Yahya Öger

Yahya Öger

Biz, ötekiler ve ötekiler

Biz, ötekiler ve ötekiler

Bu memlekette herkes kendi doğrusunu “tek doğru” sanıyor. Sağcı da öyle, solcu da… dindarı da ateisti de, Türk’ü de Kürt’ü de. Fikirler konuşulmuyor artık; kimlikler çarpışıyor. Ve bu çarpışmanın dili giderek sertleşiyor, kabalaşıyor, nihayetinde şiddete evriliyor. Çünkü mesele fikir değil; mesele, farklı olana tahammül edebilme kapasitemiz.

Tahammülsüzlük, sadece bireysel bir zaaf değil; toplumsal bir alışkanlık haline geldi. Dün evde başlayan öfke, bugün sokakta devam ediyor. Çocuk, konuşarak anlaşan bir dünya görmedi; bağırarak kazanan, bastırarak üstün gelen bir düzen gördü. O çocuk büyüdü. Şimdi aynı dili konuşuyor, aynı reflekslerle yaşıyor. Böylece şiddet, bir tercih olmaktan çıkıp adeta mirasa dönüşüyor. Neredeyse genetik bir aktarım gibi, nesilden nesile devrediliyor.

Ama mesele sadece fiziksel şiddet değil. Bu ülkenin bir de zihinsel şiddeti var. Okumadan hüküm veren, dinlemeden yargılayan, anlamadan hakaret eden bir dil… İnsanlar artık bilgiye değil, kanaate dayanarak konuşuyor. Sosyal medyada birkaç cümle gören, kendini hakikat dağıtıcısı sanıyor. Hayatında bir kitabı derinlemesine okumamış olanlar, başkalarının hayatına hüküm kesiyor. Üstelik bunu büyük bir özgüvenle yapıyor. Oysa bu özgüven değil; cehaletin gürültülü hali.

Daha da vahimi, bu tahammülsüzlüğün zaman zaman “inanç” kılıfıyla sunulması. Kendi inancını mutlak doğru kabul edip, kendisi dışında kalan herkesi “yanlış”, “sapmış” hatta “helak olacak” olarak gören bir anlayış… Bu, inanç değil; tahakküm arzusudur. İnanç insanı derinleştirir, bu ise sığlaştırıyor. İnanç merhamet üretir, bu ise öfke kusuyor.

Fakat bütün bu gürültünün ortasında başka bir gerçek daha var: Suskunluk. Eli kalem tutan bir insan, bu ülkede yazarken artık bir değil bin düşünüyor. Çünkü mesele sadece doğruyu yazmak değil; o doğrunun bedelini göze alabilmek. Hükümetin tepkisi, muhalefetin linçi, iş dünyasının dengeleri, sosyal medyanın trolleri… Herkesin bir baskı aracı var. Ve bu baskının ortasında kalan kalem, çoğu zaman susmayı tercih ediyor.

Ekmek korkusu, bu ülkenin en etkili sansür mekanizmasına dönüşmüş durumda. İnsanlar işini kaybetmemek, hedef olmamak, dışlanmamak için geri adım atıyor. Suskunluk önce bir refleks, sonra bir alışkanlık, en sonunda da bir karakter haline geliyor. Böylece gerçeği bilen ama söylemeyen bir kitle büyüyor. Bu, açık baskıdan daha tehlikelidir. Çünkü görünmezdir, sorgulanmaz ve zamanla normalleşir.

Ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor: Herkes konuşuyor gibi yapıyor ama kimse gerçekten konuşmuyor. Cümleler yuvarlak, fikirler muğlak, eleştiriler steril. Kimse net bir duruş sergilemiyor, çünkü duruşun bir bedeli var. Ve bu bedeli ödemek istemeyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.

Daha da kötüsü, bu durum bir konfor alanı yaratıyor. “Rahatım kaçmasın, ne olacaksa olsun” anlayışı sinsice yayılıyor. İnsanlar olup biteni görüyor ama müdahil olmuyor. Tepki vermek yerine izlemeyi tercih ediyor. Çünkü izlemek güvenli, konuşmak riskli. Böylece sorumluluk duygusu köreliyor, vicdan sessizleşiyor.

Oysa toplum dediğimiz şey, sadece yönetenlerden ibaret değildir. Toplum; konuşabilen, itiraz edebilen, yanlış gördüğüne ses çıkarabilen insanların toplamıdır. Eğer bu refleks kaybolursa, geriye sadece yönlendirilmeye açık kalabalıklar kalır.

Türkiye’nin –belki de içinde bulunduğu coğrafyanın– temel açmazı burada yatıyor: “Biz ve ötekiler” ayrımını aşamamak. Oysa bu ayrım, düşündüğümüz kadar sağlam değil. Çünkü “öteki” dediğimiz şey, çoğu zaman anlamaya yanaşmadığımız bir başka insandan ibaret. Dinlesek, belki de o kadar yabancı gelmeyecek.

Ama dinlemiyoruz. Çünkü dinlemek, kendi doğrumuzdan şüphe etmeyi gerektirir. Oysa biz, şüphe etmek yerine emin olmayı seviyoruz. Emin oldukça sertleşiyor, sertleştikçe yalnızlaşıyoruz.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Haklı olmak mı istiyoruz, yoksa birlikte yaşayabilmek mi?

Çünkü herkesi memnun etmeye çalışarak hakikati kaybediyoruz. Ve hakikati kaybeden bir toplum, eninde sonunda kendini de kaybeder.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi