Aynîleşen evler
1960'larda bir kadın dokumuş bu göbek halıyı. Bir başına, aylarca uğraşmış. Dört ay veyahut altı.
Ne hayaller kurmuştur kim bilir.. Neler geçirmiştir aklından, nelere içerlenmiş, nelere söylenmiştir.
Hangi türküleri yakmıştır ipleri bir bir düğümlerken.

Öyle güzel,
öyle muntazam dokumuş ki....
Ufak tefek hatalar da yapmış bazı yerlerde.
Ben
o kısımlarını daha çok seviyorum. Kim bilir o an
ne düşündü de, aklı nereye kaydı da bu hataları yaptı
diyorum. Birini,
bir şeyleri düşünürken dalıp gitmiş olmalı diyorum.
'Halının kusuru' diye nitelendirilen bu kısımlar pek kıymetli benim nazarımda.
Neyse işte!
Yaşanmışlığı yoksa bir eşyanın; ruhu da yoktur.
Evimdeki eşyaların kimisi bit pazarından, kimisi mezatlardan kimisi oradan buradan.. başka şehir veya başka kıtadan...
Hemen hepsinin bir ruhu var. Baktıkça, dokundukça
alıp götürüyor başka alemlere, başka duygulara.
'Evde olmak hissi' böyle olsa gerek...

Evimdeki bu yaşanmışlığı, bu ruhu ve beni yansıtan bu rengârenk ortamı seviyorum. Sıcacık, pozitif
ve kendine özgü bir karakteri var evimin.
Çocukluğumdaki evler gibi...
Şimdi öyle mi?!
Artık birbirinin fotokopisi gibi evler.
Hepsi beyaz, gri, krem... renksiz, ruhsuz
ve sadelik adı altında birbirinin aynı.
Sadelik ruhsuzluk mu, kusursuz bir uyum
kendine özgü olmayan bir sıradanlık mı?
Oysa ne güzeldi çocukluğumdaki evler;
her evin kendine özgülüğü, karakteri,
odalardaki uyumsuz renklerin sıcaklığı...
Emek kokardı hemen her köşe, bir hikâye anlatırdı
ve bu sebepten eşsiz..

Şimdi ise fenomenlerin önerdiği
ve acilen stoklanan eşyalarla dolu evler.
Sırf biri önerdi diye alınan ve kişinin kendisini yansıtmayan eşyalar.
Her evde "olmazsa olmaz" aynı eşyalar.. Aynı dizayn,
aynı renksizlik, aynı kusursuz uyum...
Aynîleşti evler de; insanlar gibi..

Herkes herkesleşiyor!
Bedenler aynı, ruhlar aynı, tavırlar aynı, evler, köşeler, eşyalar aynı...
Ahh, manâsız!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.