Ne cübbe ne kravat, hırsız hırsızdır.

SPK’nın son açıklamalarına göre 131 fon tasfiye kapsamına alınmış, bu fonlarda 455 bin civarında tekil yatırımcı bulunmaktadır. Kurul, ilgili fonların işlemlerini durdurduğunu ve tasfiye usullerini kamuoyuna duyurmuştur. Bu rakamlar, sorunun bireysel mağduriyetlerin toplamından ibaret olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bazı yatırımcıların bu yapılara yönelirken “faizsiz”, “katılım” veya “kâr-zarar ortaklığı” ifadeleriyle dinî hassasiyetlerini gözettiği bilinmektedir. Ekonomik belirsizlik içinde helal kazanç arayan insanların güven arayışı anlaşılır bir tercihtir. Ne var ki bu güvenin istismar edilmesi ihtimali, meselenin ağırlığını artırmaktadır. Dinî kavramlar, bir finansal ürünün niteliğini tek başına garanti altına almaz.

Burada temel bir ayrımın altını çizmek gerekir. Katılım finans sistemi ile bu sistem içinde faaliyet gösteren tek tek kurumlar birbirine karıştırılmamalıdır. Bir kurumda yaşanan sorun, bütün katılım finans sektörünün ya da dinî hassasiyet sahibi bütün vatandaşların sorunu olarak okunamaz. BDDK’nın mevcut düzenlemeleri, faizsiz bankacılık ilkelerine uyumu, danışma komitelerini, denetimi ve müşterilerin doğru bilgilendirilmesini açıkça öngörmektedir. Diyanet de faizsiz finans uygulamalarında şekil ile öz arasındaki ilişkinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine daha önce işaret etmiştir. Dolayısıyla sistem, denetimden muaf tutulamaz.

Asıl bakılması gereken hususlar nettir: Mal gerçekten el değiştirmiş midir? Risk gerçekten paylaşılmış mıdır? Yatırımcı doğru ve zamanında bilgilendirilmiş midir? Getiri nasıl oluşmuştur? Zarar ihtimali kim tarafından üstlenilmiştir? İşlemler şeffaf mıdır? Bu soruların cevabı olumlu değilse, işlemin üzerine “helal”, “şer‘î” ya da “katılım” etiketi koymak, onun ekonomik ve hukuki niteliğini değiştirmez.

Kur’an’ın uyarısı bu noktada açıktır: “Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin.” (Nisâ, 4/29) İslam ticareti yasaklamaz, kârı da yasaklamaz. Ancak ticaretin temeline adaleti, dürüstlüğü ve emaneti koyar. “Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır” (Bakara, 2/275) ayeti, faizin adını değiştirerek yapılan işlemleri meşrulaştırmanın mümkün olmadığını hatırlatır. Hz. Peygamber’in “Bizi aldatan bizden değildir” ve “Ameller niyetlere göredir” buyruklarda şeklin ötesinde niyet ve sonuçlara bakılmasını emreder.

Aynı mantık, yıllardır Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da zaman zaman görülen “faizsiz araç”, “ortaklık” veya “birikim sistemi” uygulamalarında da karşımıza çıkar. Bir mal satılıp kısa süre sonra daha yüksek fiyata geri alınırsa, aradaki fark “kâr” diye sunulsa bile, gerçekte vade karşılığı bir fazlalık söz konusu olabilir. Mal gerçekten el değiştirmez, risk paylaşılmaz. Bu tür uygulamalar klasik fıkıhta “bey‘u’l-îne” olarak bilinir ve birçok âlim tarafından riba kılıfı sayılır. Ekonomik yapının gerçek bir ticari faaliyet üretmek yerine yeni katılımcılardan gelen paraya bağımlı hale gelmesi ise, Ponzi veya saadet zinciri benzeri bir risk taşır. Her faizsiz model bu değildir; her yüksek getirili yatırım da saadet zinciri değildir. Ancak belge, bilanço, sözleşme ve para hareketleri incelenmeden “faizsiz” demek yeterli olmaz.

Bu bağlamda bir uyarıyı da dile getirmek gerekir. Üç-beş fıkıh kitabı okuyup İslam’ın finansal yapısından, katılım finansının işleyişinden ve ekonomiden yeterli birikime sahip olmayan kimi çevrelerin, her şeyi biliyormuş gibi bu konuda fetva vermesini isabetli bulmuyorum. Fıkıh, yalnızca birkaç metni ezberlemekle yetinilecek bir alan değildir. Özellikle modern finans araçları söz konusu olduğunda hem klasik mirası hem de günümüz ekonomik gerçekliğini birlikte kavramak şarttır. Aksi halde ortaya çıkan değerlendirmeler, meseleyi aydınlatmak yerine daha da bulandırmaktadır.

Son dönemde yapılan en ciddi hatalardan biri de dış görünüş üzerinden genelleme yapmaktır. Bir cübbeli kişinin yaptığı iddia edilen yanlış, bütün cübbeli insanlara mal edilemez. Bir sakallının, bir cemaat mensubunun ya da bir dinî kimlik taşıyan kişinin davranışı, o kimliğin tamamını mahkûm etmez. Aynı şekilde kravatlı birinin yaptığı yanlış da bütün kravatlılara yüklenemez. Hele bir fonda parasını değerlendiren tesettürlü bir kadının üzerinden bütün bir camiayı suçlamak, aklın tutuluşundan başka bir şey değildir. Suç şahsidir. Sorumluluk da şahsidir. Ne var ki kişinin dinî kimliği onu denetimden muaf tutamaz. “Ben dindarım” demek, yapılan işlemin doğruluğunun kanıtı değildir. “Bu iş helaldir” demek de yatırımcının soru sormasını engellememelidir. Dindarlık, denetimsizlik değildir.

İki uçtan da uzak durmak zorunludur. Birilerinin dinî hassasiyetleri istismar edilmişse bunun hesabı sorulmalıdır. Fakat bu durum İslam’a, bütün dindarlara veya herhangi bir cemaatin tamamına yönelik bir suçlamaya dönüştürülmemelidir. Bir kişinin suçu bir dinin suçu değildir. Aynı şekilde bir kişinin dinî kimliği de yaptığı işlemlere otomatik meşruiyet kazandırmaz. Ne cübbe hırsızı paklar ne de kravat. Takke, sakal, makam, cemaat ya da para da paklamaz. İnsanı aklayan şey kıyafeti değil, fiilinin hukuka ve ahlaka uygunluğudur.

Bugün yapılması gereken “Seninki de yaptı, onlar da yaptı” yarışına girmek değildir. Çünkü hepsi yaptıysa hepsi yanlıştır. Bir başkasının yanlışı, sizin yanlışınızı meşru hale getirmez. Mesele kimin daha çok kazandığı ya da kimin daha çok kaybettiği de değildir. Mesele şudur:

İnsanların güveni istismar edildi mi? Dinî hassasiyetler finansal bir güven aracına dönüştürüldü mü? Denetim mekanizmaları görevini yaptı mı?

Mağdurun hakkı nasıl korunacak? Ve eğer hukuken sorumluluk doğuran bir durum varsa, kim olursa olsun bunun hesabı verilecek mi?

Adalet, cübbeye de kravata da aynı mesafede durabilmektir. Yanlış yanlıştır. Haksızlık haksızlıktır. Aldatma aldatmadır. Ne dini hedef haline getirelim ne de dini yanlışların kalkanı yapalım. Mesele kimlik değil, hakikattir. Mesele taraf değil, adalettir. Mesele para değil, emanetin hakkını vermektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yahya Öger Arşivi