33 can, 33 yıl...
2 Temmuz'un bir gün evvelinde arkadaşlarına şöyle demişti Hasret: "Yahu abartmayın ne olacak, bizi yakacak değiller ya!"
BİZİ YAKACAK DEĞİLLER YA!
Öldürüldüğünde henüz yirmi ikisindeydi.
Ben ise dört yaşlarında olmalıydım o vakit.
Ne görmüşlüğüm vardı Hasret' i,
ne de duymuşluğum.
Ta ki o güne dek...
2 Temmuz 1993.
Hiçbir şey hatırlamayacak kadar küçüktüm aslında,
ama o günü şimdi gibi hatırlarım.
Bir iki dakikalık bir kesit...
Lakin hafızamda capcanlı.

Siyah beyaz bir ekran.
Tekbirler eşliğinde bağıran kalabalık.
Cayır cayır yanan bir bina,
ısıdan patlayan camlar.
İs içinde kalan simsiyah duvarlar,
her yanı saran duman bulutları..
Ve odamızda
babamın bir o yana bir bu yana volta atışı..
Avuçlarını sıkıp sıkıp aynı şeyi tekrarlıyordu :
"Yezidler kıyacak hepsine, kıyacak yezidler Muhlis' e, Hasret' e."
İşte o gün çalındı ismi kulağıma.
Ve bir daha asla unutmadım o ismi.
Sonrası mı?
Yüzü, gülüşü, sesi...
Öyle tanıdıktı ki.
Caanım Hasret.
Hayır hayır, öylesine bir "canım" değil bu.
Heeyy benim canımın kökü!

Aradan 33 yıl geçti.
33 CAN 33 yıl..
Kederim o günkü gibi yüreğimde...
Heyhaat!
Ne de güzel insanlara kıydılar be!
Her şeyi affedebilirim şu hayatta,
istisnasız her şeyi ve herkesi.
Lakin Hasret' e kıyan yobaz zihniyeti; asla!
Desem ki; "Madımak" içimdeki en derin yaradır..
Burası bir "Utanç Müzesi" olana dek,
devlet eliyle aklanan ve sokaklarda kol gezen katiller yargılanıp hesap verene dek içimdeki bu derin yara kabuk bağlamayacak..
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.