Mustafa Yıldız
Kral nerede diye soruyorsunuz; biz yıllardır Cumhuriyet’i anlatıyoruz!
Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini yıllarca anlatanları dinlemeyenler, bugün Cumhuriyet’in nerede olduğunu soruyorlar. Oysa bugünün sorunlarını anlamak için dünün sessizlikleriyle de yüzleşmek gerekiyor.
Hacettepe Üniversitesinde okuyan arkadaşlardan dinlediğim bir anekdot vardır. Yıllardır aklımdan çıkmaz.
Anlatılanlara göre, bir gün derste uyuyakalan bir öğrenci uyanır ve hocasına bir soru sorar. Hoca, öğrencinin sorusunu dinledikten sonra şöyle der:
“Evlat, senin sorun Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın sorusuna benziyor.”
Ardından anısını anlatmaya başlar.
Hoca, o yıllarda Hatay İl Millî Eğitim Müdürüdür. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Hatay’ı ziyaret edeceği haberi gelir. Kentte büyük bir hazırlık başlar. Cumhurbaşkanının Hatay Mozaik Müzesi’ni de ziyaret edecek olması nedeniyle İl Kültür Müdürüne önemli bir görev düşer: Eserleri tanıtmak ve tarihsel bilgileri aktarmak.
Beklenen gün gelir. Cumhurbaşkanı müzeyi gezerken, bir kralın ve çocuklarının tasvir edildiği mozaiğin önünde durulur. Kültür Müdürü elindeki çubukla figürleri tek tek göstermeye başlar:
“Ortadaki kraldır. Sağındaki kızı, solundaki oğlu, arkasındaki damadı, biraz gerideki ise gelinidir…”
Anlatım uzayıp gider. Herkes dikkatle dinler. Derken Cumhurbaşkanı bir soru sorar:
“Evladım, kral hangisi?”
Anlatılanlara göre, o an herkes şaşkına döner. Çünkü Kültür Müdürü başından beri kraldan söz etmektedir. Ama Cumhurbaşkanının sorusu, bütün anlatımın merkezindeki figürün hâlâ anlaşılamadığını ortaya koymuştur.
Hacettepeli öğrencinin sorusuna verilen cevap da budur:
“Evlat, biz dersin başından beri kraldan söz ediyoruz.”
Peki, ben bu hikâyeyi neden anlattım?
Çünkü Türkiye’nin siyasal tartışmalarında kendimi zaman zaman tam da o mozaiğin önünde hissediyorum.
Biz bu ülkenin sosyalistleri, demokratları ve sosyal demokratları yıllardır Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesinden söz ediyoruz. Cumhuriyet’in yalnızca bir yönetim biçimi olmadığını; hukukun üstünlüğü, düşünce özgürlüğü, eşit yurttaşlık ve devletin bütün yurttaşlara eşit mesafede durması anlamına gelmesi gerektiğini anlatıyoruz.
Buna rağmen bugün hâlâ Cumhuriyet’in nerede olduğunu soranlar var.
Oysa mesele yalnızca bugünkü iktidarın uygulamalarından ibaret değil. Cumhuriyet’in bugün yaşadığı demokratik krizi anlayabilmek için geçmişin yanlışlarına, görmezden gelinen haksızlıklara ve zamanında yükseltilmeyen itirazlara da bakmak gerekiyor.
Dersim’de insanlar katledilirken yaşananları sorgulamak yerine sessiz kalanlar, bugün Cumhuriyet’in demokratik niteliğini nasıl savunacaklar?
6-7 Eylül 1955’te Rum yurttaşların evleri, iş yerleri ve ibadethaneleri hedef alınırken yaşananları görmezden gelenler, farklı kimliklerin eşit yurttaşlığından nasıl söz edecekler?
Üniversitelerde başörtülü öğrencilerin eğitim haklarının engellendiği ikna odalarına itiraz etmeyenler, bugün özgürlükleri hangi tutarlılıkla savunacaklar?
Kürtlerin dilini, kimliğini ve kültürel varlığını yıllarca bir güvenlik meselesine indirgeyen anlayış karşısında susanlar, bugün Cumhuriyet’in neden toplumun bütün kesimlerini eşit biçimde kucaklayamadığını nasıl açıklayacaklar?
Bunlar birbirinden kopuk tarihsel olaylar değildir. Hepsi, devletin yurttaşla kurduğu ilişkinin ve siyasetin özgürlükler karşısındaki tutumunun farklı örnekleridir.
Elbette her dönemin koşulları farklıdır. Ancak tarihsel koşulları anlamaya çalışmakla haksızlıkları mazur görmek aynı şey değildir. Geçmişle yüzleşmek, bir ülkenin zayıflığı değil, demokratikleşmesinin gereğidir.
Cumhuriyet’i savunmak, devletin her yaptığını savunmak değildir. Cumhuriyet’i savunmak, gerektiğinde devletin karşısında yurttaşın hakkını savunabilmektir.
İşte solun, sosyalistlerin ve sosyal demokrasinin tarihsel sorumluluğu da burada başlıyor.
Bu geleneklerin içinden çıkan pek çok insan, yıllarca özgürlük, emek, eşitlik ve demokrasi mücadelesi verdi; bedeller ödedi. Ancak bu tarihsel miras, geçmişte sol adına konuşan herkesin her zaman demokratik davrandığı anlamına da gelmez. Demokratik tutarlılık, yalnızca karşıtlarımızın yanlışlarını eleştirmekle değil, kendi çevremizin yanlışlarıyla da yüzleşmekle mümkündür.
Bir siyasi hareket, kendisine yakın insanların hakları ihlal edildiğinde sesini yükseltip başkalarının hakları ihlal edildiğinde susuyorsa, orada evrensel bir demokrasi anlayışı yoktur.
Bugün Kürt meselesini konuşurken de aynı noktadayız. Demokratik çözüm, yalnızca silahların susmasıyla tamamlanamaz. Silahların yerini hukukun, inkârın yerini tanımanın, güvensizliğin yerini eşit yurttaşlığın alması gerekir. Kürtlerin eşit yurttaşlık talebiyle Türk yurttaşların adalet ve güvenlik beklentisi birbirinin karşıtı değildir. Demokratik Cumhuriyet, bu talepleri birbirine düşmanlaştırmak yerine aynı hukuk düzeni içinde buluşturabilmelidir.
Bunun yolu, geçmişin acılarını yarıştırmaktan değil, her birini kendi hakikati içinde tanımaktan geçer.
Bugün Cumhuriyet’in nerede olduğunu soranlara yalnızca bugünkü iktidarın yanlışlarını sıralayarak cevap veremeyiz. Kendimize de şu soruları sormalıyız: Dün yaşanan haksızlıklara zamanında itiraz edebilseydik, farklı kimliklerin eşit yurttaşlığını savunabilseydik, özgürlükleri siyasi tercihlerimize göre değil evrensel ilkeler doğrultusunda koruyabilseydik, bugün çok daha güçlü bir demokratik Cumhuriyet’ten söz edemez miydik?
Tarih geriye döndürülemez. Ama tarihten ders çıkarmak mümkündür.
Hatay Mozaik Müzesi’ndeki anıya yeniden dönelim. Kültür Müdürü kralı anlatıyordu. Fakat Cumhurbaşkanı hâlâ kralın hangisi olduğunu soruyordu.
Biz de yıllardır Cumhuriyet’in demokratikleştirilmesini anlatıyoruz. Hukuku, özgürlüğü, eşit yurttaşlığı ve farklılıklarla birlikte yaşamayı savunuyoruz.
Buna rağmen bugün hâlâ Cumhuriyet’in nerede olduğunu soranlar var.
Öyleyse son bir soru soralım:
Dün Cumhuriyet’in demokratikleşmesini isteyenleri dinleseydik, bugün Cumhuriyet’in nerede olduğunu sormak zorunda kalır mıydık?
Bizim yıllardır anlatmaya çalıştığımız, yalnızca Cumhuriyet’in adı değil.
Biz, Cumhuriyet’in herkesin Cumhuriyeti olmasını anlatıyoruz.
Türkiye kozasından çıkabilecek mi?
07 Eylül 2026 Pazartesi 14:38Bir projektörün ışığında Mehdi Zana
29 Ağustos 2026 Cumartesi 22:26Türkiye’nin iki fotoğrafı: Hangi ihtimali seçiyoruz?
25 Ağustos 2026 Salı 09:29İkra Avcı’nın saç örgüsünden Kürt meselesine
22 Ağustos 2026 Cumartesi 11:51Türkiye’nin ihtiyacı tamirci değil, yeni bir araç
16 Ağustos 2026 Pazar 10:35Tarih bazen bir kanun maddesinde başlar
06 Ağustos 2026 Perşembe 09:49Ayakkabı değil, hafızamız acıtıyor
30 Temmuz 2026 Perşembe 10:48Barış kanunu sadece silahları susturmaz, demokrasiyi de ayağa kaldırmalıdır
20 Temmuz 2026 Pazartesi 11:28DEM Parti Yerel Yönetimler Tutum Belgesi raflarda değil, belediyelerde yaşamalıdır
13 Temmuz 2026 Pazartesi 21:53Şeffaf personel alımı bir tercih değil, demokratik bir zorunluluktur
08 Temmuz 2026 Çarşamba 22:23
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.