Meltem Gönüllü

Meltem Gönüllü

Belki çok şey değişir…

Kadim Anadolu’nun en kadim şehrinde yaşıyoruz.

Sahi; ne demek “KADİM”?

Kadim; başlangıcı geçmişin derinliklerinde bulunan, pek çok eskiye uzanan, öncesiz anlamına gelen bir sıfattır. Aynı zamanda süresiz anlamına da gelir.

Tıpkı Diyarbakır gibi…

Ezelden ebede var olmuş ve hep var olacak bir şehir…

Bazı Kutsal Kitaplara göre Cennetten akan nehirlerden biri olan Dicle’nin kenarında kurulan ve insanlığın ilk yaradılışından Hz. Âdem’den bu yana var olan en kadim şehir…

Hatta bu konuda daha da ileriye gidip; UNESCO tarafından Dünya Mirası kabul edilen Dicle kenarındaki Hevsel Bahçeleri’nin Hz. ÂDEM’İN YERYÜZÜNDEKİ CENNET BAHÇESİ olduğunu ifade eden araştırmacı yazarlarımız bile var.

Cennet Bahçesi miydi bilemem ancak bugün bile adeta cennetten bir köşe olduğu da apaçık ortada değil mi?

Âdem ile Havva’yı besleyen, kurtların kuzuları kuşların barınağı, balıkların yuvası, ilk kentlerin kurulduğu, ilk buğday ilk arpa ve ilk mercimeğin filizlendiği ve hatta ilk ceylan ve tavşanın avlandığı, ilk kanın döküldüğü Dicle nehri kenarı; günümüzde de hem sosyal hem siyasal hem de kültürel açıdan çok önemli bir yere sahiptir.

Rivayete göre; Yüce Allah, Hristiyanlar tarafından Peygamber kabul edilen Danyal ‘a der ki: “Elindeki asa ile suyun çıktığı mağaranın ağzından başlayarak bir çizgi çiz, su arkandan gelecek. Ancak yetimlerin, dul kadınların, fakirlerin ve vakıfların malına mülküne dikkat et, bunlara zarar verme!” Dicle Nehri’nin kıvrımlı olmasının sebebi bu hikâyeye yorulur.

Diyarbakır’dan yolu geçen, gezmek için gelen hemen herkes mutlaka Dicle nehrinin ve 10 Gözlü Köprü’nün doyumsuz manzarası eşliğinde bir çay yudumlamıştır. Oradaki çeşit çeşit kuşlar, türlü türlü canlılar bu eşsiz güzelliğin tamamlayıcılarıdır.

Kadim kentin bir başka özelliği de sizi, tarih içinde bir zaman yolculuğuna çıkarmasıdır.

Her köşesinde ayrı bir tarihin izlerini taşıyan Diyarbakır’ımız; elbette ki medeniyetlerin ve kültürlerin kaynaşmasıyla öyle kolay kolay başka hiçbir kente nasip olamayacak müthiş bir zenginliğe sahiptir.

Geçmişten geleceğe bir kültür ve medeniyetler beşiği olmaya devem eden ve etmesi gereken bu kadim şehrimiz, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük servetlerin başında gelmelidir.

Onu nasıl sevdiklerimize “iki gözüm” diyorsak öyle sevmeliyiz.

Onu nasıl kendi evimizi ve ailemizi seviyorsak, öyle sevmeliyiz.

Yaşadığımız kentin bizim yuvamız olduğunu ve bu yuvayı büyük bir aile ile paylaştığımızı unutmamalıyız.

Ve tabi ki; her daim koruyup kollamalıyız.

Ona gelecek her türlü zarara, tıpkı çocuklarımızı koruyup kolladığımız gibi göğsümüzü siper etmeliyiz.

Ona neyin iyi geleceğini bilip, her adımımızı öyle atmalıyız.

Tıpkı bir denizyıldızının hikâyesinde olduğu gibi, belki çok şey değişir ve bu kadim şehrimiz gözbebeğimiz Diyarbakır; ebediyete kadar adından söz ettirir…

Bir adam sahilde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar.

Biraz daha yaklaşınca bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve

“Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsun ?” diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam eden kişi, “Yaşamaları İçin” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla:

“İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki ?” der.

Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi,

“Bak onun için çok şey değişti” karşılığını verir…

Siz de şimdi bir adım atın ve DİYARBAKIR İÇİN ÇOK ŞEYİ DEĞİŞTİRİN, SONSUZA DEK YAŞAMASINI SAĞLAYIN!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum