Siracettin Çekin

Siracettin Çekin

Ahmet Türk ne diyor?

Ahmet Türk ne diyor?

Türkiye, tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. Bir yanda onlarca yıldır devam eden acılar, kayıplar ve toplumsal yaralar; diğer yanda ise bu yaraları sarma ihtimali taşıyan yeni bir umut kapısı bulunuyor. Tam da böylesi bir dönemde Ahmet Türk'ün katıldığı konferansta yaptığı değerlendirmeler dikkat çekiciydi. Çünkü o konuşmada yalnızca bir siyasi görüşün değil, uzun yılların tecrübesinden süzülmüş bir toplumsal hafızanın izleri vardı. Ahmet Türk, demokratikleşmenin, eşit yurttaşlığın ve birlikte yaşamanın önemine vurgu yaparken aslında Türkiye'nin geleceğine dair önemli mesajlar veriyordu.

Kürt meselesi, bugünün değil, yüzyıla yaklaşan bir tarihsel sürecin ürünüdür. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren farklı dönemlerde farklı yöntemlerle ele alınan bu mesele, zaman zaman güvenlik eksenli politikalarla, zaman zaman ise demokratikleşme arayışlarıyla çözülmeye çalışıldı. Ancak her dönemde eksik kalan şey, toplumun bütün kesimlerinin kendisini bu ülkenin eşit ve onurlu bir parçası olarak hissedebilmesiydi. Bugün geldiğimiz noktada artık geçmişin hatalarını tekrar etmenin kimseye fayda sağlamayacağı açıkça görülmektedir.

Ahmet Türk konuşmasında, toplumda güvensizliklerin bulunduğunu kabul etmekle birlikte, kalıcı barış için sabırla bekleyeceklerini ve süreci bozacak taraf olmayacaklarını ifade etti. Aynı zamanda halkların kardeşliğini savunmaya devam ettiklerini vurguladı.Bu sözler bana göre yalnızca bir siyasi değerlendirme değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluğun da ifadesidir. Çünkü barışın inşası, öfkenin diliyle değil; sabrın, sağduyunun ve karşılıklı anlayışın diliyle mümkündür.

Bugün Anadolu'nun hangi şehrine gidersek gidelim, insanların ortak beklentisinin huzur olduğunu görürüz. Türk'üyle, Kürt'üyle, Arabıyla, Çerkesiyle bu ülkenin insanları artık evlatlarının geleceğini konuşmak, üretmek, kalkınmak ve refah içinde yaşamak istiyor. Hiçbir anne gözyaşı dökmek istemiyor. Hiçbir genç hayatını çatışmaların gölgesinde geçirmek istemiyor. Bu nedenle barış yalnızca siyasi bir hedef değil, aynı zamanda insani bir zorunluluktur.

Savaş başlatmak kolaydır; birkaç cümle, birkaç karar ve birkaç yanlış adımla yılların emeği yok olabilir. Ancak barış inşa etmek son derece zordur. Barış sabır ister, fedakarlık ister, önyargılarla yüzleşmeyi gerektirir. Belki de bu yüzden tarihte savaşların sayısı barış hikâyelerinden çok daha fazladır. Fakat insanlık ilerlediyse, medeniyetler büyüdüyse, bu savaşlar sayesinde değil; barışı koruyabilen insanların cesareti sayesinde olmuştur.

Ben Ahmet Türk'ü burada bir siyasetçi kimliğiyle değil, uzun yılların tecrübesini taşıyan bilge bir vatandaş olarak dinliyorum. Onun demokrasiye, birlikte yaşam kültürüne ve toplumsal uzlaşıya yaptığı vurgu, yalnızca bir kesime değil, bu ülkede yaşayan herkese yönelik bir çağrıdır. Çünkü demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir; farklılıklarımızla birlikte yaşayabilme iradesidir. Gerçek demokrasi, kendimize benzeyeni değil, bizden farklı olanı da aynı hukuk ve adalet çerçevesinde kabul edebilmektir.

Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur: Birbirimizi yeniden dinlemek, birbirimizi yeniden anlamak ve ortak geleceğimizi birlikte kurmak. Bu fırsatlar her zaman karşımıza çıkmaz. Tarih bazen milletlere önemli kapılar açar. O kapıdan geçip geçememek ise toplumların kendi iradesine bağlıdır. Eğer çocuklarımıza daha huzurlu bir Türkiye bırakmak istiyorsak, barışın yükünü sadece siyasetçilere değil, hepimize düşen bir sorumluluk olarak görmeliyiz. Çünkü bu topraklarda barışın gerçek teminatı devletler, partiler ya da liderler değil; birlikte yaşamaktan vazgeçmeyen insanlardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Siracettin Çekin Arşivi