Mustafa Yıldız

Mustafa Yıldız

Kadir İnanır’ın asıl mirası

Kadir İnanır’ın asıl mirası

Bazı insanlar yaşarken efsane olur. Bazıları ise öldükten sonra bile sadece filmleriyle anılır. Kadir İnanır ise bunların hiçbirine tam olarak sığmayan bir isimdir. Çünkü o, beyaz perdede canlandırdığı karakterlerden çok daha büyük bir hikâyenin parçası oldu.

Türkiye onu çoğunlukla sert bakışlarıyla, eğilmeyen omuzlarıyla, haksızlığın karşısında dimdik duran Anadolu delikanlısı olarak sevdi. Filmlerinde zenginin karşısında yoksulun, güçlünün karşısında ezilenin yanında durdu. Onun canlandırdığı karakterlerde insanlar dürüstlüğü, sözünün eri olmayı, haysiyeti ve adalet arayışını gördü.

Fakat aradan geçen yıllar bana şunu düşündürüyor: Acaba Kadir İnanır’dan gerçekten doğru sonucu çıkarabildik mi?

Toplum, onun filmlerindeki yumruğu alkışladı; ama o yumruğun neden sıkıldığını çoğu zaman konuşmadı.

Oysa Kadir İnanır’ın asıl gücü yumruğunda değil, vicdanındaydı.

Yeşilçam’ın unutulmaz jönü olabilirdi. Sadece sinemanın konforlu dünyasında yaşayabilir, alkışlarla yetinebilirdi. Ama o öyle yapmadı. Yaşı ilerledikçe, alkışın değil sorumluluğun peşinden yürüdü. Popülerliğini kolay cümleler kurmak için değil, zor zamanlarda barışı savunmak için kullandı.

İşte birçok kişinin gözden kaçırdığı nokta tam da burasıdır.

Jülide Kural’ın da ifade ettiği gibi, Kadir İnanır hiçbir zaman kendisini tek bir kimliğin içine hapsetmedi. Türk’ü, Kürt’ü, Ermeni’yi, Çerkes’i, Arap’ı, Rum’u… Bu coğrafyanın bütün renklerini aynı toprağın çocukları olarak gördü. Çünkü onun vicdanı, kimliklerin başladığı yerde değil; insanlığın başladığı yerde duruyordu.

Belki de bu yüzden bazı insanlar onu sadece bir sinema sanatçısı olarak görürken, bazıları onu toplumsal vicdanın sesi olarak hatırlıyor.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, filmlerindeki kahramanlık ile gerçek hayattaki duruşu arasında şaşırtıcı bir tutarlılık görüyoruz. Perdedeki karakterleri nasıl mazlumun yanında duruyorsa, gerçek hayatta da toplumun en zor meselelerinde risk almayı tercih etti. Barışı savunmanın alkış değil, çoğu zaman bedel getirdiğini bilmesine rağmen geri adım atmadı.

Ne gariptir ki toplum, onun cesaretini çoğu zaman yanlış yerde aradı.

Cesareti, silah taşıyan karakterlerde gördü.

Oysa asıl cesaret, insanların birbirine düşman edildiği zamanlarda “birlikte yaşayabiliriz” diyebilmekti.

Delikanlılığı, yumrukta aradı.

Oysa delikanlılık, ötekileştirilene de adalet istemekten geçiyordu.

Gücü, öfkeyle karıştırdı.

Oysa gerçek güç, öfkeye rağmen vicdanını koruyabilmekti.

Belki de Kadir İnanır’ın bize bıraktığı en büyük miras tam da budur.

İnsan, yalnızca kendi mahallesinin değil; haksızlığa uğrayan herkesin yanında durabildiği ölçüde onurludur.

Çünkü adalet kimliğe göre değişmez.

Vicdan milliyet seçmez.

Barış ise cesaretin en ağır sınavıdır.

Kadir İnanır’ın hikâyesi, bize güçlü olmanın değil; doğru tarafta durmanın değerini anlatıyor. Onun filmlerini unutmayacağız. Ama asıl unutulmaması gereken, kameralar kapandıktan sonra da sürdürdüğü yaşam duruşudur.

Belki de bir gün bu ülke, Kadir İnanır’ı sadece büyük bir sinema oyuncusu olarak değil; vicdanı, cesareti ve barışa olan inancıyla da hatırlamayı başaracaktır.

İşte o zaman, onun hayatından gerçekten doğru sonucu çıkarmış olacağız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Yıldız Arşivi