Mahmut Bilgin

Mahmut Bilgin

Kürt siyasi hareketindeki yapısal kriz

Kürt siyasi hareketindeki yapısal kriz

Kürt politik aklının siyasi serüveni son zamanlarda çok boyutlu ve sarsıcı bir kriz yaşamaktadır. Bana göre bu krizin ana sebebi Kürtlük siyasetinin 20.yy'da varlığını borçlu olduğu ulusal bünye ile kurduğu ilişkide 21.yy'ın ilk çeyreğinde savrulması ve dönüşüm becerisini geliştirememesidir. Bugün gelinen noktada Kürt siyaset dünyası rasyonel demokratik bir ulusal siyaset olma ile dar grup çıkarlarının elinde bir şirket yönetimine dönüşme tehlikesi arasındaki o karanlık sınır çizgisindedir. Bana öyle geliyor ki Öcalan gelinen bu sınır hattını görerek ideolojik, politik, örgütsel mantık bakımdan bir neşter atmayı kaçınılmaz gördü. Demokratik Toplum manifestosu bütün içeriği bakımından bunu kapsıyor. Fakat Kürt siyasi hareketi merkezden çepere kadar bütün bileşenleriyle bu neşterin kendisine vurulduğunu ya görmüyor yada görmezden geliyor. Siyasi hareket ve onun kadro bürokrasisi zihinlerindeki ideolojik tümörle yaşamakta ısrar ediyor. Bu siyaset ve kadro sınıfı Öcalan'ı yaşayan bir tartışma ve şimdileşmesi gereken bir perspektif olarak değil; bir fikir kulübü seviyesinde tutuyor özenle. Aslında Mehmet Öcalan'ın "başkanın her dediğine tamam diyorlar ama arkalarını döndüklerinde bildiklerini yapıyorlar" diye özetlediği şey budur. Yine Öcalan'ın Newroz mesajında belirttiği "içimizdeki yetersiz ve anlamsız ilişkiler" ile ve en son "davul benim boynumda ama herkes tokmağı vuruyor" mesajı ile kastı bu siyaset, bu zihniyet ve bu yapıdır. Öcalan ısrarla demokratik toplum diyor onlar topluma hükmedecek mekanizmalar kuruyor, Öcalan demokratik siyaset diyor onlar vesayete, icazete, talimata, yetkiye dayalı egosantrik siyaset sistemini ve parti oligarşisini tahkim ediyorlar, Öcalan halka hizmet diyor onlar halka parmak sallıyor. Öcalan komün hareketi diyor onlar bunu revize edip "komün belediyedir" diyor. Ve bunu minarelerine Öcalan kılıfı asarak yapıyorlar. Aslında Öcalan'ın yeni paradigmasının subjektif hasmı tekçi otoriter devlet yapısı iken, objektif hasmı ise Kürt siyasi alanını ele geçiren bu bürokratik kastik yapıdır. Bu yapı Öcalan'a yaklaşım konusunda devlet yapısıyla oldukça benzeşmektedir. Kuantumda Dirac denklemi denilen bir denklem var: çok yoğun ve yakın bir etkileşim içinde olan, varlıklarını birlikte sürdüren iki sistem arasında özel bir bağ oluşur. Ve eğer sistemlerden birinde bir şey olursa, diğerinde de aynı veya benzer birşey gerçekleşir. Kürt siyaset sınıfı ve kadro yapısı uzun süredir devlet sistemi ile o kadar yoğun ve yakın bir etkileşim içine girdi ki, Öcalan konusunda dahi devlet yapısına benzemiş bulunuyor. Biri "Kurucu lider" diyor diğeri "Önderlik" diyor. Fakat iki yapı da davulu parçalamak için tokmağı vuruyor.

Revizyonist yaklaşımlar ile örtülü umursamazlık Kürt siyasi hareketini esir almış, Öcalan'ın "eskiyi aşma" olarak ortaya koyduğu dönüşüm bizzat Kürt siyasi hareketi ve kadroları tarafından ideolojik bükümlemeye uğratılarak boşa çıkarılıyor. Yeni manifestonun kalbi demokrasi iken, hareket içi çıkar gruplarının elinde demokrasi bir illüzyona, toplantılar, kongreler, konferanslar ise bu illüzyonun kurgulandığı sahnelere dönüşmüştür. Saysak en fazla 100 kişinin 15 milyonluk büyük Kürt alanını domine ettiği, bütün kararları aldığı, geriye kalan milyonların ise yönetilen olarak görüldüğü bir siyasal toplumsal sistemin demokratik olduğunu düşünmek için durgun zekâlı olmak gerekir. Kürtlerde siyaset son 15 yıllık tarz ve tercihlerle birlikte halkçı ve devrimci kimyasını kaybetmiş, artık bürokratik bir meslek haline gelmiştir. Kürt siyaset dünyasında dükkalık mertebeleri oluşmuş, bu dükkalık mertebesi bir kaç çıkar grubuna ait hale gelmiştir. Daha başka küçük grupların güç oranlarına göre kontlar, kontesler, baronlar ve şövalyeler onları izlemektedir. Diyarbakır ve Ankara'da iki elin parmak sayısını geçmeyecek insan grubu dükkalık yaparken, her il ve ilçede de belli sayıda insan grupları ise kontlar ve baronlar gibi sürekli yöneticilik yapmaktadır. Adeta kadrolu politikacı grupları oluşmuştur. Bu grupların gerçekte bir sınıf karakterleri de olmayıp yöneticilik yapmazlarsa hiçleşip kaybolacaklardır. Siyaseti bürokratik bir meslek haline getiren bu zihniyet, halkın katılımını imkansız hale getirerek siyaseti halktan ve sokaktan alıp kulislere hapsetmiştir. Kürt siyasi hareketi bileşenleri ve DEM Parti görüntüde demokrasi diyor fakat gerçekte öyle değil. Kendi kendisi kongre komisyonları kuruyor, kendilerini yönetici tayin ediyor, kendilerini vekil, belediye başkanı yapıyorlar, sadece kendileriyle iyi olanlara mevki ve yetki veriyorlar, çıkar grupları kendi yandaşlarının bir yerlerde yetkili olması için liyakata bakmaksızın yetkilerini kullanıyorlar. Bir süre sonra bu grupların çıkarları uyuşmayınca da gücü yeten diğerini tasfiye ediyor. Bu çıkarsal tasfiyelere de ideolojik politik kılıflar giydiriyorlar. Bu tablo iktidarın tarzı siyasetine ne kadar benziyor değil mi! Burda da kuantumun Dirac denklemi devreye giriyor. Buna demokrasi mücadelesi demek mümkün değildir. Bunu tarif etmek için Urfa'lıların bir deyimi var:" sen siye çal sen siye oyna."

Diğer önemli bir husus ise Kürt siyaset sınıfı halkı dinlemiyor ve duymuyor artık. Bu otoriter kastik yapı sanayinin, sokağın, tekstil atölyelerinin, kahvehanelerin, inşaat şantiyelerinin, kampüslerin, lokantaların, mağazaların ve buralarda çalışan yüzbinlerin sesini dinlemiyor. Büyük şehirlerin "lanetlileri" haline gelen Kürt yoksullarının, yurtsever Kürt köylülerinin, yeni nesil Kürt gençliğinin, 40 yıl boyunca emek veren yüzbinlerce emektarın, AKP'ye oy veren yoksul Kürt kadınlarının, ömrü boyunca parti binasına gitmeyen yurtsever Kürt kadınlarının, Kürt baldırıçıplaklarının ve mülksüzlerinin sesini dinlemiyor. Otel ve düğün salonlarında, kulis odalarında, parti binalarında sürekli topladığı aynı insanlarla kendi sesinin yankılarını dinliyor sadece. Bu yüzden Kürt siyasi hareketi mutsuz ve voltajı yükselmiş Kürt dünyasından bihabardir. Yine bu yüzden siyaset stadyumuna gitmeyen bu milyonların görebildiklerini göremiyor, hissettiklerini hissetmiyor Kürt siyaset sınıfı. Toplumdan bu derece kopup iktidara yakınlaştıkça topluma ait olanı, toplumsal olanı kendi mülkiyeti olarak görmeye başlıyor. Toplumsal olan bir şey ona aitse, onun çizdiği çerçevedeyse anlamlıdır; değilse anlamsız ve gereksizdir. Fikir, sanat, sivil toplum, ekonomi, spor, kadın, çocuk, insan hakları... Bütün bu alanlarda yani toplum adına hareket eden ne varsa onun üzerinde iktidar kurma ve onu dondurma eğilimi bütün zihinlerine hükmetmiştir. İdeolojik tümör tam olarak budur ve ne yazık ki bu aziz ve azizelerde bu ideolojik tümörü söküp atma niyeti ve cesareti yoktur.

Son önemli husus ise Kürtler için bir karadelik olan siyasetsizliktir. Türkiye'de Kürt mahallesinde hegemon siyaset yapısı olan DEM Parti Kürtler adına bir siyasetsizlik üretme mekanizmasına dönüşmüştür. Özellikle son iki yıldır Kürtleri gündemsiz, siyasetsiz bırakmış, hatta anti siyaset yoluna doğru sevketmektedir. Dönem dönem Öcalan'ın görüşme içerikleri de olmasa Kürtler politika konuşmayacaklar neredeyse. İki yıldır DEM merkezi hem herşeyi Öcalan'dan beklerken hem de Öcalan'ın söylemlerini kamuoyuna zamanında, doğru ve güçlü bir şekilde aktarma rolünü de yeterince yerine getirmedi. İki yıldır devam eden süreçle ilgili de hiçbir hak elde edememiş Kürt halkının hayal kırıklığını yatıştırmak için sürekli sahte umutlar dağıttı. Devletin çizdiği dar alanda hizalanıp top dolaştırdı DEM. Devletin oyalama taktiklerini boşa çıkaracak, halkın taleplerini merkeze alan somut bir demokrasi programı ortaya koyan dirayeti göstermedi. İçeriksiz tanımlamalarıyla iktidarın siyaset sahasında bir siyasal dolgu malzemesi olarak kaldı. Öte taraftan bütün politikasını Öcalan'ın koşullarının değişmesine odaklayarak Kürt parlamenterizminin altını oymuş ve parti olarak kendisini zamanın dışına atmıştır. Tarihin, konformizmin üstünde tepineni dışana atma gibi bir özelliği vardır. DEM Parti o derece siyasetsiz hale geldi ki bir partinin başucu belgesi olan kendi parti programını dahi savunmuyor, sözcülüğünü yapmıyor. Bir siyasal parti, parti programından sorumludur esasen. DEM'in parti programında Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı, anadilde eğitim hakkı ve bu hakkın kamusal alanda da uygulanması yazar. Dahası parti programında demokratik özerklik, özerk yerel yönetimler savunuluyor. Buna paralel olarak Türkiye'nin çeşitli bölgelere ayrılarak bölge meclislerinin oluşturulmasını savunuyor. Yine aynı belgede yerel yönetim anlayışını bütçesini halkın belirlediği, kararların temsili yolla değil doğrudan demokrasi ile alındığı özerk meclislere dayalı bir idari yapı olarak ortaya koymuş. Bütün bunlar DEM partinin parti programında yazılı olan maddeler. Fakat DEM Parti uzun süredir kendi parti programına dahi sahip çıkmıyor. Demokratik özerkliği ağzına dahi almıyor, anadilde eğitim hakkı için somut tek bir politikası yok, bölge meclisleri lafzını kullanan tek bir DEM yetkilisi yok, kendi yönettiği belediyelerde doğrudan demokrasinin tek bir örneği yok... Kendi parti programını bu kadar inkâr eden bir siyasal parti daha yoktur. Zaten programında yer alan bu politikaları DEM'den çıkarırsanız geriye DEM diye bir şey kalmaz. Fakat DEM'in kendisi bu politikaların sözcülüğünü yapmayarak büyük oranda politik anlam yitimine uğrayarak bir siyasal parti olma hüvviyetini yitirmiştir. DEM bu apolitik duruşuyla Türkiye'de siyaseti Kürtsüzleştirdi. Öyle ki ilk kez Türkiye'deki diğer partiler "Kürt sorunu" sözcüğünü ağızlarına dahi almıyorlar. DEM dışarıdan izlendiğinde Türkiye'de Kürt meselesinin olmadığı düşünülebilir pekala. Son tahlilde kendisini Kürtler açısından bir özelliği - öznelliği olmayan herhangi bir parti konumuna getirdi. Kürtlük adına bu devasa bir boşluktur, bir karadeliktir ve bu boşluk uzun süre böyle kalmaz.

Sonuç olarak artık zaman anti siyaset yoluna girmiş bir merkezi bürokratik partinin ve Sovyetik bir sistemin değil; her alanda kendi örgütlenmesini sağlamış örgütlü toplumun zamanıdır. Önümüzdeki iki yıl Kürt siyasi hareketi geleneği açısından ya her yeri ele geçirmiş apolitik dar çıkar gruplarının hizip siyasetinin defin törenine yol açılacak, yada kastlaşan bu çıkar grupları 40 yıllık Kürt devrimci siyasetinin defin törenini gerçekleştirecektir. Bu bakımdan bu yazı da kötümserliği örgütleme amacı taşımamaktadır. Aksine kafamızı kuma gömüp gerçekleşeni görmediğimiz ve söylemediğimiz sürece, kötünün kendisini rahatlıkla örgütleme alanı bulmaya devam edeceğini ve göğümüzün altındaki karmaşanın bir gün hepimizi içine alıp hiçleştireceğini biliyor olmanın berrak bir tutumudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Bilgin Arşivi