Mahmut Bilgin
Kürt siyasetinin sınıfla imtihanı/ Kürtlerde sınıf ve sermaye sancısı
Şairin dediği gibi: " Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz, onlar aşağıda siyah kalacak! / Balkonunuz çok yüksek sizin, baş döndürüyor./ Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor".
Kürtler de tıpkı diğer uluslar gibi sınıfsız, sömürüsüz, kaynaşmış bir ulus değil. Ulus dediğimiz olgu zaten antagonist sınıfsal ve kimliksel çelişkiler yumağıdır. Ve hiçbir yerde sermayenin merkezinde insan, emek, eğitim, adalet ve toplumsal fayda odaklı yerel kalkınma yoktur. Kürt sermayesi de farklı değildir. Özellikle son bir yıldır Kürt mahallesinde konuşulan konular sınıf meselesinden bağımsız değildir. Kürt hareketi sınıf bakımından ideolojik enerjisini uzun süredir kaybetti. Nepotizm, liyakatsizlik, yozlaşma, bürokrasi, kurumsal çürüme var. Fakat hiçbiri ana kaynak değildir. Sorunların da, halktaki tepkilerin de ana kaynağı sınıfsaldır. Mevzu sınıfsaldır! Kürdistan'daki sömürücü ekonomik düzeni, onun sermaye birikimini, siyaseti kontrol altına alma yöntemlerini ve bunun bozup yeniden ürettiği örgüt- yurtsever ilişkisini merkeze koymadan büyük sahnenin tek bir karesi doğru okunamaz. Bugün aslında tabandaki tüm rahatsızlıkların, her şeye, her yapıya tepkinin kaynağı sınıfsal sezgidir. Olan biten tüm tartışmalar Kürt temsili ve irade alanlarına yönelik " bunlar sınıf olarak bizden değiller" duygusunun çeşitli zeminlerde dışavurumudur. Bu yüzden Kürt hareketi sınıf konusunun üstünden atlama lüksüne sahip değildir. Konu da yalnızca yoksulların neden yoksul olduğu değil; zenginliğin kaynağını, nasıl ve hangi ilişkiler içerisinde üretildiğini sorgulamaktır. Devletin ve neoliberal politikaların sorumluluğunu sürekli söylemek yetmez. Ondan daha çok Kürdistan'da zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olması karşısında "biz ne yapıyoruz, siyasetimizin ve kurumlarımızın bu kof düzendeki payı nedir?" sorusunu sormamız şarttır. Bu sömürücü ekonomik düzenin yörüngesine giren siyasetimizin devrimci iddiasını hangi noktalarda yitirdiğini sorgulamak zorundayız. Zira karşı devrim bu sorgulamayı bıraktığımız anda, bu adaletsiz düzeni ekonominin normali olarak görmeye başladığımızda hızlıca harekete geçti. Ve devrimci bir hareket için yenilgi, mücadele ettiği düzene benzediğinde gerçekleşir.
Bu konuyu Kürdistan bakımından birkaç başlıkta ele alabiliriz. Birincisi Kürdistan'da zenginler modern anlamda burjuva değil; ucube bir sınıfsız tabakadır. Tefeciler, yasadışı bahisçiler, kara para aklayanlar, kart işiyle milyonlar çeviren iş yeri sahipleri, uyuşturucu işinden zengin olanlar, arsadan birden zengin olanlar... Bu yüzden Kürt kentlerindeki bu çarpık zenginleşme ile kültür, sanat, eğitim, sosyal gelişme arasında orantılı bir gelişme yaşanmıyor. Ayrıca Kürdistan'da kurumsallaşmış aile şirketlerinden, ikinci, üçüncü nesil bir ticari burjuvaziden veya üretim sanayinde kendini kanıtlamış bir sermaye sınıfından bahsedemeyiz. İnşaata dayalı büyüme neredeyse tek model ve her gün artıyor. Fakat bu büyüme devamlı olamaz. Ayrıca inşaata dayalı büyüme yükseldikçe kentsel ayrışma giderek artıyor ve korunması gereken yoksul kesimler kentin dışlananları haline geliyor.
Kürdistan'da ortasınıf diyebileceğimiz kitle yalnızca kamu sektöründe çalışanlardan oluşuyor -ki bugünün Türkiye koşullarında onlar da orta sınıf sayılamaz-. Küçük meta üreticileri ise sermaye değil; küçük ölçekli halk sınıflarıdır. Özel sektörde çalışan milyonlarca insan ise zaten yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Dolayısıyla Kürdistan'da orta sınıf yok denecek düzeyde, modern anlamda bir burjuva sınıfı ise doğmamıştır. Aslında ekonomiye hâkim olan kesim yukarıda izah ettiğim yollarla zenginleşen ucube servet sahibi sınıfsızlardır. Sınıfsızlık ucubeliktir. İlginç olan ise Kürdistan'da Kürt siyasi hareketine hâkim olan da sınıfsızlardır. Hakim yönetici ve kadro profili sınıfsızdır. Üretim ilişkileri içine ömrü boyunca girmemiş, düşünsel olarak da sınıf bilincinden kopmuş, hayatın ve siyasetin maddi temelinin ne olduğundan bihaber, Kürt hareketinin ekosistemi içerisinde bir nomenklatura oluşturmuş sınıfsızlar. Adeta kadrolu siyasetçiler, kadrolu kadrolar, kadrolu kurum ve parti yöneticileri, kadrolu belediyeciler ve vekiller, kadrolu kadın hareketi yöneticileri. Bu yüzden Kürdistan'da paraya hâkim olan sınıfsız servet sahipleri iken, siyasete hâkim olan ise sınıfsız kadrolardan oluşan nomenklatura tabakasıdır. İşte son 15 yıldır Kürt hareketinin sınıf bakımından ideolojik enerjisini yitirmesine yol açan şey bu iki sınıfsız zümrenin uzlaşmasıdır. Bu da her alanda ucubelik haricinde bir şey üretmiyor, üretemez. Çünkü gelecek kuramayan kesimler hafıza tüketerek devrimci politik hareketleri gündelik hayatta yenilgiye uğratır. İdeolojik bakımdan utanç tablosu olan bu uzlaşmayı birlik ve demokratik ulus diye sunmak ise aklımızla alay etmektir. Bu bir ilerleme değil; tarihsel bir çözülmedir.
Çocuk işçiliğinin, sigortasız çalışmanın, asgari ücretten dahi az kazananların oranın en yüksek olduğu, hane gelirinin en düşük olduğu kentlerin başında Diyarbakır ve Van geliyor. Kürt şehirlerinde onbinlerce tekstil işçisi, market işçileri, lokanta, eğlence yerlerinde çalışanlar 25 bin bandında ücret alıyor. Ve bu sektörlerin hemen hemen tümünün sahipleri yurtsever geçinen, kendisini kentin sahibi gören, kendisine Kürt milli sermayesi diyen emek ve hayat sömürücüleridir. Oysa yoksulluk haritasının bu kadar ağır olduğu bir coğrafyada sermayenin varlığı küfürdür. Adaletten ve eşitlikten beslenmeyen bir yurtseverlik palavradan ibarettir. Bu açıdan ortada olan şey yurtsever bir sermaye değil; yurt ve yurtseverler ile babasının oyuncağı gibi oynayan servet sahipleridir. Bu Kürt sermaye sahiplerinin yoksullukla, uyuşturucu ile mücadele gibi, dezavantajlı çocuklar ve gençlerin koşullarının değiştirilmesi gibi bir dertleri yok. Burslar, etüt merkezleri, teknoloji atölyeleri, mesleki eğitim merkezleri gibi geniş ve istikrarlı hiçbir projeleri yok. Spor salonları, gençlik merkezleri, kütüphaneler, kültür merkezleri akıllarından dahi geçmiyor. Çünkü öncelikleri demokratik bir toplum yaratmak değil; servetine servet katmak ve o servetle siyaseti, sivil toplumu ve her şeyi yönetmektir.
Aslında uzun süre önce Kürdistan'da sınıfsal ayrışmanın belirtileri oluşmuştu. 2000'lerin başında bugünleri öngörmek mümkündü. Hatta 2006 Mart Diyarbakır serhıldanlarını yaşayanlar bunu bilirler. Kimyasal silah kullanımına karşı başlamıştı 2006 Mart isyanları. Fakat ikinci gününden itibaren sınıfsal karakteri ile öne çıktı. Kürt yurtsever yoksullarının öfkesi sadece kamu kurumlarına, devletin kolluk güçlerine değil; aynı zamanda üst sınıfların alışveriş yaptıkları merkezlere, sembolik anlamı olan cafelere, zincir marketlere, bankalara yönelmişti. Hatta ağırlıklı rengi bu olmuştu. Bana göre 2006 Mart isyanları Kürdistan'daki sınıf ayrışmasının ilk saha bildirisiydi. Ayrıca denilebilir ki neoliberal dönüşümü Kürt yoksulları Kürt hareketinden önce sezdi ve 2006'da buna isyan etti. Kendi yurtlarında mülteci gibi, öteki olarak yaşamaya, vahşi kapitalizmin ekonomik sömürü koşullarının Kürdistan'da yerleşmeye başlamasına isyan etti. Bu sadece Kürt yoksullarında yükselen bir öfke patlaması da değildir. Öcalan'ın kapitalizmi minimize etmeyi öngören paradigması, bu kapitalist gelişme ve kapitalist sınıfın varlığıyla çelişen bir ideolojik tutumdur aynı zamanda. Fakat
Ortada Öcalan'ın Toplumcu sosyalizm paradigması dururken ve yine geniş Kürt yoksullarının reddi ve isyanı varken, Kürt siyasi hareketinde ise her geçen gün sermaye güçleniyor, Kürt yoksulları dışlanıyor. Son 15 yılda şekillenen Kürt hareketi sınıf bilincinden ve Kürt yoksullarından, mülksüzlerinden kopmuştur. Kürt halkının ağır acıları etrafında örgütlenen yüzlerce kurum, partiler ve yapılar bugün sadece kendi varlığını sürdürmeyi amaç haline getirmiş, Kürt yoksullarının sorunlarına sırtını dönmüş, sermayenin yörüngesine yerleşmiş, üretim ilişkilerini değiştirmeyi tahayyül bile etmeyen, toplumsal devrim düşüncesini unutmuş ve hepimize unutturmaya çalışan örgütler yığını haline gelmiştir. Paralel olarak bugün demokratik barışçıl çözüm çabasını Kürt ekosisteminde sınıf sorununu flulaştırıp, sınıf bilincinin örgütlenmesinin önüne geçen bir yatıştırma aracına dönüştürmeye çalışıyor. Diyarbakır'da, Van'da birçok Kürt şehrinde Kürt elitleri, yoksulların kanıyla bugüne gelen kurumlar ve siyaset, ticaret odalarının başına kimin geleceğini devrim meselesi gibi sunuyor. Oysa bütün adaylar birbirinin kopyasıdır. Her adayın kendi iş koluna bakıldığında kendi iş yerlerinde dahi kapitalist düzenden de beter bir sömürü görülür. Böyle bir tabloda ticaret odası seçimleri o şehirde sömürücü sermayenin temsilini yeniden üretmek ve meşrulaştırmak dışında bir anlam taşımaz.
Hâsılı sermaye bugün içi her şeyle doldurulabilen boş bir forma dönüştürerek yurtseverliği de Kürt yoksullarından çalıyor. Şayet bu karşı devrimi durdurmazsak, bunlar düşlerimizi bile yakıp küllerini pazarlayacaklar. Kürt siyasi hareketi ise 50 yıllık kanlı mücadelenin siyasal mirasını ve sağladığı statüyü sınıfsal, ekonomik ve soygücü sermayesi olanlara devrediyor. Bu yaklaşım 50 yıllık tarihe meydan okumaktır. Yoksulluk, savaş, şiddet, ayrımcılık, zorunlu göç, patriyarka, ırkçılık, güvencesizlik ve sınıfsal eşitsizlik. Bu tarihi külfeti görmeden ve buna sahip çıkmadan bugünün içinden yürümek barbarlıktır. Kürdistan'da bugünkü özgürleşme gerçekte ölülerin mezarları ve adı sanı bilinmeyenler üzerinden yükselmiştir. Adaletin işlemediği yerde geçmiş bugünün içinde yeniden kurulur, ölüler dirilir ve çalınanları geri alırlar. Tarih bunun çokça örneği ile doludur. Kürdistan'da sınıf sezişinin ayak seslerini duymayanlar güvenlikli siyasetlerinin ve hayatlarının altında kalacaklardı
Çatışmadan masaya/değişmeden masaya gelmek mümkün mü? Masa demokrasi üretecek mi?
29 Ağustos 2026 Cumartesi 16:04Çerçeve yasa üzerine
08 Ağustos 2026 Cumartesi 13:28Ne yapmalı nasıl yapmalı 2
27 Temmuz 2026 Pazartesi 13:55Ne yapmalı? Nasıl yapmalı?
19 Temmuz 2026 Pazar 13:58Değişim- küresel düzen ve Türkiye
01 Haziran 2026 Pazartesi 13:59Celtic, Atletic Bilbao, Barcelona, Saint-Pauli ve Amedspor: Kimlikleşen kulüpler
04 Mayıs 2026 Pazartesi 15:44Kürt siyasi hareketindeki yapısal kriz
27 Nisan 2026 Pazartesi 12:29Okullar, şiddet, çocuklar
16 Nisan 2026 Perşembe 13:34Öcalan: Bir örgüt lideri mi müzakereci bir aktör mü?
02 Nisan 2026 Perşembe 16:56İran hattındaki çatışma
03 Mart 2026 Salı 14:36
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.