Vicdanın orucu bozuldu
Ramazan geldi. Sofralar kuruldu, ışıklar yandı, ekranlar doldu. Ama bir şey eksik: Vicdan.
Her yıl aynı sahne. Hurma çeşitleri konuşuluyor, menüler paylaşılıyor, iftar davetleri yarışıyor. Bir yanda altın varaklı masalar, diğer yanda boş tencereler. Aynı şehirde iki ayrı Ramazan yaşanıyor. Biri fotoğraf karesinde, diğeri sessizlikte.
Akşam ezanına dakikalar kala eve eli boş dönen bir babanın suskunluğu var bu coğrafyada. Çocuğunun gözlerine bakamayan bir adamın iç yangını. Semt pazarında tezgâhlar toplanırken yere düşen sebzeleri ayıklayan anneler. Çürük domatesleri seçen eller… O eller aslında bir sistemin ayıbını topluyor.
Ama biz neyi konuşuyoruz?
Televizyon ekranları ayrı bir sahne. Yüzlerce yıldır bilinen “orucu bozan şeyler” sanki yeni keşfedilmiş gibi hararetle anlatılıyor. Diş macununun köpüğü milim milim tartılıyor. İmsak dakikaları üzerinden akademik tartışmalar yapılıyor. Hatta iftarın hangi biyolojik eylemle açılabileceğine dair fetvalar reyting malzemesi oluyor.
Milyonlarca insanın sofrasına neden temel gıda girmediği ise konuşulmuyor.
Çünkü açlık reyting getirmiyor.
Oysa açlık sadece mideyi yormaz. Zihni de yorar. Umudu kemirir. Yoksulluk sadece cüzdanı boşaltmaz; onuru incitir. Şiddet gören bir kadının, yıkılmış bir yuvanın, travma yaşayan bir çocuğun Ramazan’ı hangi dakikada başlıyor, hangi dakikada bitiyor?
Bunları tartışmıyoruz.
Yoksulluk adeta organize bir yardım sektörüne dönüşmüş durumda. Logolu erzak kolileri. Kameraya dönük iftar çadırları. “En çok kim yardım etti?” yarışları… Oysa mesele yardım etmek değil; yardıma muhtaç bırakmamak. Fakiri bulmakla övünenler, fakirliği ortadan kaldırmayı neden konuşmaz?
Bazı ülkelerde petrol akıyor, bazı ülkelerde yeraltı zenginlikleri saymakla bitmiyor. Ama o ülkelerde bile insanlar temel gıdaya erişemiyor. Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman toplumlarda aynı tablo: Gösterişli iftarlar, kalıcı yoksulluk.
Bir ay boyunca sofraya kola koymamakla bilinç gösterisi yapanlar var. Ama aynı sofralar marka gösterisiyle donatılıyor. Diyetisyenler yiyeceklerin kalorisini anlatıyor; kimse o yiyeceğe ulaşamayanları anlatmıyor.
Ramazan sakız değil.
Rahmet, sadece sofrayı büyütmek değildir. Rahmet, boş tencereyi ortadan kaldırmaktır. İbadet, sadece mideyi tutmak değildir; elini, dilini, vicdanını da tutmaktır.
Eğer bir toplumda zengin sofralar çöpe giderken çocuklar yatağa aç giriyorsa…
Eğer imsak dakikası saniyesi saniyesine hesaplanırken açlık sınırı görmezden geliniyorsa…
Eğer fetvalar saatlerce konuşulup adalet birkaç cümleye sığdırılıyorsa…
Orada oruç belki tutuluyordur.
Ama vicdanın orucu çoktan bozulmuştur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.