Yahya Öger

Yahya Öger

Bağımlılıkla mücadelede gerçeklerle yüzleşme zamanı

Bağımlılıkla mücadelede gerçeklerle yüzleşme zamanı

Türkiye’de bağımlılıkla mücadele yıllardır konuşuluyor. Toplantılar yapılıyor, protokoller imzalanıyor, kürsülerden büyük cümleler kuruluyor. Fakat sahaya baktığınızda manzara çok farklı. Ne zaman Sayın Cumhurbaşkanı konuyu gündeme taşısa, birkaç hafta boyunca herkes alarm durumuna geçiyor. Kurumlar peş peşe açıklamalar yapıyor, faaliyet raporları hazırlanıyor, sosyal medya hesapları afişlerle doluyor. Ancak gündem değişip konu soğuyunca yine aynı noktaya dönülüyor: Eski tas, eski hamam…

En acı tarafı ise bu mücadelenin tam merkezinde olması gereken gönüllü yapılar, yani sahada gerçekten çalışan dernekler ve sivil toplum kuruluşları, sistemin dışında bırakılıyor. Yıllardır bağımlılıkla mücadele eden birçok STK temsilcisiyle dostluğumuz oldu. Kiminle konuşsak aynı şeyleri anlatıyor: “Toplantılar şova dönüşüyor, gerçekler konuşulmuyor, kurumlar bizi muhatap almıyor.”

Çünkü ortada ciddi bir “mış gibi yapma” problemi var.

Raporlarda uçuşan rakamların önemli bir kısmının sahada karşılığı yok. Kâğıt üzerinde yapılan çalışmalar, sosyal medyada paylaşılan birkaç görsel ve protokol fotoğrafıyla başarı hikâyesi yazılmaya çalışılıyor. Oysa bağımlılık; afiş asmakla, salon toplantıları yapmakla ya da birkaç seminer düzenlemekle çözülecek bir mesele değildir. Bu iş, sokakta olur. Mahallede olur. Ailenin içinde olur. Gencin elinden tutarak olur.

Daha vahim olan ise, bağımlılıkla hiçbir ilgisi olmadığı halde sırf proje desteği almak için tüzüğüne birkaç madde ekleyip bu alana giren sözde derneklerdir. Bugün maalesef bazı yapılar, bağımlılığı bir toplumsal yara olarak değil, ekonomik fırsat kapısı olarak görüyor. Projeler üzerinden kaynak aktarılıyor, umut satılıyor, ama ortaya kalıcı hiçbir sonuç çıkmıyor.

Elbette bu alanın içinde suistimal edenler vardır. Ancak birkaç kötü örnek üzerinden yıllardır fedakârca çalışan gerçek gönüllüleri yok saymak da büyük haksızlıktır. Çünkü Türkiye’nin hemen her ilinde, imkânsızlıklar içinde mücadele eden en az bir samimi dernek mutlaka vardır. İşte devletin asıl sahip çıkması gerekenler bunlardır.

Bugün bağımlılıkla mücadelede en büyük eksiklerden biri de eleştiriye kapalı bir yapı oluşmasıdır. Kurullar adeta “kendin çal, kendin oyna” platformlarına dönüşmüş durumda. Sürekli aynı isimler konuşuyor, aynı kurumlar birbirini alkışlıyor. Oysa en sert muhalifler bile o masalara çağrılmalı. Çünkü yanlış gidildiğini ancak eleştiri gösterir. Gerçekler duyulmadan çözüm üretilemez.

Burada elbette denetim mekanizması da şarttır. Her önüne gelen “bağımlılıkla mücadele ediyoruz” diyerek proje desteği almamalıdır. Bu alanda gerçekten çalışan, sahada karşılığı olan, gönüllü emeği bulunan yapılar titizlikle ayrıştırılmalıdır. Yeşilay, Sağlık Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı; sahada çalışan dernek yöneticilerine ve gönüllülere düzenli eğitimler vermelidir. Gönüllülük profesyonellikten uzak olmak değildir. Tam tersine, doğru eğitimle desteklenen gönüllü yapılar devletin en büyük gücü olabilir.

Hatta bağımlılıkla mücadele eden dernekler, gerektiğinde Sağlık Bakanlığı çatısı altında ortak bir koordinasyon sistemiyle bir araya getirilmelidir. Yerelde çalışan derneklerle Yeşilay arasındaki iş birliği zorunlu hale getirilmelidir. Bir afiş hazırlanıyorsa, o ilin sahada çalışan derneklerinin logoları da yer almalıdır. Çünkü mücadele yalnızca merkezden yönetilemez; yerelden güç almayan hiçbir çalışma başarıya ulaşamaz.

Yerel yönetimlerin de bu konuda daha güçlü sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Belediyeler sadece salon tahsis eden kurumlar olmamalı. STK’larla ortak saha çalışmaları yapmak, mahalle bazlı sosyal projeler üretmek artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmelidir.

Ayrıca devlet destekleri konusunda da yeni bir anlayış şarttır. Bir devlet kurumuna başka bir devlet kurumu üzerinden proje desteği verilmesi yerine, sahada aktif çalışan gönüllü yapılar desteklenmelidir. Teknoloji de bu mücadeleye dahil edilmelidir. “Yeşil Dedektör” benzeri uygulamalar daha aktif hale getirilmeli, vatandaşın sürece katılımı artırılmalıdır.

Bağımlılık sadece bir sağlık sorunu değildir; aynı zamanda sosyal, ekonomik ve ahlaki bir çöküş meselesidir. Bu yüzden mücadele de yalnızca kurumların omzuna bırakılmamalıdır. Devlet, STK, aile, okul, spor kulübü ve mahalle aynı hedefte birleşmelidir.

Artık makyajlı raporların değil, samimi yüzleşmenin zamanıdır. Çünkü kaybettiğimiz her genç, aslında geleceğimizden eksilen bir parçadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi