Amûdê Sineması'nın şairi: Ehmed Huseynî
“Ehmed Huseynî aramızdan ayrıldı; ama sürgünün, dilin ve memleket özleminin sesi olan şiirleri bu toprakların hafızasında yaşamaya devam edecek.”
10 Mart 2026’da, uzun süredir sürdürdüğü kanser tedavisi sırasında sürgünde aramızdan ayrıldı. Ama aslında yalnızca bir şair değil; bir hafıza, bir ses, bir yol arkadaşını kaybettik. Ehmed Huseynî artık aramızda değil.
1955 yılında Rojava’nın Amûdê kentinde doğan Ehmed Huseynî, çocukluğunu Kürt kültürünün güçlü sözlü geleneği içinde geçirdi. Dengbêjlerin sesi, köy sohbetleri, anlatılan hikâyeler ve söylenen ağıtlar onun ruhunda derin izler bıraktı. Belki de bu yüzden şiiri hiçbir zaman yalnızca bir edebi tür olmadı; onun için şiir, bir halkın hafızasını taşıyan canlı bir damardı.
Genç yaşlarda yazmaya başladı. Daha sonra Şam Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldı. Üniversite yıllarında hem düşünce dünyası hem de edebiyatla kurduğu bağ derinleşti. Fakat yaşadığı coğrafyada Kürt kimliğine ve diline yönelik baskılar, onun yolunu başka diyarlara çevirdi.
1989 yılında Avrupa’ya gitti ve hayatının büyük bölümünü Stockholm’de geçirdi. Ama sürgün, onun için yalnızca bir coğrafya değişimi değildi. Sürgün, şiirlerinin içine sinen bir duygu, bir yara, bir özlem oldu.
Onun şiirlerinde sık sık memleket vardı. Dağlar, köyler, yollar, sınırlar… Ama en çok da dönüş arzusu vardı. Çünkü Ehmed Huseynî için şiir yalnızca kelimelerden oluşan bir dünya değildi; şiir aynı zamanda kaybolan yolları, unutulmayan köyleri ve bölünmüş aileleri hatırlamanın bir yoluydu.
Uzun yıllar Avrupa’da yaşasa da kalbi hep bu coğrafyada kaldı.
Biz akrabaydık. Ama kaderin çizdiği sınırlar ailemizi ayırmıştı. Birçok akrabamız Sykes–Picot Anlaşması sonrasında çizilen sınırların öte tarafında kalmıştı. Tarihin cetvelle çizdiği sınırlar, insanların hayatlarını ve akrabalıklarını bölmüştü.
Onu ilk kez Amed’de görmüştüm. Amed’e edebiyat günleri için gelmişti. Kendimi tanıttığımda bir an durdu. Gözleri dolmuştu. Sanki yılların uzaklığı o anda birkaç saniyeliğine ortadan kalkmıştı. Sonra birbirimize aileyi sormaya başladık. Kim nerede, kim hayatta, kim hangi köyde…
O an anladım ki bazı insanlar için memleket yalnızca bir yer değildir; memleket, hatırlanan insanlardır.
Ehmed Huseynî her Amed’e her gelişinde Mardin Omerya’daki köyü Xiznê’yı ziyaret ettiğini söylerdi. Amûdêyide sık sık ziyaret ederdi. Rojava onun için bir başkaydı. Sürgünde yaşasa da köklerinden hiç kopmamıştı. Onun şiirlerinde bu bağlılığı görmek mümkün.
Şiirlerinde sade ama güçlü bir dil kullanırdı. Metaforları derindi ama gösterişli değildi. Sözleri sakin görünürdü fakat içlerinde ağır bir tarih taşırdı. Sürgün, kimlik, dil, aşk ve özgürlük onun dizelerinde sürekli birbirine dokunan temalar oldu.
O, şiirin yalnızca estetik bir ifade olmadığını düşünürdü. Ona göre şiir bir halkın hafızasıydı. Dilin korunması, hatıraların yaşatılması ve acıların unutulmaması için şiir yazılırdı.
Belki de bu yüzden onun dizelerinde sık sık şu duygu hissedilirdi:
İnsan bazen bir ülkeye değil, bir hatıraya sürgün olur.
10 Mart 2026’da, süren kanser tedavisi sırasında aramızdan ayrıldı. Ama geride yalnızca kitaplar bırakmadı. Bir dilin, bir coğrafyanın ve bir halkın hafızasına dokunan dizeler bıraktı.
Şairler öldüğünde aslında tamamen gitmezler. Çünkü bazı insanlar kelimelerle yaşar.
Ehmed Huseynî de artık dizelerinde yaşayacak.
Ve belki bir gün, onun yazdığı gibi, memleket yine insanların kalbinde sınırların ötesinde var olmaya devam edecek.
Bütün şiirlerini seviyorum. Ama çocukluğumun geçtiği Serêkaniyê ile ilgili olduğu için Serêkaniyê şiiri beni her zaman daha derinden etkilemiştir. Serêkaniyê, Sykes–Picot Anlaşması sonrasında çekilen tellerle ikiye bölünmüş bir şehirdir. Halkın yarısı bu tarafta, yarısı ise tellerin öbür tarafında kalmıştır.
Bu nedenle onun Serêkaniyê için yazdığı şiir, yalnızca bir şehri değil, bölünmüş bir coğrafyanın ve parçalanmış hayatların hikâyesini de anlatır.
Serêkaniyê
va ye rihê min ji xwe re bibe
bike bask kevok
bike dar bîhok
bike xalxalok
bike finda xwe, lê êşa min nebe
lê êşa min nebe.
hey ferhenga girînê
hey asoya firînê
hey dîlana egîdan
hey cezbeya mirîdan
hey dimdima minê serêkaniyê
va ye dilê min ji xwe re bibe
bike narincok
bike bablîsok
bike şevçîrok
bike doh, bike îro û bike sibe
hey destana jînê
hey taca bêriyê
hey ximava birînê
hey xwîna serêkaniyê
va ye destên min ji xwe re bibe
bike çeper û tiving
bike sîtava ferhad
bike hawar û feryad
û bike stûn û gizing
bike darbest
bike helbest
û bi mirina min şa bibe
hey gulistana janê
hey serkêşa gaziyê
hey daristana danê
hey ava serêkaniyê
va ye çavên min ji xwe re bibe
bike şevçira
bike berbang
bike dergûşa pêxembera
bike hêlîna azadiyê
bike rojçêbûn û wek sorgulan vebe
hey sertaca zemanan
hey qiblenameya ciwanan
hey sirûda mizgîniyê
hey keça minê serêkaniyê
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.