Mustafa Yıldız

Mustafa Yıldız

Büllüpçüler cumhuriyeti

Büllüpçüler cumhuriyeti

Adamın biri askere gider.
Karargâh bölüğüne verirler.
Kıdemli astsubay herkesi sıraya dizer.

“Mesleğin ne?”

“Terzi.”
“Geç.”

“Sen?”
“Duvar ustası.”
“Geç.”

“Ya sen?”
“Şoför.”
“Tamam.”

Sıra bizim adama gelir.

“Mesleğin ne asker?”

Adam ciddi bir ifadeyle cevap verir:

“Büllüpçü komutanım.”

Astsubay durur.
Hayatında ilk kez böyle bir meslek duymuştur.
Ama devlet ciddiyeti vardır. Bilmediğini belli etmek istemez.

“Tamam… sen de geç.”

Adam günlerce hiçbir iş yapmadan yaşar. Ne nöbet, ne iş, ne görev…
Çünkü kimse “büllüpçü”nün ne yaptığını bilmiyordur.

Bir gün tabur komutanı pencereden aşağı bakarken sorar:

“Şu asker ne iş yapıyor?”

Astsubay hafif gerilir:

“Komutanım… büllüpçü.”

“Büllüpçü de ne demek?”

Astsubay:

“Komutanım açıkçası ben de bilmiyorum ama askere hissettirmedim.”

Çağırırlar askeri.

“Anlat bakalım evladım, nedir bu büllüpçülük?”

Asker gayet sakin cevap verir:

“Komutanım bizim köyde bir işim yok.Ben hergün sabah dere kenarına gider otururum. Dereye taş atarım. Taş düşünce de ‘büllüp’ diye ses çıkarır. Köylüler de bana büllüpçü der.”

Türkiye’nin hikâyesi biraz da budur.

Bu ülkede insanlar çoğu zaman gerçekten ne işe yaradıklarıyla değil, üzerlerine yapıştırılan unvanlarla dolaşırlar.
Kimse o unvanın içini açmaya cesaret edemez. Çünkü soru sormak düzeni bozar.

Devlet dediğimiz yapı bazen devasa bir karargâha benzer.
Herkes birbirine çok ciddi görünür ama çoğu zaman kimsenin ne yaptığını tam bilen yoktur.

Bir bakarsınız yıllarca televizyonlarda “strateji uzmanı” diye konuşan adamın tek uzmanlığı yüksek sesle konuşmaktır.
Bir bakarsınız “danışman” diye gezenlere kimsenin danıştığı yoktur.
Kurullar, komisyonlar, heyetler, koordinasyon merkezleri kurulur…
İsimler uzadıkça işlerin derinleştiği sanılır.

Oysa bazen bütün sistem bir dere kenarında suya taş atan adamlardan oluşur.

En trajik tarafı ise şudur:

Astsubay aslında bilmiyordur ama bilmiyormuş gibi yapamaz.
Çünkü Türkiye’de cehaletten çok, cehaletin ortaya çıkmasından korkulur.

Bu yüzden bürokrasi çoğu zaman hakikati değil görüntüyü korur.

Bir kurum başarısız olabilir ama raporu mükemmeldir.
Bir belediye işçi maaşlarını ödeyemez ama açılış kurdelesi eksik olmaz.
Ekonomi çöker ama grafikler rengârenktir.
Adalet aksar ama binalar ihtişamlıdır.

Çünkü bizde sistem sonuçla değil, rol yapma becerisiyle yürür.

Siyaset de farklı değildir.

Türkiye’de siyaset uzun zamandır gerçek sorun çözmekten çok, “devleti biliyormuş gibi görünme sanatı”na dönüştü.
Kim daha ciddi konuşursa, kim daha yüksek perdeden bağırırsa, kim daha karmaşık cümle kurarsa ona “devlet adamı” deniyor.

Halbuki bazen o cümlelerin içi, dereye atılan taş kadar boş olabiliyor.

Ve toplum yıllarca bu boşluğu ciddiyet sanıyor.

Belki de Türkiye’nin en büyük problemi yalnızca liyakatsizlik değildir.
Asıl problem, kimsenin “Ben kendimi düşünürüm başka şeye karışmam” dediği bir düzenin kurulmuş olmasıdır.

Çünkü bu ülkede bilmemek, bilmeden yönetmek normal karşılanıyor.

Bu yüzden karşımıza sürekli büllüpçüler çıkıyor.

Ne yaptıkları belli olmayan insanlar…
Ama herkes onları çok önemli işler yapıyormuş gibi selamlıyor.

Ve galiba artık mesele sadece birkaç kişiden ibaret değil.
Mesele, bütün bir sistemin zamanla bir “Büllüpçüler Cumhuriyeti”ne dönüşmesi.

Bu ülke büllüpçülerden kurtulup demokrasiyle, liyakatle ve gerçek hesap verebilirlikle yeniden buluşmadığı sürece;
hiçbir kurum düzelmeyecek, hiçbir kriz gerçekten çözülemeyecek.

Çünkü bir ülkede makamlar ehliyete değil sadakate, bilgiye değil görüntüye dağıtılıyorsa;
orada kurumlar büyümez, sadece rol yapan insanlar çoğalır.

Ve sonunda herkes birbirine aynı soruyu sormaya başlar:

“Bu ülkeyi gerçekten kim yönetiyor?”

Cevap çoğu zaman sessizlik olur.

Çünkü dere kenarında hâlâ suya taş atan birileri vardır.
Ve çıkan sesi yönetim zanneden koca bir düzen…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Yıldız Arşivi