebilirmiş gibi...
Oysa insanlar artık marş değil, çözüm duymak istiyor.
Sembol değil, demokrasi görmek istiyor.
Geçmişle kavga eden ya da geçmişe sığınan değil; geleceği kuracak bir siyaset arıyor.
Çünkü gerçek değişim, afişlerin isimlerin değişmesi değildir.
Gerçek değişim, devleti vatandaşın önüne koyan zihniyetin değişmesidir.
Bir sosyal demokrat partiyi sosyal demokrat yapan şey, söylediği marşlar değil; hukuka, özgürlüğe, yerel demokrasiye, ifade özgürlüğüne, farklı kimliklerin eşit yurttaşlığına ve evrensel insan haklarına gösterdiği sadakattir.
Türkiye’nin ihtiyacı marşlar değil, yeni bir demokratik sözleşmedir. Çünkü geleceği, geçmişin ezberleri değil; cesaretle kurulan yeni cümleler inşa eder.
Özgür Özel ve ekibinden beklenen, geleceğin dilini kurabilmeleridir.
Türkiye’nin ihtiyacı marşlar değil, yeni bir demokratik hikayedir.
Bu ülke artık birbirine geçmiş sembollerin gölgesinde yoruldu.
İnsanlar artık hangi marşın söylendiğini, hangi sembolün taşındığını değil, çocuklarının nasıl bir Ülkede yaşayacağını konuşmak, hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığını görmek istiyor.
İnsanlar kimsenin kimliğini inkâr etmediği, kimsenin aidiyetinden korkmadığı, kimsenin düşüncesi yüzünden dışlanmadığı bir ülke özlüyor.
Belki o gün geldiğinde, hiçbir parti eski ayakkabılarını giymek zorunda kalmayacak.
Çünkü toplumun hafızası unutsa bile, yürüdüğü yollar unutmaz.
Ve her yanlış adım, ayağı yeniden acıtır.
Konu ayakkabı değil.
Konu, Türkiye’nin artık ayağını sıkan eski siyaset kalıplarıyla ne kadar daha yürümeye çalışacağıdır.
Konu, Türkiye nin umut bağladığı bir partinin, gerçekten değişip değişmediğidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.