Yahya Öger
Kadını kutsarken evliliği işlevsizleştirmek!
Son yıllarda kadın, aile ve evlilik üzerine yürütülen tartışmalarda dikkat çekici bir anlayışla karşı karşıyayız. Kadına değer vermek adına söylenen bazı sözler, farkında olarak ya da olmayarak evlilikteki karşılıklı sorumlulukları tartışmalı hâle getiriyor. Kadının özgürlüğü ve emeği konuşulurken aile hayatının ortak sorumlulukları bazen bütünüyle göz ardı ediliyor.
Sorulması gereken soru basittir: Kadına değer vermek, onun evlilik içindeki bütün sorumluluklarını ortadan kaldırmak mıdır?
"Benim emeğim var, erkek bana bakmak zorunda" yaklaşımı
Özellikle çalışan kadınların dile getirdiği bir söylem var: "Ben de çalışıyorum, emeğim var, o hâlde erkek bana bakmak zorunda." Bu ifade, ilk bakışta haklı bir talebin dile getirilmesi gibi görünse de iki temel sorunu beraberinde getiriyor.
Birincisi, bu söylem kadının ücretli emeğini erkeğin ev içi emeğine karşı bir üstünlük aracı hâline getiriyor. Oysa bir kadının dışarıda çalışması, evdeki sorumlulukların ortadan kalktığı anlamına gelmediği gibi, erkeğin tüm ev içi yükümlülükleri üstlenmesi gerektiği anlamına da gelmez. Kadının ücretli emeği değerlidir; ancak bu değer, karşı tarafın sorumluluğunu sıfırlayan bir koz olarak kullanıldığında evlilik bir ortaklık olmaktan çıkar, bir hizmet ilişkisine dönüşür.
İkincisi, bu yaklaşım, çalışmayan ya da ev içinde emek veren kadınların konumunu zayıflatır. Eğer değer yalnızca ücretli emekle ölçülürse, evde çocuk büyüten, evin düzenini sağlayan, hasta ve yaşlı bakımını üstlenen kadınların emeği görünmez hâle gelir. Oysa bu emek de gerçek bir emektir ve ekonomik bir değer üretir.
"Erkek bana bakmak zorunda" söylemi, İslam hukukundaki nafaka yükümlülüğünü de bağlamından koparır. İslam'da erkeğin ailesinin geçimini sağlaması bir sorumluluktur. Ancak bu sorumluluk, kadının evlilik içindeki bütün sorumluluklardan muaf olduğu anlamına gelmez. Nafaka, bir tarafın diğerine "bakması" değil, ailenin ortak yaşamını sürdürmesi için gereken maddi desteğin sağlanmasıdır.
Evlilik iyi ve kötü günde beraber yol almaktır
Evlilik, iki insanın yalnızca mutlu günlerde yan yana durduğu bir ortaklık değildir. Evlilik; sağlıkta ve hastalıkta, zenginlikte ve yoksullukta, iyi ve kötü günde beraber yol almayı gerektirir. Bu, sadece romantik bir söz değil; evliliğin kurucu ilkesidir.
Bir taraf hastalandığında diğerinin ona destek olması, ekonomik zorluk yaşandığında iki tarafın da elini taşın altına koyması, sevinçte olduğu kadar hüzünde de omuz omuza durulması gerekir. Ancak bugün bazı yaklaşımlar, evliliği "benim haklarım" üzerinden tanımlayarak bu beraberlik ruhunu zedeliyor.
Daha da vahimi, bazı söylemler evliliği bir çıkar ilişkisine indirgiyor. Sanki bir taraf sağılacak bir inek, diğer taraf ise yalnızca cinsel bir obje olarak görülüyor. Bu iki yaklaşım da evliliğin özünü kemiriyor. Eğer evlilikte eşlerden biri yalnızca maddi kaynak olarak, diğeri yalnızca bedensel bir tatmin aracı olarak görülüyorsa orada evlilik kurumu çoktan bitmiştir.
İnsan, ne bir ekonomik kaynaktır ne de bir cinsel nesnedir. Evlilik, iki insanın birbirini bir bütün olarak —ruhuyla, bedeniyle, duygularıyla, zaaflarıyla ve güçlü yanlarıyla— kabul ettiği bir hayat ortaklığıdır. Bu bütünlük parçalandığında, evlilik de ayakta kalamaz.
İslam kadına değer verirken aileyi ortak sorumluluk üzerine kurar
Kur'an, kadın ve erkeği insanlık onuru bakımından aynı ahlaki sorumluluğun muhatapları olarak ele alır. Ahzab suresinin 35. ayetinde müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, itaat eden erkekler ve itaat eden kadınlar... hepsi için bağışlanma ve büyük bir ödül olduğu bildirilir. Bu ayet, kadın ve erkeğin Allah katındaki değerinin eşit olduğunu açıkça ortaya koyar.
Rum suresinin 21. ayetinde eşler arasında sevgi ve merhamet, Bakara suresinin 187. ayetinde ise eşlerin birbirleri için birer örtü olduğu ifade edilir. Bu yaklaşım, evliliği bir tarafın diğerine hükmettiği bir düzen olarak değil; yakınlık, güven, korunma ve karşılıklı sorumluluk ilişkisi olarak görmemize imkân verir.
Hz. Peygamber'in "Kadınlar erkeklerin kardeş parçalarıdır" hadisi de bu eşitlik anlayışını pekiştirir. Kadın, erkeğin hizmetçisi ya da salt bir yardımcısı değil; aynı insanlık ailesinin bir üyesidir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: İslam'ın kadına değer vermesi, kadının her koşulda bütün ev işlerini üstlenmesi gerektiğini kanıtlamadığı gibi, evlilik içindeki hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını da göstermez. İslam hukukunda ev işlerinin dinî ve hukukî niteliği konusunda farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Hanefi âlimlerinden Kâsânî'ye göre kadın, yemek yapmaktan kaçınırsa hukuken zorlanamaz; ancak diyaneten ev işlerini yapmakla yükümlü olduğu yönünde görüşler de vardır. Dolayısıyla kültürel alışkanlıkları doğrudan dinin değişmez emri gibi sunmak da belirli yorumları İslam'ın tek hükmü gibi göstermek de doğru değildir.
Dindar feministlerin aile hattına müdahaleleri
Son yıllarda "dindar feminist" ya da "İslami feminist" olarak tanımlanan bazı yaklaşımlar, kadın hakları söylemini İslami kavramlarla birleştirmeye çalışıyor. Bu çabanın bir kısmı, geleneksel yorumlardaki ataerkil unsurların sorgulanması açısından değerli olabilir. Ancak bu yaklaşımın aile kurumuna yönelik bazı müdahaleleri ciddi sorunlar barındırıyor.
Bu müdahalelerin başında, evliliğin karşılıklı sorumluluk ve fedakârlık ilişkisi olarak değil, haklar ve talepler üzerinden tanımlanması geliyor. Kadının haklarını savunmak elbette meşrudur; ancak bu savunma, erkeğin de ihtiyaçlarını, duygularını ve sınırlarını yok sayan bir söyleme dönüştüğünde aile içindeki denge bozulur.
İkinci bir sorun, İslami kavramların çağdaş feminist teoriyle eklemlenmeye çalışılması sırasında ortaya çıkan tutarsızlıklardır. İslam'ın aile kurumuna yüklediği anlam ile bazı feminist yaklaşımların aileyi ataerkilliğin temel kurumu olarak görmesi arasında temel bir gerilim vardır. Bu iki yaklaşımı uzlaştırmaya çalışırken, bazen ne İslam'ın aile anlayışına ne de kadının gerçek ihtiyaçlarına hizmet eden melez bir söylem ortaya çıkıyor.
Üçüncü ve belki de en önemli sorun, bu yaklaşımların farkında olarak ya da olmayarak aileyi bir mücadele alanı olarak görmeye zemin hazırlamasıdır. Oysa aile, tarafların birbirine karşı üstünlük kurduğu bir alan değil; birbirinin yükünü hafifletmeyi öğrendiği bir dayanışma ortamıdır.
Psikososyal gerçekler sloganlarla değişmez
İnsan, yalnızca haklarının tanınmasına değil, ilişkilerinde görülmeye, anlaşılmaya ve değerli hissetmeye de ihtiyaç duyar.
Bir evlilikte eşlerden biri sürekli sorumluluk alıyor, diğerinin ihtiyaçlarını gözetiyor ve kendi yorgunluğunu dile getirdiğinde suçlanıyorsa zamanla kırgınlık, öfke ve duygusal uzaklaşma ortaya çıkar. Diğer taraftan, geleneksel aile anlayışı adına bir kadının bütün ev işlerini ve çocuk bakımını tek başına üstlenmesinin beklenmesi de tükenmişliğe ve ilişki çatışmalarına yol açabilir.
Ev içi emeğin adil paylaşımı hâlâ ciddi bir sorundur. Ancak bu sorunun çözümü, kadını bütün sorumluluklardan azat etmek değil; eşlerin birbirlerinin ihtiyaçlarını fark edebildiği ve adil bir paylaşım oluşturabildiği bir aile düzeni kurmaktır.
Son söz
Kadın, yalnızca anne olduğu için değerli değildir. Yalnızca eş olduğu için de değerli değildir. O, her şeyden önce bir insandır; onuru, iradesi, hakları, yetenekleri ve sınırları vardır.
Ancak kadına değer vermek adına onu gerçek hayattan kopuk, eleştirilemez ve her türlü sorumluluk tartışmasının dışında bir simgeye dönüştürmek de kadının insan oluşunu gözden kaçırabilir.
Erkeği de yalnızca para kazanan, bütün ekonomik yükü üstlenen ve duygusal ihtiyaçlarını bastırmak zorunda kalan bir figüre indirgememek gerekir. Kadının haklarını savunmakla erkeğin sorumluluklarını konuşmak birbirine karşıt değildir.
Evlilik ne bir hizmet sözleşmesidir ne de sorumluluklardan bağımsız bir haklar yarışıdır. Evlilik, iki insanın sağlıkta ve hastalıkta, zenginlikte ve yoksullukta, iyi ve kötü günde birbirinin yükünü hafifletmeyi öğrendiği bir hayat ortaklığıdır.
İftira Siyasetin Silahı Olursa: Minderin Dışına Atılan İnsan Değil, Ahlaktır
20 Eylül 2026 Pazar 10:16Barışın bedeli
16 Eylül 2026 Çarşamba 10:32Halife Ararken Necaşî’yi Unutmak Unvan mı, Adalet mi?
13 Eylül 2026 Pazar 13:10Peygamberi devre dışı bırakarak Kur’an’ı anlamak mümkün mü?
07 Eylül 2026 Pazartesi 13:04Biz o sınıfta mıydık?
04 Eylül 2026 Cuma 14:50Kadını ailesinden koparmak özgürlük değil, yalnızlığın ideolojisidir
30 Ağustos 2026 Pazar 11:19Kafayı kuma gömerek toplumsal yozlaşmayla mücadele edilmez
21 Ağustos 2026 Cuma 11:36Halı altına süpürülen sorunlar bir gün kapımızı çalar
15 Ağustos 2026 Cumartesi 13:43Yasa kabul edildi… Şimdi asıl sınav başlıyor
11 Ağustos 2026 Salı 15:18Biz nasıl bu hale geldik?
05 Ağustos 2026 Çarşamba 11:28
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.