Diyarbakır’ı kendi evlatları katlediyor!
Medeniyet Beşiğinin Feryadı
Bir kent düşünün…
On iki bin yıllık insanlık hafızasını taşıyan, otuz üç medeniyete beşiklik etmiş, her taşıyla, her suruyla, her sokağıyla geçmişi bugüne taşıyan bir şehir… Yüzlerce tescilli kültür varlığıyla adeta “Ben buradayım” diye haykıran, dünyanın en eski yerleşimlerinden biri…
Ama bütün bu büyük mirasa rağmen ihmal edilen, yanlış yönetilen ve en acısı, kendi insanının duyarsızlığıyla yıpratılan bir şehir…
O şehir Diyarbakır’dır.
Diyarbakır denildiğinde akla tarih, kültür ve medeniyet gelmelidir. Çünkü bu şehir yalnızca Türkiye’nin değil, Ortadoğu’nun en önemli tarih ve inanç merkezlerinden biridir. Buna rağmen sahip olduğu potansiyeli ekonomik, kültürel ve turistik değere dönüştürememektedir.
Asıl acı olan ise budur.
Bu şehrin en büyük düşmanı dışarıda değildir.
En büyük tehdidi, kendi değerini bilmeyen anlayıştır.
Bugün Diyarbakır’da tarih konuşuluyor ama tarih korunmuyor. Turizm konuşuluyor ama ortak bir vizyon oluşturulamıyor. Medeniyet deniliyor ama medeniyetin bize yüklediği sorumluluklar yerine getirilmiyor.
Suçu sadece merkezi yönetime ya da yerel yönetime yüklemek kolaycılıktır. Eğer tarihi yapıya zarar veren bir esnaf sessizce izleniyorsa, kamusal alanı kirleten vatandaş kendini haklı görüyorsa, kaçak yapılaşmaya toplum tepki göstermiyorsa ve şehir ortak bir bilinç geliştiremiyorsa, bu sorumluluk hepimizindir.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan bir şehirde tarihi dokunun rant baskısıyla karşı karşıya kalması, kamusal alanların düzensiz kullanılması ve kültürel mirasın günlük çıkarlar uğruna ikinci plana itilmesi kabul edilemez.
Tarih, kısa vadeli kazançların kurbanı edilemez.
Bir taşın yerine beton koyabilirsiniz ama o taşın temsil ettiği medeniyeti geri getiremezsiniz.
En büyük yanılgımız ise medeniyet anlayışımızdır.
Bir kesim Diyarbakır’a sadece etnik kimlik üzerinden bakıyor. Bir başka kesim ise şehrin binlerce yıllık tarihini yalnızca kendi ideolojik penceresinden okumaya çalışıyor. Daha vahimi, Diyarbakır’ın İslam medeniyetindeki yeri dile getirildiğinde bazı çevreler rahatsız oluyor; buna karşılık şehrin İslam öncesi veya farklı medeniyetlerine değinildiğinde başka çevreler aynı tahammülsüzlüğü gösteriyor.
Oysa medeniyet, ideolojik tercihlere göre parçalanabilecek bir miras değildir.
Diyarbakır; Hurri’dir, Roma’dır, Bizans’tır, Artuklu’dur, Akkoyunlu’dur, Osmanlı’dır ve aynı zamanda İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biridir.
Bu mirastan bir bölümünü sahiplenip diğerini yok saymak, tarihe değil kendi önyargılarımıza hizmet etmektir.
Medeniyet kimsenin siyasi malzemesi değildir.
Medeniyet rantın malzemesi hiç değildir.
Bugün Diyarbakır’ın en büyük kaybı yalnızca tarihi yapıların yıpranması değildir; asıl kayıp, bu şehrin ortak hafızasının ve ortak vicdanının aşınmasıdır.
Rant uğruna tahrip edilen her tarihî yapı, yalnızca bugünü değil geleceği de çalar.
Kısa vadeli çıkarlar uğruna yok edilen her kamusal değer, gelecek kuşakların hakkından çalınmış bir parçadır.
İhanete uğrayan şehirler konuşamaz.
Ama suskunlukları, onları koruyamayanları tarih önünde mahkûm eder.
Diyarbakır bize miras kalmadı. Biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık.
Bugün bu emaneti koruyamazsak, yarın kaybedeceğimiz şey yalnızca birkaç tarihî yapı olmayacak; kimliğimiz, hafızamız ve medeniyet iddiamız olacaktır.
Ve unutulmamalıdır ki, bir şehri en çok dışarıdan gelenler değil; ona emanet gözüyle bakmayan kendi insanı yaralar.
Bu kent kendisini ihmal eden, değerini bilmeyen, talan eden kim olursa olsun, hangi etnik kökenden, hangi inançtan, hangi siyasi görüşten gelirse gelsin affetmeyecektir. Ben bu kentin bir sakini olarak hakkımı helal etmiyorum. Bu ihmale, bu sorumsuzluğa ve bu mirasa karşı işlenen ihanete ortak olmayacağım.
Artık günü kurtaran projeleri, kısır tartışmaları ve suçlama yarışını bırakmanın vakti geldi. Diyarbakır tarihiyle, kültürüyle, inanç merkezleriyle, gastronomisiyle, Dicle Vadisi ve Hevsel Bahçeleriyle dünyanın sayılı destinasyonlarından biri olabilir. Bunun için ortak akıl, cesur bir vizyon ve samimi bir sahiplenme şarttır.
Çünkü yarın vereceğimiz kararlar, sadece bugünün Diyarbakır’ını değil, gelecek nesillerin mirasını belirleyecektir.
Soru hâlâ aynı ve acımasızca ortadadır: Biz gerçekten bu medeniyetin mirasına sahip çıkıyor muyuz, yoksa her geçen gün onu biraz daha tüketiyor muyuz?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.