Demokrasinin eteğine çamur sıçrarken
Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur / Kâtibimin setresi uzun, eteği çamur…” İstanbul’un hafızasına işlemiş bu anonim türküyü dinlemeyi çok severim. Fakat bu kez türkünün çamuru kâtibin eteğinde değil, sanki Üsküdar’ın tamamında. Çünkü Üsküdar’da yaşananlar yalnızca bir belediye başkanının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması ve ardından belediye yönetiminin el değiştirmesinden ibaret değil.
Burada daha büyük bir mesele var: Siyasetin yöntemleri ve bütün bunların toplumun demokrasiye bakışında bırakacağı iz.
Yaşananları uzaktan izlerken yıllar önce çekilmiş 12 Kızgın Adam filmini hatırladım. Filmde cinayetle suçlanan bir genç hakkında karar vermek üzere on iki jüri üyesi bir odada toplanır. İlk bakışta herkes aynı kanaattedir. Fakat içlerinden biri, karar vermeden önce delillerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine bütün kabuller masaya yatırılır, tanıklar ve deliller sorgulanır, kişisel önyargılar ortaya çıkar. Filmin asıl meselesi verilen karardan çok, o karara nasıl ulaşıldığıdır. Çünkü adalet, yalnızca doğru sonuca ulaşmak değil, doğru yöntemle ulaşmaktır.
Üsküdar’da yaşananlar bana bu hikâyenin adeta ters yüz edilmiş hâlini düşündürüyor. Sanki mesele bir karar vermekten çok, istenen karar ortaya çıkana kadar sürecin devam etmesi gibi bir görüntü oluşturdu. Tekrarlanan oylamalar, itirazlar, siyasi hareketlilik ve meclis aritmetiğindeki değişimler, vatandaşın gözünün önünde karmaşık bir tablo meydana getirdi. Hukuki ve siyasi mekanizmaların işletilmesi elbette demokrasinin bir parçasıdır. Fakat demokrasi yalnızca mekanizmalardan ibaret değildir; o mekanizmaların toplumda oluşturduğu güven duygusu da demokrasinin kendisidir.
Siyaset sonuç almak ister. Her siyasi parti kendi düşüncesinin, kendi adayının ve kendi kadrosunun başarılı olmasını ister. Bu siyasetin doğasında vardır. Fakat siyasi mücadele, toplumun “Ne olursa olsun benim irademin bir anlamı var” duygusunu zedelemeye başladığında mesele parti sınırlarını aşar. Çünkü bugün bir tarafın lehine kullanılan yöntem, yarın başka bir tarafın karşısına çıkabilir. Siyasette asıl maharet yalnızca kazanmak değil, kazandığında da hangi sınırları koruduğundur.
Beni asıl düşündüren de burası. Çünkü demokrasinin en önemli dayanaklarından biri, insanların geleceğe dair kurduğu umuttur. Sandığa giden insan yalnızca bir tercih yapmaz; aynı zamanda tercihinin dikkate alınacağına inanır. Bu inanç zayıflarsa sandık yerinde durur ama sandığın anlamı küçülür. İnsanlar siyasetin kendi iradelerinden daha güçlü olduğuna inanmaya başladığında, demokrasiye duyulan güven sessizce aşınır. Bu aşınma, herhangi bir seçim sonucundan çok daha ağır bir kayıptır.
Ben burada AK Parti ya da CHP üzerinden bir parti tartışması yürütmüyorum. Çünkü mesele hangi partinin kazandığından daha büyük. Bugün A partisi olur, yarın B partisi. Değişmeyen şey, hepimizin üzerinde uzlaşması gereken demokratik zemindir. Bir siyasi sonuç elbette tartışılabilir; hukuki kararlar eleştirilebilir, siyasi aktörler sorgulanabilir. Fakat bütün bunları yaparken demokrasinin kendisini yıpratmamak gerekir. Çünkü siyaset değişir, iktidarlar değişir, belediyeler değişir; fakat demokrasiye duyulan güven kaybolduğunda onu yeniden inşa etmek çok daha zordur.
Üsküdar’a yağmur yağdı, türkünün dediği gibi etekler çamur oldu. Fakat asıl temizlenmesi gereken, sokaklardaki çamurdan önce siyasetin bıraktığı izdir. 12 Kızgın Adam bize yalnızca hangi karara vardığımızın değil, o karara hangi yoldan ulaştığımızın da önemli olduğunu hatırlatıyor. Demokrasi de tam burada başlıyor. İstediğimiz sonuç çıktığında demokrasiyi savunmak kolaydır. Asıl mesele, istemediğimiz sonuç karşısında da aynı ilkeye sahip çıkabilmektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.