Kazanırken ben, kaybederken onlar

Türkiye’de siyasi partiler, sendikalar ve büyük dernekler neden sürekli bölünüyor

Herkesin dilinde “fikir ayrılığı” vardır. Bazen gerçekten de öyledir. Bazen strateji farkı, bazen liderlik değişimi… Ama çoğu zaman konuşulmayan asıl mesele başka yerdedir: gücün paylaşılması.

‎Küçük bir yapıda herkes birbirine muhtaçtır. Aynı masada oturulur, aynı fedakârlık yapılır, aynı mücadele verilir. Sonra yapı büyür. Makamlar oluşur, temsil yetkisi artar, kaynaklar çoğalır, görünürlük kazanılır. İşte o anda sorular değişir:

‎“Ne yapacağız?” artık yetmez.

“Kim karar verecek?”

‎“Kim öne çıkacak?”

‎“Kim kazanacak?”

‎Ve örgütün kaderini çoğu zaman bu sorulara verilen cevap belirler.

‎En tehlikeli anlayış şudur:

Kazanırken ben, kaybederken onlar.

‎Başarı geldiğinde liderlik öne çıkar. “Bu yapıyı ben büyüttüm.” “Bu kazanım benim eserim.” Ama işler tersine döndüğünde sorumluluk anında el değiştirir: “Ekip çalışmadı.” “Beni yalnız bıraktılar.” “İçeriden engellediler.”

‎Elbette bazı eleştiriler haklı olabilir. Ancak her başarıyı kişiselleştirip her başarısızlığı başkasına yüklemek, ortak sorumluluk duygusunu yok eder. Bir partinin, sendikanın ya da derneğin arkasında sadece bir kişi değil; üyeler, gönüllüler, teşkilatlar ve yıllarca emek veren insanlar vardır. Ortak emek kişisel başarıya çevrildiğinde, ortaklık duygusu yara alır.

‎Makam da bir noktadan sonra hizmet olmaktan çıkar, iktidara dönüşür. Eleştiri rahatsız eder. Yeni isimler tehdit görülür. Görev değişimi yenilgi kabul edilir. Muhalefet sadakatsizlik sayılır. İnsanlar düşüncelerini açıkça söylemek yerine susmayı tercih eder. Suskunluk ise sorunu çözmez; sadece yeraltına indirir. Toplantıda konuşulmayanlar koridorda, koridorda konuşulmayanlar sosyal medyada, orada da çözülemeyenler ayrı liste, ayrı ekip, ayrı örgüt olarak ortaya çıkar.

‎Bölünme bir günde olmaz. Yıllarca biriken, konuşulmayan sorunların sonucudur.

‎Siyasi partilerde adaylıklar ve teşkilat görevleri, sendikalarda temsil yetkisi, derneklerde itibar ve kaynaklar… Hepsi rekabet yaratır. Rekabetin kendisi sorun değildir. Sorun, rekabetin demokratik yarıştan çıkıp tasfiye mücadelesine dönüşmesidir.

‎Burada “rant” sadece para değildir. Makam ranttır. İtibar ranttır. Temsil yetkisi ranttır. Karar alma gücü ranttır. Bunlar adil paylaşılmadığında fikir arkadaşlığı yerini çıkar ortaklığına, ardından çıkar gruplarına bırakır.

‎Güçlü liderlik ile kişiselleşmiş iktidarı karıştırmamak gerekir. Gerçek lider, çevresinde biat edenler değil, kendisine itiraz edebilen insanlar yetiştirir. Görevini devredebilecek bir sistem kurar. Kendisinden sonra da yaşayabilecek bir kurum bırakır. Çünkü bir yapı, başındaki kişi değişince dağılmaya başlıyorsa orada güçlü bir lider olabilir; güçlü bir kurum olduğu tartışmalıdır.

‎Çözüm, insanları daha fazla susturmak değildir. İnsanların konuşabileceği kurumsal kanallar açmaktır. Parti içi demokrasi, sendikalarda taban katılımı, derneklerde gerçek denetim mekanizmaları… Mali şeffaflık, yetkinin tek elde toplanmaması, görev değişiminin olağanlaşması, eleştirenin düşman ilan edilmemesi.

‎Ve en önemlisi: Başarı da başarısızlık da ortak sorumluluk olarak görülmelidir.

‎Bir başkan gider, bir genel başkan değişir, bir sendika yöneticisi görevini bırakır. Hayat devam eder. Kurum da devam etmelidir. Eğer kurum bir kişinin şahsıyla özdeşleşmişse, o kişinin ayrılması yönetim değişikliği değil, varoluş krizine dönüşür.

‎Makam kimsenin mülkü değildir. Liderlik kimsenin tapulu arazisi değildir. Kurumlar da kişilerin şahsi mirası değildir.

‎Bugün bütün siyasi partilerin, sendikaların ve büyük sivil toplum kuruluşlarının kendisine sorması gereken soru şudur:

‎“Biz gerçekten bir kurum muyuz, yoksa bir kişinin etrafında toplanmış bir güç grubu muyuz?”

‎Cevap, geleceğimizi belirleyecektir.

‎Çünkü gerçek başarı; kazanırken “ben” demek değil, kaybederken “onlar” demek hiç değil.

‎Gerçek başarı:

‎“Biz kazandık, biz değerlendireceğiz, biz düzelteceğiz ve kurum bizden sonra da yaşayacak” diyebilmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi