Fırat Aygen

Fırat Aygen

NATO’nun yeni partneri: Sünni pakt

NATO’nun yeni partneri: Sünni pakt

Daha önceki köşe yazılarımızda, İran müdahalesi öncesinde Siyonizm ile Avrupa merkezli kapitalizm arasında büyük bir çelişki olduğunu; 1.000 yıllık İngiliz-Yahudi ilişkisinin çıkar birliğinden çıkar çatışmasına sürüklendiğini ve NATO’nun Orta Doğu’da en iyi mesai arkadaşı olan Türkiye ile yeni bir güvenlik mimarisi üzerine çalıştığını ifade etmiştik. Aynı şekilde, Suriye sahasındaki yeni çekişmenin Osmanlı-Siyonizm çekişmesi olduğunu ve ABD’deki ikinci Epstein dalgasının bir Hristiyan lobisinin “karşı devrim” hamlesi olduğunu bu köşemizden yazmıştık. Papa’nın ülkemizi ziyaret edip Cumhurbaşkanı Erdoğan ile samimi pozlar vermesinin de Hristiyan dünyası ile İslam dünyası arasında Siyonizm karşıtı bir bloğun meydana geldiğine işaret ettiğini vurgulamıştık. NATO toplantısının Ankara’da yapılması da bu denklem silsilesinin finallerinden biriydi.

Bu hatırlatmaları yaparken aslında Mekke’de dün itibarıyla Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlüsü arasında yapılan tarihi anlaşmanın arka planını da yazmış olduk. İsrail ve İran arasındaki çatışmada Avrupa ve müttefiklerinin seyirci pozisyonuna girmesini o günlerde yazdığımızda, savaş sonrasında gözlerinin İran’da değil, yıpranacak olan İsrail’de olması gerektiğini ifade etmiştik.

Siyonizm, iç paradoksları gereği sömürgecilik stratejisinde toplumsal rıza üretemeyeceğini unutmuş ve ilerlemesinin karşısında güçlü bloklar yaratılabileceği ihtimalini oldukça küçümsemiştir. ABD’yi kuran Hristiyan Avrupa’yı ise oldukça hafife almıştır. Siyonizm bugün, küçümsediği bu ihtimalin bedelini ödemeye başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kudüs ittifakı” olarak modellediği Türk-Kürt-Arap ittifakının halkaları bir bir tamamlanıyor.

Türkiye’de yürütülen çözüm sürecinde yasal çalışmalara geçildiği bir aşamada, Mekke’de tarihi bir Sünni pakt kuruluyor. Bu pakt, Orta Doğu’da güç boşluğunu doldurmak isteyen en caydırıcı oluşum olarak görünüyor. Daha önceki köşe yazılarımızda, İsrail ve İran’ın gerilemesinden sonra Orta Doğu’daki güç boşluğunu Türkiye ve Körfez’in doldurmaya en güçlü adaylar olduğunu ifade etmiştik.

Türkiye ve Körfez’in birlikte bu boşluğa aday olduğunu gözlemlerken, Tom Barrack diplomasisi için daha önce ifade ettiklerimizin de teyit edildiğini görüyoruz. NATO üyesi Türkiye, üçlü anlaşmada NATO’nun 5. maddesine benzer bir madde ile bu Sünni pakta dolaylı olarak NATO’nun dâhil olmasına vesile olmuş görünüyor. Üç ülkeden herhangi birinin saldırıya uğraması hâlinde diğer iki ülkenin de reaksiyon göstermesi, Türkiye’den dolayı NATO’nun 5. maddesinin harekete geçmesi anlamına da geliyor.

Siyonizm ve İran zayıflarken Hristiyan Avrupa ile Sünni blok arasındaki müttefiklik güçleniyor. Orta Doğu’da oluşan güç boşluğunun artık dolmaya başladığını söyleyebiliriz.

İçişleri Bakanı’nın “Kudüs Valiliği” çıkışının bir temenni değil, bir anti-Siyonist cephe perspektifi olduğu daha iyi anlaşılıyor. Soykırımcı Siyonizm için uzun süre sonra oldukça caydırıcı bir eksen meydana geliyor.

Hristiyan Avrupa, ABD devlet aygıtı içerisinde kendisine operasyon çeken Siyonist lobiye karşı harekete geçerken, İslam dünyası ile güçlü bir koordinasyonun da meydana geldiği gözlemleniyor. Spekülatif de olsa, tüm bu tablo içerisinde Siyonist Lindsey Graham’ın ani ölümü de kısmen anlam kazanıyor.

Türk-Kürt-Arap ittifakı, tarihsel bir çıkışın ismi olmaya çok yakın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fırat Aygen Arşivi