Fırat Aygen
Türkiye ve Kürtlerin ortak geleceği: Irak ve Suriye’de yükselen Arabizm ile yeni denge
Bu süreçte Ankara’nın yalnızca kendi güvenlik ihtiyaçları üzerinden değil, bölgedeki farklı toplumsal ve siyasi aktörlerin ortak çıkarlarını gözeten daha geniş bir stratejik perspektifle hareket etmesi gerekiyor.
Bu denklemde Irak ve Suriye’deki Kürt siyasi aktörlerinin konumu özel bir önem taşıyor.
Türkiye ile bölgedeki Kürtlerin çıkarlarını birbirinin karşıtı olarak okumak, aslında her iki tarafın da uzun vadeli çıkarlarını daraltmak anlamına gelir. Oysa güvenli sınırlar, ekonomik refah, siyasi istikrar ve bölgesel barış konusunda Türkiye ile Kürtlerin çıkarlarının önemli ölçüde kesiştiği bir alan bulunmaktadır.
Bugün Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtler açısından en temel ihtiyaçlardan biri güvenliklerini, siyasi kazanımlarını ve ekonomik geleceklerini sürdürülebilir bir zemine oturtabilmektir. Türkiye açısından ise sınırlarının ötesinde istikrarlı, ekonomik olarak Türkiye ile bütünleşmiş ve Ankara ile çatışmak yerine işbirliğini tercih eden siyasi yapıların varlığı önem taşımaktadır.
Bu iki ihtiyaç aslında birbirine rakip değildir.
Tam tersine, doğru bir stratejiyle birbirini tamamlayabilir.
ABD’nin bölgedeki angajmanının ve askeri kapasitesinin azalması, Irak ve Suriye’deki Kürt siyasi aktörlerinde yeni bir yalnızlık ve belirsizlik duygusu oluşturmakta. Böyle bir ortamda Türkiye’nin yalnızca güvenlik kaygıları üzerinden hareket etmesi, kendi etkisini artırabileceği bir alanı daraltabilir.
Ankara’nın yapması gereken, Kürt siyasi aktörleriyle güvene dayalı yeni bir ilişki modeli geliştirmektir.
Bu model; güvenlik, ticaret, enerji, ulaşım, eğitim, diplomasi ve siyasi iletişim kanallarının güçlendirilmesini kapsamalıdır. Erbil ile Ankara arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da derinleştirilmesi, Irak’ın kuzeyi ile Türkiye arasındaki enerji ve ticaret koridorlarının geliştirilmesi ve Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin de bölgesel ekonomik düzenin dışında bırakılmaması bu yaklaşımın parçaları olabilir.
Güvenlik alanında da benzer bir anlayış mümkündür.
Erbil’in hava savunma kapasitesinin Türkiye ile koordinasyon içerisinde güçlendirilmesi yalnızca Irak Kürtlerinin güvenliği açısından değil, Türkiye’nin güney sınırının güvenliği açısından da anlamlı olabilir. Çünkü komşusunun güvenliği ile kendi güvenliği arasında doğrudan bağlantı bulunan bir Türkiye için, sınırın ötesinde istikrarlı ve güvenli bir yapı oluşturmak uzun vadeli bir stratejik kazanımdır.
Burada temel mesele Kürtlerin Türkiye için bir “tampon” haline getirilmesi değildir.
Asıl mesele, Türkiye ile Kürtlerin güvenliklerinin birbirine bağımlı olduğu gerçeğinden hareketle ortak bir bölgesel düzen kurabilmektir.
Ancak bu ilişkinin yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı kalması da yeterli değildir.
Irak ve Suriye’de merkezi devletlerin yeniden güç kazanması, bölgede Arap siyasi merkezlerinin de yeniden etkinleşmesi anlamına gelebilir. Bağdat ve Şam’ın tarihsel siyasal hafızasında güçlü bir merkeziyetçilik ve Arap milliyetçiliği bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu damarların yeniden güç kazanması, bölgedeki bütün toplulukların siyasi geleceğini etkileyebilecek yeni bir denge yaratabilir.
Bu noktada Türkiye ile Kürtlerin çıkarları yeniden kesişmektedir.
Türkiye açısından mesele, güneyinde kendisine karşı konumlanmış yeni bir jeopolitik alanın oluşmamasıdır. Irak ve Suriye Kürtleri açısından ise mesele, siyasi ve kültürel kazanımlarının merkeziyetçi politikalar karşısında korunabilmesidir.
Dolayısıyla iki tarafın çıkarları arasında doğal bir ortaklık zemini bulunmaktadır.
Bu ortaklık, Arap toplumlarını veya merkezi hükümetleri karşısına alan bir anlayışa da dönüşmemelidir. Türkiye’nin hedefi yeni bir etnik rekabet üretmek değil; Irak ve Suriye’de Araplar, Kürtler ve diğer toplumsal kesimlerin birlikte yaşayabileceği dengeli bir siyasi düzenin oluşmasına katkı sağlamaktır.
Türkiye’nin bölgesel gücü de zaten böyle bir yaklaşımın hayata geçirilmesinden geçmektedir.
Ankara, Kürtlerle ilişkisini yalnızca “terörle mücadele” ekseninde tanımladığı ölçüde kendi hareket alanını daraltır. Buna karşılık Kürtlerle ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarında karşılıklı çıkar temelinde kuracağı güçlü ilişkiler, Türkiye’nin Ortadoğu’daki nüfuzunu genişletebilir.
Burada yeni bir stratejik anlayışa ihtiyaç vardır:
Türkiye’nin güvenliği ile Kürtlerin güvenliği birbirinin alternatifi değildir.
Türkiye’nin ekonomik refahı ile Irak ve Suriye Kürtlerinin ekonomik refahı da birbirinden bağımsız değildir. Türkiye’nin bölgesel istikrarı ile Kürtlerin siyasi istikrarı arasında da doğrudan bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nedenle Ankara’nın önündeki seçenek, Kürtlerle mesafe koymak veya onları yalnızca güvenlik politikalarının nesnesi olarak görmek değildir.
Daha kalıcı seçenek, ortak çıkarları kurumsallaştırmaktır.
Türkiye ile Irak ve Suriye Kürtleri arasında kurulacak güçlü ekonomik bağlar, karşılıklı güven mekanizmaları, siyasi iletişim kanalları ve güvenlik işbirliği, yalnızca tarafların bugünkü sorunlarını çözmeye değil, gelecekte ortaya çıkabilecek bölgesel krizlere karşı ortak bir direnç alanı oluşturmaya da hizmet edebilir.
Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor.
Bu dönemde Türkiye’nin gücü, yalnızca askeri kapasitesiyle değil, çevresindeki toplumlarla kurabildiği karşılıklı güven ilişkileriyle de ölçülecektir.
Kürtlerin geleceği ile Türkiye’nin geleceğini birbirine rakip projeler olarak görmek yerine, ortak güvenlik, ortak refah ve ortak bölgesel istikrar perspektifinde buluşturmak gerekiyor.
Çünkü Türkiye’nin güneyinde istikrarlı, ekonomik olarak güçlü ve siyasi olarak kendisini güvende hisseden Kürtlerin varlığı ile Türkiye’nin güvenliği arasında bir çelişki bulunmuyor.
Aksine, doğru politikalarla bu iki hedef birbirini güçlendirebilir.
Türkiye’nin önündeki asıl stratejik fırsat da tam olarak budur: Kürtlerle yeni bir güvenlik sınırı değil, ortak bir gelecek alanı oluşturmak.
Yahudi-İngiliz krizi: Dinler savaşında yeni perde
09 Eylül 2026 Çarşamba 20:49Diyarbakır’da ‘Süreç’ Sonrası Ekonomik İklim: Kafe Ekonomisinin Baskınlığı ve Şehrin Egemenlerinin Kültürel Sorunları
21 Ağustos 2026 Cuma 19:39NATO’nun yeni partneri: Sünni pakt
08 Ağustos 2026 Cumartesi 13:29Dicle/Piran’da GES ile göç ettirme planı mı?
19 Temmuz 2026 Pazar 22:12‘Siyasal Kürtlük’ ile ‘Kültürel Kürtlük’ arasındaki kriz üzerine
02 Temmuz 2026 Perşembe 12:27Kürt siyasetinin kültürel değişimi: Mücadele dilinden sermaye diline, Kürt oligarşisi mi?
12 Haziran 2026 Cuma 11:37Politikanın yeni araçları ve toplumsal dönüşüm: Amedspor
09 Mayıs 2026 Cumartesi 12:33Diyarbakır’da Post-Örgüt Kültürünün İlk Zamanları, Mekâna Çökmeler ve Latin Amerika Sendromu
24 Nisan 2026 Cuma 21:52İran, diğer adıyla Doğu’nun Ukrayna’sı
27 Mart 2026 Cuma 15:10İran: Doğu’nun Ukrayna’sı mı?
04 Mart 2026 Çarşamba 13:01
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.