Fırat Aygen

Fırat Aygen

Diyarbakır’da ‘Süreç’ Sonrası Ekonomik İklim: Kafe Ekonomisinin Baskınlığı ve Şehrin Egemenlerinin Kültürel Sorunları

Diyarbakır’da ‘Süreç’ Sonrası Ekonomik İklim: Kafe Ekonomisinin Baskınlığı ve Şehrin Egemenlerinin Kültürel Sorunları

Elbette, şu sıralar Yunanistan’ın yaşadığı ekonomik krize paralel manzaraların ülkemizde de seyir hâlinde olduğu gözlemleniyor. Çok tabii, ekonomi alanındaki otoriteler kadar buna hâkim değiliz; ancak sosyo-ekonomik döngünün tablosunu gözlemlemek, ayrıca güçlü uzmanlıklar gerektirmiyor.

Kafeleşme kültürünün gittikçe yaygınlaşmasının, “zaman-emek-artı değer” denklemini tüketim akışına ve pasif topluluklar yaratmaya doğru sürüklediği söylenebilir. Bir yerde yaygın şekilde kafeler varsa ve bunlar karşılık buluyorsa, artık “zamanı öldüren ve havalı bir mekânda geçici olarak iyi hissetmenin ucuza satın alınması” başlamış demektir.

Diyarbakır özelinde, yaklaşık 50 yıldır kronikleşen çatışma ortamı sonlanırken bölge kamuoyunda kültürel taleplerden çok ekonomik talepleri hissettiren sessiz bir toplumsal dinamik harekete geçiyor. İşsizlik seviyelerinin yükselişte olduğu Diyarbakır’da ekonomik kültürün tartışmaya açılması elzemdir.

Açık söylemek gerekirse, bir kentin gelecek tahayyülü, ekonomik açıdan egemen olan sınıfın ufku kadardır. Diyarbakır’da güç merkezleri, çok uzun yüzyıllar boyunca kır merkezli feodal güç odakları olmuş; ancak zamanla kentin kapitalizmle yükselişe geçmesiyle feodal güç merkezleri, siyasal sebepler de dâhil olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı bu değişim sürecine uyum sağlayamamışlardır.

Kent ekonomisinin dümenine oturanların ise zamanında feodaller tarafından “gayriahlaki tutuma” sahip oldukları gerekçesiyle kentin çeperine sürdükleri şahıslardan oluşan toplama köylerin fertleri olduğunu görmekteyiz. Bu kesimler, Ermenilerden doğan ticari boşlukları doldurarak ve zamanla değerlenen araziler üzerinde varlık göstererek ekonomik güç elde ettiler.

Kültürel açıdan “gayriahlaki” nedenlerle sürülenlerin çocukları ve torunları bugün şehrin en tepelerindeler. Şehrin ekonomik ufkunun bu yüzden kültürel bakiyeden yoksun olduğu ve klikler ile kirli ilişkiler kurmayı ekonominin dinamosu olarak gördükleri söylenebilir. Kültürelliğin dinamosu olan feodaller yoksullaşırken, sürdükleri “gayriahlaki” unsurlar zenginleşti.

Elbette ekonomik açıdan egemen sınıftaki bu kültürel değişim, şehrin ve bölge ekonomisinin ana ekseni olan “tarım ve hayvancılığı” ihmal etmekte; sanayileşme ve üretim süreçlerinde faal olmayı gündemleştirmek yerine imar rantlarını ekonominin dinamosu olarak görmektedir.

Yerel nedenlerle birlikte nesnel koşulların da ekonomik kültür üzerindeki etkileri güçlü bir şekilde görülmektedir.

Diyarbakır’da beklenen nihai barışa kapı aralandığı bu tarihî süreçte, yoksulluğun gölgelendiği kafeleşmenin yaygınlaşması artık gündeme oturmalıdır. Ortalama 200 TL’ye içilen bir kahve ile lüks bir mekânda işsizliği unutma ayini yapılan bu mekânlar, “zaman-emek-artı değer” denklemini imha eden bir insan kültürü üretmeye devam ediyor.

Bir şehirde açılan yeni kafelerin konseptleri konuşuluyorsa, o şehir yoksulluğunu görmek istemeyenlerin cennetine dönüşmüş demektir.

Şehrin siyasi ve ekonomik egemenlerinin vizyonu, barış sonrası “tarım, hayvancılık ve sanayileşme” üzerinden merkeze baskı kurmayı hedefe oturtmadığı sürece, kafelerde işsizliği unutma ayinlerinin bedelini önümüzdeki yıllarda çok ağır ödeyeceğiz.

“Latin Amerika Sendromu” olarak daha önce tarif ettiğim ve ulusal siyasette de gündeme gelen sendrom kapımıza dayanmakta.

Şehrin vizyonu için siyasi ve ekonomik egemenler, kültürel bir elekten geçerek daha rasyonel ve kolektif temelli bir ekonomik pozisyon geliştirmeli ve bu doğrultuda bir dil kurmalıdırlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fırat Aygen Arşivi