Sağlıkta yapısal kriz ve artan intiharlar
Diyarbakır’da son bir ay içerisinde üç sağlık çalışanının (Genel Cerrahi Asistanı Ahmet Coşkun, Uzman Asistan Özge Salman ve Acil Tıp Teknisyeni Veysel Tekin) yaşamına son vermesi, sağlık sistemindeki işleyişi ve çalışma koşullarını yeniden tartışmaya açmıştır. Peş peşe yaşanan bu vakalar, münferit adli olaylar olmanın ötesinde; sağlık yönetimindeki aksaklıkları, iş güvenliği ihlallerini ve derinleşen ekonomik kaygıları işaret eden ciddi bir göstergedir.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Diyarbakır Tabip Odası (DTO) Başkanı Veysi Ülgen’in tespitleri, sorunun bireysel psikolojik buhranlardan ziyade, "sistematik tükenmişlik" ve "yönetimsel zafiyet" kaynaklı olduğunu ortaya koymaktadır.
İntihar vakalarındaki artışı değerlendiren Veysi Ülgen, sürecin sadece psikolojik nedenlerle açıklanamayacağını, bunun sosyolojik ve toplumsal bir sorun olduğunu vurgulamaktadır. Sahadaki temel tespit; hekimlerin ve sağlık personelinin çalıştıkları kurumlarda mutlu olmadıkları ve yoğun bir tükenmişlik sendromu yaşadıkları yönündedir.
Bu tükenmişlik, sağlık çalışanları arasında antidepresan ve psikiyatrik ilaç kullanımının yaygınlaşmasıyla somutlaşmaktadır. İnsan onuruna yakışmayan ağır çalışma koşulları, personelin psikolojik dayanıklılığını kırmakta ve trajik sonuçlara zemin hazırlamaktadır.
Ülgen’in açıklamalarındaki en vahim iddialardan biri, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) kurallarının ihlal edilmesidir. Mevzuata göre riskli birimlerde çalıştırılmaması gereken, epilepsi tanısı konmuş veya psikiyatrik raporu bulunan hekimlerin, acil servisler gibi yüksek stresli ve yoğun alanlarda nöbet tutmaya zorlandığı belirtilmektedir.
Raporlu personelin, sağlık durumlarına uygun olmayan birimlerde çalıştırılması hem ilgili hekimin can güvenliğini hem de hasta güvenliğini tehlikeye atan açık bir yönetim kusurudur.
Sağlık kurumlarındaki bir diğer yapısal sorun, personel rejimindeki keyfi uygulamalardır. Ülgen, Personel Dağılım Cetvelleri (PDC) dolu olmasına rağmen, hekimlerin kendi kadroları dışında geçici görevlendirmelerle başka birimlere kaydırıldığını ifade etmektedir.
Özellikle acil servislerdeki personel açığının, taşıma suyla değirmen döndürür gibi geçici görevlendirmelerle kapatılmaya çalışılması, iş barışını bozmakta ve mobbing algısını güçlendirmektedir. Bu plansızlık, hem sağlık hizmetinin kalitesini düşürmekte hem de çalışanın kuruma olan aidiyetini zedelemektedir.
Sağlık çalışanlarını intihara sürükleyen faktörler arasında ekonomik parametreler de önemli bir yer tutmaktadır. Ülgen, hekimlerin ve sağlık personelinin hak ettikleri ücreti alamadıkları için ciddi bir gelecek kaygısı taşıdığını belirtmektedir.
Bu kaygı, çalışanları kısa yoldan gelir elde etme arayışına itmekte; borsa, kripto para ve şans oyunları gibi riskli finansal araçlara yönelimin artmasına neden olmaktadır. Ekonomik darboğazdan kurtulmak amacıyla girilen bu riskli alanlarda yaşanan kayıplar, mevcut stresi daha da artırarak bireyleri bunalıma sürükleyen bir "tetikleyici" işlevi görmektedir.
Diyarbakır’da yaşanan intihar vakaları, sağlık sisteminin alarm verdiğinin somut bir kanıtıdır. Mesele, sadece bireylerin ruh haliyle ilgili değil; mobbing, iş güvenliği eksikliği, ekonomik baskı ve yönetimsel hataların oluşturduğu bir sarmaldır.
Yetkili mercilerin, meslek örgütlerinin uyarılarını dikkate alarak; çalışma koşullarının iyileştirilmesi, liyakate dayalı görevlendirme yapılması ve riskli personelin korunması adına ivedilikle harekete geçmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, bu yapısal sorunlar daha ağır bedeller ödenmesine neden olmaya devam edecektir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.