Siracettin Çekin

Siracettin Çekin

Diyarbakır’ın tarihi kimsenin babasının malı değil!

Geçtiğimiz hafta Batı’dan Diyarbakır’a gelen bir dostumla şehrimizi gezme fırsatı buldum. Birlikte yemek yedikten sonra soluğu, kadim şehrimizin hafızasını asırlardır bağrında taşıyan Ulu Cami’de aldık. İçeri girdiğimizde karşılaştığımız kalabalık, yerli ve yabancı turistlerin ilgisi beni ziyadesiyle mutlu etti. Diyarbakır’ın tarihine, kültürüne ve mimarisine gösterilen bu ilgi, şehrimizin sahip olduğu değerin hala karşılık bulduğunu gösteriyordu. Ne var ki bu mutluluğum, kısa süre sonra yerini bir rahatsızlığa bıraktı.

Caminin içinde dolaşırken turistlere bilgi veren rehberlerin anlattıklarına kulak kesildim. Duyduklarım karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Bazı anlatımlar eksik, bazıları ise tarihi gerçeklerle bağdaşmayacak kadar hatalıydı. Üstelik farklı rehberlerden benzer yanlışları duyuyordum. Dayanamadım, rehberlerden birine yaklaşıp anlatılanların bir kısmının Ulu Cami ile ilgisinin bulunmadığını, caminin gerçek tarihine ilişkin önemli ayrıntıların ise göz ardı edildiğini söyledim. Aldığım cevap, meselenin kendisi kadar düşündürücüydü: “Biz böyle biliyoruz.” Peki, bir şehrin tarihini anlatan insanlar, anlattıkları bilgilerin doğruluğunu araştırmak zorunda değil mi? Tarih, kulaktan dolma bilgilerle anlatılabilecek sıradan bir hikaye değildir. Hele ki söz konusu olan, Diyarbakır’ın en önemli tarihî miraslarından biriyse…

Ziyaretimizin devamında On Gözlü Köprü’ye geçtik. Köprünün üzerinde davul zurna çalan birilerini gördüm. Müziğin sesi, tarihi yapının atmosferine ayrı bir güzellik katıyordu. Dostumla köprü hakkında konuşuyor, bildiğim kadarıyla ona tarihi ayrıntılar anlatıyordum. Derken bir gürültü koptu. Merak edip köprünün girişine doğru yöneldiğimde vatandaşlarla bazı esnaflar arasında yaşanan tartışmaya tanık oldum. Bir vatandaş, köprünün girişinde fotoğraf çektirmek istiyordu. Ancak oraya bir sandalye bırakılmış, fotoğraf çekmek için ücret talep ediliyordu. Vatandaş, buranın kamusal bir alan olduğunu ve fotoğraf çekmek için ücret istenemeyeceğini savunuyordu. Tartışmanın büyüdüğünü, çevredeki insanların da olaya dahil olduğunu gördüm. Üstelik uzakta bekleyen birkaç kişinin de yaşananları takip etmesi, ortamın daha da gerilmesi ihtimalini aklıma getirdi. Sonunda fotoğrafını dahi çekemeden oradan ayrılan vatandaşların yaşadığı bu durum, zihnimde ciddi soru işaretleri bıraktı.

Burada mesele yalnızca bir fotoğraf için ücret istenmesi değildir. Asıl mesele, bir şehrin ortak değerleri üzerinde kimin, hangi hakla tasarrufta bulunduğudur. Tarihî bir köprü, herhangi bir kişinin şahsi mülkü değildir. Kamuya ait bir alanda ticari faaliyet yürütülecekse bunun hukuki bir dayanağı, belirlenmiş kuralları ve yetkili kurumların denetimi olmalıdır. Kimsenin ortak mirasımızı kişisel kazanç kapısına dönüştürme hakkı yoktur. Elbette esnafımızın emeğine, geçimine ve ticari faaliyetlerine saygımız var. Ancak esnaflık, kamuya ait bir alanı sahiplenmek veya insanlara orada dilediği gibi hareket edemeyeceğini söylemek değildir. Hele ki tartışmayı büyütmek, insanları korkutmak ya da şiddet görüntülerine zemin hazırlamak hiçbir şekilde kabul edilemez.

Düşünsenize, bir taraftan Diyarbakır turizmde daha fazla gelişsin, şehrimize daha çok ziyaretçi gelsin, tarihimiz ve kültürümüz daha geniş kitlelere ulaşsın istiyoruz. Diğer taraftan şehrimize gelen bir insan, tarihî bir yapıyı gezerken yanlış bilgilerle karşılaşıyor; başka bir yerde ise fotoğraf çekmek gibi sıradan bir isteği nedeniyle tartışmanın ortasında kalabiliyor. Peki, bu insanlara Diyarbakır’ı nasıl anlatacağız? Onlara binlerce yıllık tarihimizden, misafirperverliğimizden ve kültürel zenginliğimizden mi söz edeceğiz, yoksa yaşadıkları olumsuzlukların gölgesinde bir şehir hatırasıyla mı uğurlayacağız? Turizm yalnızca ziyaretçi sayısını artırmakla gelişmez. Turist kendisini güvende hissetmeli, doğru bilgiye ulaşmalı ve şehrin ortak değerlerinden herkes gibi özgürce yararlanabilmelidir.

Bu nedenle ilgili kurumların artık bu meseleleri görmezden gelmemesi gerekiyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere Valilik ve yetkili koruma kurumları, On Gözlü Köprü’deki ticari faaliyetlerin hangi kurallara göre yürütüldüğünü, fotoğraf çekimi için ücret talep edilmesinin hukuki bir dayanağı bulunup bulunmadığını ve kamuya açık alanların nasıl kullanıldığını incelemelidir. Ulu Cami’deki rehberlik faaliyetleri konusunda da ilgili kurumlar harekete geçerek tarihi bilgilerin doğruluğunu ve rehberlerin yeterliliğini gözetmelidir. Burada amacımız kimseyi peşinen suçlamak değil, yaşanan sorunları açıklığa kavuşturmak ve bir daha yaşanmamalarını sağlamaktır. Kurallara uygun çalışan esnafımızı da koruyacak olan şey, denetimsizlik değil, herkes için geçerli ve adil bir düzenin kurulmasıdır.

Diyarbakır, birkaç kişinin çıkarına, yanlış anlatılan birkaç tarihî hikâyeye ya da tartışmalarla anılan birkaç noktaya sığdırılabilecek bir şehir değildir. Bu şehir; surlarıyla, camileriyle, köprüleriyle, sokaklarıyla ve yüzyıllardır biriktirdiği kültürüyle hepimizin ortak mirasıdır. Her taşında bir hatıra, her sokağında bir tarih, her yapısında geçmişten bugüne uzanan bir emanet vardır. Bu emanete sahip çıkmak yalnızca kurumların değil, bu şehirde yaşayan herkesin sorumluluğudur. Çünkü Diyarbakır’ın tarihini korumak, yalnızca geçmişi korumak değildir; gelecek nesillere nasıl bir şehir bırakacağımızı da belirlemektir. Unutmayalım: Diyarbakır’ın tarihi kimsenin babasının malı değildir. Bu miras hepimizindir ve hepimizin sorumluluğundadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Siracettin Çekin Arşivi