Diyarbakır’da kentsel dönüşümün önceliği beton değil, insan olmalıdır
“Sosyolojisi olmayan dönüşüm, ruhu olmayan şehirler üretir.”
Diyarbakır’ın birçok mahallesinde kentsel dönüşüm artık ertelenemez bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Özellikle eski yapı stokunun yoğun olduğu, nüfus baskısının arttığı ve plansız yapılaşmanın yıllardır biriktiği mahallelerde dönüşüm zorunlu görünmektedir. Ancak burada en hayati nokta şudur: Kentsel dönüşüm, yalnızca teknik ve mühendislik meselesi değildir; her şeyden önce sosyolojik bir olaydır.
Bugüne kadar birçok şehirde yapılan dönüşüm uygulamalarında binalar yenilenmiş, yollar genişletilmiş, yeni konut alanları oluşturulmuştur. Fakat çoğu zaman gözden kaçan en önemli unsur insan olmuştur. Oysa mahalle dediğimiz yer, sadece taş, beton ve demirden oluşmaz; komşuluk ilişkileri, dayanışma kültürü, ortak hafıza ve aidiyet duygusuyla yaşayan bir sosyal organizmadır. Diyarbakır’ın mahalleleri ise bu yönüyle Türkiye’nin en güçlü toplumsal dokularından birine sahiptir.
Sur’un tarihsel ruhu, Bağlar’ın güçlü mahalle dayanışması, Ben û Sen’in sosyal çeşitliliği ve kentin eski yerleşim alanlarının kültürel belleği, yapılacak her dönüşüm projesinin temel referansı olmalıdır. Eğer bu hafıza dikkate alınmazsa ortaya çıkan dönüşüm, sadece bina yenilemesi olur; şehirleşme değil, sosyal kopuş üretir.
Bu nedenle Diyarbakır’da kentsel dönüşüm süreçleri başlamadan önce öncelikli söz hakkı sosyologlara, şehir plancılarına, sosyal hizmet uzmanlarına ve mahalle sakinlerine verilmelidir. Çünkü sosyologlar, bir mahallenin sadece fiziki yapısını değil; aile ilişkilerini, göç geçmişini, ekonomik koşullarını, gençlerin beklentilerini, kadınların kamusal alanla ilişkisini ve sosyal dayanışma ağlarını bilimsel olarak analiz edebilir. Böylece dönüşümün toplum üzerinde oluşturacağı etkiler daha başlamadan öngörülebilir.
Unutulmamalıdır ki insanlar yalnızca ev değiştirmez; yaşam alışkanlıklarını, komşuluk bağlarını, çocuklarının oyun alanlarını, günlük rutinlerini ve aidiyet duygularını da taşımak zorunda kalır. Eğer bu süreç bilimsel bir sosyolojik değerlendirme olmadan yürütülürse, fiziksel yenilenme sağlanırken toplumsal çözülme kaçınılmaz olur.
Diyarbakır gibi tarih, kültür ve güçlü toplumsal bağlarla örülü bir şehirde kentsel dönüşümün başarısı, kaç bina yapıldığıyla değil; kaç insanın yaşam kalitesinin korunduğu ve toplumsal aidiyetin sürdürülebildiğiyle ölçülmelidir.
Sonuç olarak şunu açıkça ifade etmek gerekir: Şehirler betonla değil, insanla yaşar. Bir kentin gerçek değeri, yükselen binalarının yüksekliğinde değil; o sokaklarda büyüyen çocukların güven duygusunda, komşular arasındaki dayanışmada, mahalle kültürünün yaşattığı aidiyet hissinde ve kuşaklar boyunca aktarılan ortak hafızada saklıdır. Diyarbakır gibi tarihi, kültürü ve güçlü toplumsal bağlarıyla yaşayan kadim bir şehirde kentsel dönüşüm, yalnızca eski yapıları yıkıp yerine yenilerini yapmak olarak görülemez. Asıl mesele, o mahallelerde yaşayan insanların sosyal dokusunu, kültürel kimliğini, günlük yaşam pratiklerini ve ortak geçmişini koruyarak geleceği inşa edebilmektir. Bu nedenle Diyarbakır’ın geleceği planlanırken mühendislik hesapları kadar, hatta ondan daha fazla, insanın sosyal gerçekliği merkeze alınmalıdır. Çünkü bir mahallenin ruhu kaybolduğunda sadece binalar değişmiş olmaz; insanlar arasındaki güven, dayanışma ve aidiyet de zedelenir. Sosyolojisi hesaba katılmadan yapılan her dönüşüm, fiziksel olarak yeni yapılar üretse de toplumsal açıdan eksik, kırılgan ve sürdürülemez bir şehirleşme ortaya çıkarır. Gerçek dönüşüm; insanı yerinden etmeyen, kültürel hafızayı koruyan, mahalle ruhunu yaşatan ve toplumsal bütünlüğü güçlendiren dönüşümdür. Diyarbakır’ın yarınlarını inşa ederken ihtiyaç duyulan şey yalnızca yeni konutlar değil, aynı zamanda insanların kendini ait hissedeceği, geçmişiyle bağ kurabileceği ve geleceğe güvenle bakabileceği yaşam alanları oluşturmaktır. İşte kalıcı ve başarılı şehirleşme ancak böyle mümkün olacaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.