Abdurrahim Ay
Şeffaflık mı, mahremiyet mi? Kamuda kişisel veri sınırı
Dünyada güç dengeleri ve zenginliğin kaynağı sürekli kabuk değiştiriyor. Eskiden toprak en büyük güçtü, sonra sanayi üretimi geldi, ardından petrol. Peki ya bugün? Bugünün en değerli madeni, sizin ve benim hakkımızda toplanan veriler.
Sadece veri toplayıp bunları işleyerek devasa servetler kazanan şirketler var. Artık adımız, soyadımız, TC kimlik numaramız veya nerede alışveriş yaptığımız, bizi tanımlayan basit bilgiler olmaktan çoktan çıktı. Bunların hepsi alınıp satılabilen, küresel ticarete konu olan ciddi birer ekonomik değere dönüştü. İşin daha da çarpıcı tarafı, bu verileri kıymetli kılan şey sadece tekil içerikleri değil, ne kadar kolay ulaşılabilir ve birleştirilebilir oldukları.
Ortada çok büyük bir risk var. Sizin tek bir bilginiz belki o kadar dikkat çekici veya tehlikeli görünmeyebilir. Fakat farklı mecralardaki bilgileriniz birleştiğinde ortaya çok net bir "dijital kimlik" çıkıyor. Bir telefon numarası veya adres tek başına masum görünebilir. Ancak bunlar bir araya getirildiğinde nerede yaşadığınızı, ne tükettiğinizi, aile yapınızı, ekonomik durumunuzu ve günlük alışkanlıklarınızı ortaya döken ayrıntılı bir profil oluşturuyor. Dolandırıcıların iştahını kabartan, kimlik avı tuzaklarını kurduran ya da özel hayatımızı tehdit eden şey bu tablo. Bu yüzden, verilerimizi korumak sadece özel şirketlerin değil, en çok da devleti temsil eden kamu kurumlarının asli sorumluluğudur.
Kamu kurumları, kanunlarla kendilerine verilen görevleri yerine getirirken vatandaşlardan özel sektöre kıyasla çok daha geniş kapsamda kişisel veri topluyor. Üstelik vatandaşın çoğu durumda bu veri işleme faaliyeti karşısında gerçek anlamda bir tercih imkânı bulunmuyor. Yetki bu kadar geniş olunca, doğal olarak sorumluluk ve özen yükümlülüğü de bir o kadar yüksek oluyor. Çünkü hukuk devleti dediğimiz mekanizma, biraz da vatandaştan aldığı o hassas bilgiyi ne kadar güvende tutabildiğiyle sınanır.
Kişisel Verileri Koruma Kurulu'nun kamu kurumlarının internet ortamındaki paylaşımlarına ilişkin geçtiğimiz ayın sonunda yayımlanan 01/07/2026 tarihli ve 2026/1301 İlke Kararı bu konuya dair çerçeveyi belirliyor. Bu karar sadece kurumlara hukuki bir sınır çizmiyor, sıradan vatandaşa da çok net bir mesaj veriyor: “Bilgileriniz internette gereksiz yere ifşa ediliyorsa hakkınızı arayın, itiraz edin.”
Peki bu bizim günlük hayatımızda, sokakta ne anlama geliyor? Kurumlar yıllardır "şeffaflık" diyerek internet sitelerinden duyurular yayınlıyor. İhaleler, encümen kararları, atamalar, disiplin cezaları... Bunların duyurulması elbette kamu yararı gereğidir ve doğaldır. Ancak bir belediyenin web sitesinde yıllar önceki bir yardım listesinde adınızı görmek, bir sınav sonucunun herkesin ulaşabileceği şekilde TC kimlik numaralarıyla çarşaf çarşaf yayınlanması gerçekten şeffaflık mıdır? "Halktan bir şey saklamıyoruz" derken aslında kantarın topuzu kaçabiliyor ve ölçülülük ilkesi yerle yeksan oluyor. Oysa şeffaflık ile kişisel verilerin korunması, birbirine feda edilecek değil, aksine bir arada yürütülecek iki değerdir.
Bugün yayımlanmasında hukuki bir sakınca olmayan bir listenin, aradan on yıl geçtikten sonra hala arama motorlarında ilk sırada karşımıza çıkması ne kadar normal? Kamu kurumlarının artık sadece "Bunu yayımlamaya yetkim var mı?" diye sorması yetmiyor. "Bu bilgiyi ne kadar süreyle internette tutmalıyım? Acaba gereğinden fazla detay veriyor muyum?" diye de düşünmeleri şart. KVKK'nın karar ve uygulamalarında sıkça gördüğümüz "veri minimizasyonu" ve "ölçülülük" ilkesi tam da budur. Şeffaf olacağız diye vatandaşın bilgilerini süresiz olarak internetin insafına terk etmek kamu yararı olamaz.
İnternette kendi adınızı arattığınızda, bir kamu sayfasında kişisel bilgilerinizin gereksiz yere yer aldığını görüyorsanız devletin web sitesidir deyip geçmeyin. Nedenini sorma, o bilginin kaldırılmasını talep etme ve çözülmezse gerekli kurumlara şikâyet etme hakkınız var. Dijital dünyada bıraktığımız ayak izlerinin, yarın karşımıza ne şekilde çıkacağını bilemediğimiz bir çağdayız.
Devletin hafızası güçlü olabilir, kayıtlar elbette tutulur. Ama bu güçlü hafıza, bireyin "unutulma hakkı"nı tamamen yok sayamaz. Kişisel verilerin korunması kanunu, kurumların ayağına bağlanan bir taş veya bürokrasiye çıkarılmış bir pürüz değil hukuka saygılı, ölçülü ve insan onurunu merkeze alan bir yönetim anlayışının temelidir.
Kalın selametle.
Şeffaflık mı, mahremiyet mi? Kamuda kişisel veri sınırı
20 Ağustos 2026 Perşembe 15:36Kaza senin, veri kimin? Bir mağduriyet nasıl sektöre dönüşür?
16 Temmuz 2026 Perşembe 09:15Apartman ve işyerlerinde güvenlik mi mahremiyet mi tartışması
11 Haziran 2026 Perşembe 09:40Sosyal medya ve çevrimiçi oyunlara anne baba denetimi kanunlaştı
06 Mayıs 2026 Çarşamba 09:54Kamuda kurum içi yazışmalarda WhatsApp kullanmak
17 Şubat 2026 Salı 12:56Silahsız güç, sessiz inşa: Türkiye Kürtleri için yeni bir siyaset imkânı
10 Şubat 2026 Salı 15:08Dijital dünyada çocukları korumak: Geç kalmış bir farkındalık mı, doğru bir başlangıç mı?
06 Şubat 2026 Cuma 18:35Bir fotokopi, bir ihlal: Otellerde “rutin” sanılan KVKK hatası
25 Aralık 2025 Perşembe 14:12Çevrimiçi dünya ve çocuklarımız
27 Kasım 2025 Perşembe 14:14Yeni bir sayfa: Düşünmek, tartışmak, paylaşmak üzerine
30 Ekim 2025 Perşembe 16:58
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.