Kürt siyasal aklın Netanyahu ve siyonist İsrail hayranlığı: Sebepleri, psikolojik tahlili ve gerçekçi sonuçlar
Yeryüzünde fitne ve bozgunculuk çıkaran Yahudi zihniyeti, Kur’an’ın lanetlediği bir yoldadır. Kur’an buyurur: “Haksız yere peygamberleri öldürürlerdi.” (Nisâ 155) ve “Yeryüzünde bozgunculuk (fitne/fesat) çıkarmaya koşarlar; Allah bozguncuları sevmez.” (Mâide 64). Tarih boyunca kendi peygamberlerine karşı bile göz kırpmadan tavır alan, sonra da algı operasyonuyla masumiyet kisvesine bürünen bu lanetlenmiş zihniyet, dün olduğu gibi bugün de katliam yaparken “kahraman”, karşılık görünce “mağdur” rolüne soyunmaktadır. İşte bu fitneci yaklaşım, Kürt siyasal aklın bir kesiminde Bünyamin Netanyahu ve Siyonist İsrail devletine duyulan hayranlığın arka planında önemli bir rol oynamaktadır. Ancak konuyu sadece lanet üzerinden okumak yetmez; meseleyi dengeli tahlil etmek hem tarihsel gerçekleri hem de Kürtlerin yaşadığı yalnızlığı görmek gerekir.
Netanyahu 2014’te “Kürtler savaşçı bir halktır, bağımsızlığı hak eder” dedi. Kuzey Irak petrolünün İsrail’e akışı da ekonomik bağı somutlaştırdı.
Psikolojik tahlil burada devreye giriyor. Ezilen topluluklar, benzer travma yaşayan ama zafer kazanmış başka bir gruba özdeşleşme geliştirir. Kürt ulusalcılığının seküler kanadı, bu travma mirasıyla “güçlü olana sarılma” refleksi gösteriyor. Ancak bu hayranlığın en önemli sebeplerinden biri, sözüm ona “ümmetçi” geçinen ama pratikte Arap ve Acem milliyetçiliğiyle Kürtleri dışlayan, ötekileştiren yaklaşımdır. Arap milliyetçiliği Kürt kimliğini yok saymış, Acem (İran) milliyetçiliği ise Kürt bölgelerini sistematik baskı altına almıştır. “Ümmet” adına konuşanlar, Kürt hak taleplerini “bölücülük” diye yaftalamış; dil, kültür ve siyasi eşitlik taleplerini görmezden gelmiştir. Bu ikiyüzlülük, Kürt siyasal aklını “dış dost” arayışına mecbur bırakmıştır. İçerideki samimiyetsizlik, dışarıdaki fitneci zihniyeti bile daha “güvenilir” kılmış gibi görünmüştür.
Fakat gerçekçi bakıldığında bu hayranlık tek taraflı ve koşulludur. İsrail, Kürtleri stratejik müttefik değil, “kullanışlı azınlık” olarak değerlendirmiştir. 2017 Kerkük krizinde destek sözleri havada kaldı. Gazze’de yaşananlar ve uluslararası tartışmalar, “güçlü İsrail” imajını Kürt Müslüman kamuoyunda sorgulatmaktadır. Çoğu Kürt, Filistin’le de empati kurar; çünkü devletsizdik ve ezilmişlik ortak kaderdir. Lanetlenmiş fitneci ruh, katliam yaparken kahramanlık, mağduriyet rolüyle algı operasyonu yapmaktadır; ancak Kürtler de bu oyunun piyonu haline gelmemelidir. Psikolojide “narsisistik bağlanma” olarak adlandırılan bu durum, güçlü figüre abartılı bağlanıp kendi gücünü küçümsemeye yol açar. Oysa Kürt halkının asıl gücü dağlarda değil, iç birliğinde, demografik ağırlığında ve haklı davasındadır.
Güncel gelişmeler de bunu doğrular niteliktedir. Netanyahu’nun İran’da “Kürt kartı”nı oynama çabaları (Axios, Mart 2026), Kürtleri yine vekil unsur olarak konumlandırmaktadır. Kısa vadeli destek, uzun vadeli tecrit getirmektedir. Barzani’nin referandum macerası gibi örnekler, dışarıdan cesaretlenip içeride yalnız kalmanın bedelini göstermiştir. Rojava’da bazı flörtler de bölge ülkelerini daha sert politikalara itmektedir.
Sonuç olarak, bu hayranlığın sebepleri tarihsel minnet, psikolojik özdeşleşme, stratejik çaresizlik ve ümmetçi-milliyetçi ikiyüzlülüğün yarattığı yalnızlık karışımıdır. Ancak sonu, yeni bir hayal kırıklığı ve fitne döngüsüdür. Netanyahu’nun desteği “Kürt devleti” değil, bölgede istikrarsızlık yaratarak kendi güvenliğini artırma politikasıdır. Kürt siyasal akıl, fitneci illüzyondan uzak durup Kur’an’ın adalet çağrısına kulak verirse; Arap ve Acem milliyetçiliğinin ötekileştirmesini aşarak gerçek ümmet kardeşliğine, iç birliğe ve dengeli diplomasiye yönelirse kazanır. “Dağlardan başka dostu olmayan” efsanesi yerine “kendi ayakları üzerinde duran, adaletle birleşen” bir vizyon şarttır.
İnsanlık değerlerine sahip hiç kimsenin İsrail’i savunması akıl kârı değildir. Hele ki Arapların ve Acemlerin Kürtlere yaptığı zulmü bahane ederek, soykırımcı bir anlayışa sempati duymak ne Kürdün tarihine ne inancına ne de vicdanına sığar.
Tarih ve Kur’an ibret doludur. Fitneden sakınmak, samimi kardeşliği kurmak ve hakka sarılmak hem Kürtlerin hem de tüm ümmetin yararınadır. Yeter ki bu dersi, dengeli ve mümin bir kalple okuyabilelim.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.