Anadolu gondolu
İç Anadolu, dış Anadolu, Nuh’a beşikler, salıncaklar, hamaklar vermiş; ama oyunu da her daim Menderes’in eline, Süleyman Demirel’in kıratına, şimdi de ampule veren bir zamanlar Anadolu’m…
Naçiz vücudu elbet bir gün toprak olacak ama yoksulluğu ilelebet payidar kalacak; etle tırnak olduğumuz kardeş halkımız!
Baş koymuş Türkiye’nin yoluna; düzlüğüne, yokuşuna, otuna, samanına, tırmığına, baltasına, koyununa, kıratına, kurduna, kuşuna “ölürüm” diyen aziz yurttaşlarım…
Aşçı bahçıvana, bahçıvan şoföre, şoför uşağa; sonra hepsi Türkiye’ye sevdalı memleketim…
Yine memleket gündeminin lunaparkında, siyaset denen gondola binmişiz. Midemiz bulanıyor ama inemiyoruz.
Ben üç kere “Bu ülke düzelir mi?” diye düşündüm, dört kere umudumu kaybettim. Bir kere kuru fasulye eşliğinde umutlandım ama hesabı görünce o umudumu da kaybettim.
Netekim…
Diğer tarafta yıllardır “AK Parti iktidardan düşerse perişan olurum” diye panik atak nöbetleri yaşayan Mehmet Metiner, yıllardır “emperyalist” dediği, sövüp saydığı Amerika’da kapı kapı dolaşıp zillere basıp kaçıyor.
“Beni de alın…” diyor.
Ve işin düğümü burada sıkışıyor…
Konu Metiner olunca diğerlerinden söz etmemek hoş olmaz!
Birecik’te Mehmet Begit, DEM Parti’den istifa edip AK Parti’ye geçince sokaklara Gülistan Doku’nun katil zanlısı Dersim Valisi Tuncay Sonel’in ismini vermiş…
Taşlıçay’da Mehmet Budak, DEM’den istifa eder etmez Erdoğan’ın kareli lacivert ceketiyle poz vermişti…
Iğdır’da İl Genel Meclisi üyesi Ahmet Özdemir ise AK Parti’ye geçişini “görülen lüzum üzerine” diye açıklamış…
Dün:
“Halkımızın dertleri, sorunları var…”
Bugün:
“İlgili husus tarafımızca mütalaa edilmiştir.”
Hadi döndünüz, ettiniz falan da; kaymakamlık Türkçesi kullanmak da ne oluyor?
İnsan biraz geçiş süreci yaşar…
Bir mahcubiyet duyar…
Bir iç sıkıntısı olur…
Bu ne hız?
Asfalt ağladı be!
İhanetin de hayırlısı!
Masaya vuralım… tak tak tak.
Ve buradan sonra…
Dostlarım…
Sevgili Romaxlılar… (Romaxlı, Özalp’ın bir köyüdür.)
Binaenaleyh…
Urfa’da Hacıoğlu, Erzurum’da Hacıefendi, Elazığ’da Hacıbaba; Van’da merkez et lokantasında…
Kadıköy’de Mümtaz Bey, Ethem Efendi, Fahriye Hanım; İzmir’de Tahir Baba Lokantası’nda yemek yiyenler…
Nohutlu pilavcılar…
Ve aslında hepsinin ortak bir hikâyesi var:
Bu ülkede döner oldukça pahalı ama dönen çok.
Ve tablo netleşiyor:
T tipi siyasette rol dağılımı değişiyor. Herkese yeni kostümler dikiliyor.
Ve biz…
Hâlâ gondoldayız.
Ve şimdi…
Yaşanmış bir olay ile bağlayalım…
Kazım arkadaşımız, Van’a geldiği ilk yıl minibüse binmiş. Muavin de her gün yaptığı gibi Kazım Durağı’na gelindiğinde “Kazım var mı, Kazım?” diye sormuş. Bizim Kazım da üzerine alınarak “Var” diye cevap verince muavin, “Kazım insin, Kazım insin” demiş. Bizim Kazım da Kazım Durağı’nda inmek zorunda kalmış.
Ve aslında mesele tam da burada başlıyor…
Daha konuşmadan, derdini anlatamadan herkes bir yerde ya indiriliyor ya da resmî, zırhlı bir araca bindiriliyor; uzun zaman dönmemek üzere.
Ve şimdi son soru:
Şimdi bu gondoldan inmek isteyen var mı?
Var.
İnebilen var mı?
Yok.
Çünkü burası Anadolu. Gondolu bile yerli ve millî.
İnmek için önce izin alman gerekiyor.
Ve ben şimdi… müsaadenizle gidiyorum.
Dönmeye de hiç niyetim yok.
Ama bu ülkede mesele dönmek değil…
Mesele, bu kadar çok dönmenin kimseyi şaşırtmaması.
Kemerleri sıkı bağlayın.
Yolumuz uzun.
Ve unutmayın… Hepimiz aynı gondoldayız. Sıkı tutunun, gondol düşmesin.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.