Milli eğitim mi, milli şov mu?
Son zamanlarda eğitim alanında yaşanan bazı görüntülere baktığımda ister istemez şu soruyu soruyorum: Milli Eğitim mi yapıyoruz, yoksa milli şov mu? Çünkü okullarımızda eğitimin, bilginin ve kişisel gelişimin ön planda olması gerekirken, giderek gösterinin ve sosyal medya beğenilerinin öne çıktığı bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz. Açık söylemek gerekirse, bu durum beni hem bir vatandaş hem de geleceği düşünen biri olarak ciddi anlamda kaygılandırıyor.
Mustafa Kemal Atatürk'ün öğretmenlere hitaben söylediği “Ey öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” sözü, eğitimin ne kadar büyük bir sorumluluk taşıdığını ortaya koyan en önemli ifadelerden biridir. Çünkü öğretmen, yalnızca bilgi aktaran kişi değil; aynı zamanda karakter inşa eden, geleceği şekillendiren ve toplumun yarınlarını yetiştiren bir rehberdir. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu anlayışın giderek aşındığını görmek beni gerçekten düşündürüyor.
Son zamanlarda sosyal medyada, televizyon ekranlarında ve çeşitli etkinliklerde öğretmenlerin öğrencileri bir eğitim faaliyetinin parçası olmaktan çok bir gösterinin unsuru haline getirdiğine sıkça şahit oluyoruz. Açık söylemek gerekirse, bu görüntüleri gördüğümde rahatsız oluyorum. Çocukların başarıları yerine yapılan şovların ön plana çıkarılması, eğitim camiasının asli görevinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Eğitimin merkezinde çocuk değil de gösteri yer almaya başladığında ortaya sağlıklı bir tablo çıkmayacağını düşünüyorum.
Özellikle okul öncesi eğitim kurumlarında giderek yaygınlaşan abartılı mezuniyet törenleri dikkat çekmektedir. Henüz hayatının ilk basamağındaki çocukların kep törenleri, gösterişli organizasyonlar, süslemeler, balonlar ve sosyal medya içeriklerine dönüştürülen etkinlikler, eğitimin ruhuyla bağdaşmayan bir noktaya ulaşmıştır. Birçok kişi gibi ben de çocuklarımızın böylesine erken yaşlarda bir gösterinin parçası haline getirilmesini doğru bulmuyorum.
Elbette çocuklarımızın başarılarını kutlamak, onların mutluluğunu paylaşmak son derece değerlidir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bana göre kutlama ile gösteriş arasındaki çizgi giderek kaybolmaktadır. Eğitim kurumları bilgi üretiminin, düşüncenin ve gelişimin merkezi olması gerekirken, kimi zaman sosyal medya içeriklerinin üretildiği alanlara dönüşmektedir. Bu durumun hem aileleri hem de toplumun geniş kesimlerini rahatsız ettiğini de görüyorum.
Ünlü yazar ve Nobel ödüllü düşünür Jorge Saramago'nun, “Kötü kader diye bir şey yoktur; 21. yüzyıl vardır” sözü aslında yaşadığımız çağın çelişkilerini anlatmaktadır. Teknolojinin ve iletişim araçlarının gelişmesi büyük fırsatlar sunarken, aynı zamanda çocukların görünürlük ve beğeni yarışının bir parçası haline gelmesine de zemin hazırlamaktadır. Oysa çocuklar takipçi kazanmanın ya da sosyal medya etkileşimi sağlamanın aracı değildir. Bu konuda daha hassas davranılması gerektiğine inanıyorum.
Kanımca Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda gerekli hassasiyeti göstermeli ve çocukların eğitim dışı amaçlarla kullanılmasına yol açan uygulamalara karşı daha net bir tutum sergilemelidir. Çünkü çocuklarımız bizim göz bebeğimizdir; büyük ülkemizin geleceğidir. Onların masumiyetini ve eğitim hakkını gölgede bırakan her türlü gösteriş anlayışına karşı toplum olarak ses yükseltmek zorundayız. En azından ben bir vatandaş olarak, çocuklarımızın şovların değil eğitimin merkezinde olduğu bir anlayışı görmek istiyorum.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.