Mahmut Bilgin

Mahmut Bilgin

Ne yapmalı nasıl yapmalı 2

Ne yapmalı nasıl yapmalı 2

Bir önceki yazıyı "mücadelenin değerlerini kendi bireysel ikballeri için kullananlar sert kayaya çarpacak" tespitindeki sert kayanın ne olduğu sorusu ile bitirmiştim. Bu tespitte iki şey önemlidir: birincisi sözü edilen şey esasen bireyler değildir. Karşı karşıya olduğumuz şey tekil bireyler değil; bir yapıdır, bir zihniyettir. İkincisi ve dolayısıyla "sert kaya" da bireyler veya çeşitli mücadele grupları olamaz. "Sert kaya" 30 yılın ardından son dönemde hapishaneden çıkan 50-100 temiz dürüst arkadaş olamaz. Çünkü bu arkadaşlar da son tahlilde birer bireydirler ve 30 yıldır sahadaki değişimlere ve devasa bir gövdeye kavuşan Kürt siyasi hareketine vakıf değiller. Diğer taraftan"sert kaya" son 15 yıldır mevkiye, yetkiye, talimatla iş yürütmeye alışmış, koltuk avcılığını normalleştrmiş ve birçok güç, iktidar ilişkisine karışmış, seçkinci güç merkezlerine dönüşmüş legal alan kadroları da olamaz. Çünkü bu kesim ne yazık ki verili zihniyetleri ve girdikleri güç iktidar ilişkileri itibariyle yeni paradigmaya en zıt kesimdir gerçekte. Aynı şekilde "sert kaya" mevcut kurumlar ve yapılar da değildir. Çünkü kurum ve yapıların her biri mikro devletçi zihniyete sahip, kendi iktidar alanına kimse karışmasın dışında bir derdi olmayan durumdadırlar. Peki sert kaya nedir, kimdir? Bana sorarsanız en sert kaya halkla birlikte yeni paradigmanın kendisidir. Yani demokratik toplum paradigması. Eğer bir sert kaya yaratmak istiyorsak her yerde yeni paradigmayı ortaya koymalıyız. Kim olursak olalım her sözümüz, her işimiz, her işleyişimiz demokratik toplum perspektifine uygun olmalı, demokratik olmalıdır. Demokratik olmayan hiçbir şeye pirim vermemeliyiz. Çünkü demokratik toplum paradigması kapalı, bilinmeyen, kamuflajlı ilişki ve siyaset biçimlerini kabul etmez. Bu tür ilişki biçimlerini topluma dayanarak çözmeyi hedefler. Şöyle diyebiliriz: ne kadar bilinmeyen, kapalı, kamuflajlı ilişki ve siyaset biçimleri, o kadar anlam ve eylem kayması. Kısaca kim gerçekten bir sert kaya yaratmak istiyorsa, bulunduğu yerde, mücadele içerisinde demokratik kültürü ve ilişkiyi yükseltmelidir. Yanlışların ve eskinin karşısına bireyleri ve kimi mücadele gruplarını dikmek tam da eski dönemin tarzıdır ve çözüm değildir. Derdimiz yapıların ve toplumsal ilişkilerin dönüşümü ise eğer, gerçek bir dönüşüm ancak hiyerarşik iktidar ilişkilerinin radikal bir eleştirisi ve yeni eşitlikçi bir siyasal mücadele kültürünün inşaasıyla mümkün olabilir.

Artık "ne yapmalı?" sorusuna daha somut önermelerde bulunmak mümkündür.

1- Kürt siyasi hareketinde yılların oluşturduğu dokunulmazlık rejimlerine kesin bir biçimde son verilmelidir, yeni dokunulmazlık rejimleri oluşturulmamalıdır. Kadro kimliği, kadın yapısı kimliği, hareketin temsilcileri kimliği, bedel vermiş olmak kimliği, gençlik yapısı kimliği, KHK'lı kimliği, hanedanlığa dönüşen aile kimlikleri... Tüm bu dokunulmazlık rejimleri hiyerarşik, güç merkezli, seçkinleşme dinamiklerini ve iktidar kültürünü yeniden üretmektedir. Bu kimliksel yapıların eleştiriden muaflığına ve ayrıcalığına son verilmelidir. Çünkü demokratik toplum paradigmasında kimliklere dayalı iktidar ve statü oluşturan dokunulmazlık alanlarına yer yoktur. Aksine eşit sorumluluk, eşit katılım ve eşit düzeyde hesap verebilirlik esastır, bütün kimlik alanları topluma karşı hesap verme yükümlülüğüne sahiptir. Zira herhangi bir kimlik alanındaki eksiklik, yetmezlik bütün mücadele alanlarını ve toplumsal ilişkileri etkilemektedir. Klasik kadroya dayalı mücadele kültürü günün sonunda Kürt nomenklaturasını oluşturmuş, bu yapı toplumsal olana yabancılaşmış ve toplumu sadece yönetilmesi gereken bir varlık olarak görmesi sonucunu doğurmuştur. Dönüşüm en başta buradan başlatılmalıdır. Benzer bir durum kadın yapısı için de geçerlidir. 10 yıl öncenin kadın hareketi şimdi sadece kendine yakın olan kadınları esas alarak ve merkezine kadın kadrolaşmasını koyarak kapalı bir güç ve iktidar mekanizmasına dönmüştür. Bunu söylemek kadın özgürlük mücadelesini inkâr etmek değildir. Aksine sokaktaki, mahalledeki, evlerdeki, iş alanlarındaki kadınlardan koparak kapalı bir iktidar merkezine dönmek eril iktidarı üreten bir başka dinamik olmak demektir. Özellikle bu iki alanda başarılabilecek bir demokratik dönüşüm bütün hareketi olumlu olarak etkileyecek ve dönüşümün öncü gücü haline getirecektir bu iki alanı.

2- Uzun süredir tanık olduğum ve izlediğim kadarıyla yapılması gerekenler konusunda iki ana yön şeklinde fikirler ve arayışlar var. Bunlardan biri "öze dönüş" diye özetlenebilecek çözüm fikridir. Öze dönüş ile kastedilen Kürt hareketinin eski kimyasına, karakterine, disiplinine ve eski insanlarına (mücadelenin gerçek sahipleri söylemi) geri dönmesi gerektiğidir. İkinci çözüm önerisi ise ağırlıklı olarak sorunları kişiler düzleminde görerek tepeden aşağıya kadar aktörlerin, yöneticilerin, isimlerin değiştirilerek yola devam edilmesi gerektiği yönündedir. Fakat bana göre bu ikisi de sorunların kaynağını, zamanı ve yeni Kürt toplumunu doğru okuyamamanın ürünü olan çözüm önerileridir. Birincisi öze dönüş diye tarif edilen yol eskidir, yüzeyseldir, kullanım tarihi dolmuştur. Bir kere öze dönüş dediğimiz yerde özün aynı kalmış olması lazım ki, dönebilecek bir yerimiz olsun. Bu da eşyanın tabiatına aykırıdır. Zamanı durdurmak ve geri çevirmek mümkün olmadıkça, sabit öz varsayımı da mümkün değildir ve doğada tekrar yoktur. Hiçbir şey bıraktığımız yerde durmaz. Ne artık Kürt hareketinin eski kimyası, karakteri mümkündür, nede artık Kürt toplumu o zamanki toplumdur. Ve nede "eski insanlarımız" diye tanımlanan insanlar o eski insanlardır (ruh, enerji, bakış açısı, maddi üretim koşulları itibariyle). Kısaca öze dönüş diye tanımlanan çözüm yolu kulağa hoş gelip duyguya sesleniyor olsa da, zamana ve yeni Kürt toplumuna denk değildir. Böyle bir eskiye dönüş, Kürt siyasetinin ana kıyısının da kurumasına yol açacak ve onu marjinalleştirecektir. Sertlik ve geriye dönüşün bir tarafı az gelişmişlik dramıdır. Geçmişin derin serabına dalan siyasetler, toplumlar ve onların öncüleri öz rüyalarıyla "küçük tarikatlarda" güzel zaman hikâyeleri dinleyip olan bitenin altında kalarak sürükleneceklerdir. İkinci çözüm önerisi ise yüzeyseldir. Yapısal sorunları görmeyen, kişiler merkezli değişimi önceleyen, yapıları ve toplumsal ilişkileri dönüştürmeyi içermeyen şekilsel arayışlardır. Elbette kişiler değişmelidir. Hatta hepsi değişmeli. Tepeden en aşağıya kadar son 15 yılda halk adına yetki kullanan herkes samimi özeleştiri verip geriye çekilmelidir. Bu kadar hatanın ve kayıpların sorumluları elbette direnen yurtsever halk değil; yetkili olanlar, karar vericiler ve yön tayin edicilerdir. Dolayısıyla elbette ki hepsi halka özeleştiri verip geri çekilmelidir. Fakat bu tek başına hiçbir sorunu çözmeyecektir.

3- Kürt siyasi hareketi acil olarak kendi içindeki iç tasfiyeci yapıyı çözmek zorundadır. Sözünü ettiğimiz hata yapan 3-5 birey değildir. Hatta artık hareket içi bir dar grup da değildir. Bu tam olarak hareket içinde yerleşmiş bir paralel yapıdır. Basından, siyasi partiye, kadın yapısından derneklere, yerel yönetimlerden inşa faaliyetlerine kadar uzun yıllar sonucunda her yere yerleşmiş, kendini örgütlemiş, hareket içerisinde hareket adına konuşan, davranan, istediğini yapan büyük bir güce ulaşmış paralel bir yapıdır artık bu. Temel özelliği hareketin kendisiymiş gibi konuşup davranmak olan bu yapı esasen hareketin büyümesini engelleyen, "küçük olsun benim olsun" güdüsü dışında bir derdi olmayan, kendi iktidarının sarsılacağını görürse yeni süreci dahi sabote yada manipüle etmekten geri durmayacak bir yapıdır. Bu yapının varlığı ve eriştiği güç artık Kürdistan'ın arşlarından duyulmaktadır. Bu yapı bir an önce tasfiye edilmezse bu kez yapacağı şey, halka umut olan 30 yıllık arkadaşların içinden de paralel 30 yıllıklar oluşturmak olacaktır. Dolayısıyla bu tasfiyeciliğin tasfiyesi yapılmadan ne eskiye ne yeniye güven verilemez. Tasfiyeciliğin tasfiyesi yapılmadan doğrudan demokrasi geliştirilemez. Tasfiyeciliğin tasfiyesi yapılmadan yeni manifesto hayata geçirilemez, içi boşaltılır, sabote edilir. Tasfiyeciliğin tasfiyesi yapılmadan siyaset ve mücadele alanları rant alanı olmaktan kurtulamaz. Tasfiyeciliğin tasfiyesi yapılmadan hareketimiz bir politik yapı ve katılanlar da irade sahibi devrimci kişiler olamaz. Bu yapılmadan girişilecek her iş sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Unutmayalım ki bir işin başarılı olmasını istemiyorsanız, o işi yapamayacak olanlara verir, oturup başarısızlığın hikayesini izlersiniz.

4- Bana göre çözüm her alanda demokratikleşmektir. Demokrasiyi sadece rejime karşı değil; en başta kendi iç bünyemize yönelik geliştirmek durumundayız. Kürt hareketi son 20 yıldır tüm mesaisini devleti ve Türk siyasetini demokratikleştirmeye harcadı. Bu arpa boyu kadar yol almadı. Devlet ve Türk toplumu daha fazla otoriter ve faşizan yöne kaydı. Aynı zamanda Kürt siyaseti de ona benzeşerek daha fazla otoriter ve anti demokratik hâle geldi. Büyük oranda mücadele ettiği şeye benzedi bir çok açıdan. Zaten hegemonik rejimlerin temel hedefi muhaliflerini kendisine benzeterek hegemonyasını sürdürmektir. Bu yüzden Kürt hareketi karşı hegemonya oluşturmak istiyorsa 2000'lerin başlarında başlattığı Türkiye'yi demokratikleştirme siyasetinin daha büyüğünü kendi iç bünyesine doğru başlatmalıdır. Bunun için eleştirinin, tartışmanın, fikrin önünü alabildiğine açmalıdır, hatta teşvik etmelidir. Binlerce tartışma, konuşma platformu düzenlemelidir. Büyük şehirlerin "lanetlileri" haline gelen Kürt yoksullarını, devrimci Kürt köylülerini dinlemelidir. Artık kaybedecek çok şeyi olan Kürt orta sınıfını dinlemelidir. Yeni nesil Kürt gençliğini dinlemelidir. 40 yıl boyunca emek veren yüzbinlerce emektarı dinlemelidir. Üniversiteli Kürt gençleriyle fikir forumları yapmalıdır. AKP'ye oy veren Kürt kadınlarını, ömrü boyunca partiye gitmeyen yurtsever kadınları dinlemelidir. Kürt baldırıçıplaklarını, Kürt mülksüzlerini dinlemelidir. Zira sisteme göbekten bağlanmış, statü sahibi bir zengin iyi niyetli olsa bile temsil edebilir mi bir yoksulu? Bir yoksulun, bir mülksüzün gördüğünü görebilir mi ki sana anlatsın? Kısaca bugüne kadar dinlediklerini dinlemeyi bırakmalı, kulağını yeni seslere açmalıdır. Kürt siyasi hareketi Kürtlerin desteği sürsün istiyorsa bunu yapmak zorundadır. Ve bunu usulen değil; ortaya çıkarmak istediği şey bu olduğu için yapmalıdır. Bunu da otel ve düğün salonlarında, parti binalarında, kulis odalarında değil; sanayide, sokakta, tekstil atölyelerinde, kahvehanelerde, evlerde, inşaat şantiyelerinde, üniversite sahalarında, cafe, lokanta, mağazalarda çalışan yüzbinlerle buluşarak yapmalıdır. O zaman uzun bir inziva sürecinden çıkıp gerçeklerle karşılaşacaktır. Tüm bunlar siyaseti halkın katılımına açacak, kulislerden ve seçkinci olmaktan kurtaracak, doğrudan demokrasinin önünü açacaktır. Yapısal ve toplumsal dönüşüm buradan geçer. Yeni mücadele programı, yöntemleri, araçları ve yeni öncüler bu tartışma zenginliğinin içinden çıkartılmalıdır.

5- Tüm bu tartışmaların sonunda bir politikalar manifestosu yayınlanmalı ve uzun süre bu değiştirilmemeli. Kürt siyasi hareketi tüm güç ve olanaklarını bu politikaların hayata geçmesi için seferber etmelidir. Bu politikalar manifestosunun ağırlıklı tarafı Kürtlere seslenecektir. Türklerin iç iktidar kavgalarının münakaşaları bunun bir unsuru olmamalıdır. Artık bilelim ki mutsuz ve voltajı yükselmiş bir Kürt dünyası var bugün. Dolayısıyla Kürt siyaseti uzun süredir unuttuğu kendi evinde cereyan edenlerle ilgilenmek zorundadır artık. Bu politik seslenişin ana hattı ise Kürtlerin nasıl direneceği değil; Kürtlerin nasıl daha onurlu ve mutlu yaşatılacağına dair nüveler içermelidir. Bu manifestoda Kürtlerin başarısı ve gururu olan şeylere dokunulmamalı, bunlar öne çıkarılarak yenilerinin nasıl ekleneceği ifade edilmelidir. Kısaca Kürt kurumlarını, yapılarını değil, Kürdün kendisini önceleyen, mutluluğunu ve onurlu yaşamını önceleyen bir bakış açısına geçmemiz gerekir.

6- Kürt hareketi bundan sonraki zaman dilimi açısından Türkiye ve kuzeyde şiddetin tırmanmasına sebep olacak herhangi bir politik hattın parçası olmamalıdır. Yeni bir çatışma hâli yorulmuş ve yıpranmış halk tabanında destek bulmayacak ve gerileme sürecini hızlandıracaktır. Günümüzde kim tarafından ortaya konulursa konulsun, radikal bir politika halk tarafından radikal bir karşı koyuşla karşılık bulacaktır. Kürdistan'da zorun filiz verme tarihi günümüzde sona ermiştir. Sosyoloji, çeşitlenen sınıflar ve sınıflar arası hızlı geçişler, devasa ekonomik faaliyetler, büyük şehirleşmeler ve son 15 yıllık yanlış politikaların halkta yarattığı kırılmalar zorun rolünün sonunu getirmiştir. Bu bakımdan yeni politik yön "zor" ile değil; zamanın ve toplumun gelişimine uygun politika ve yöntemlerle yönetmeye dönük olmalıdır. Bu da Kürdistan'da doğrudan demokrasiyi geliştirmektir. Ne kadar az devlet ne kadar az zor, o kadar çok toplum o kadar çok doğrudan demokrasi.

7- Kürt hareketinin bütün verili habitatını yeniden gözden geçirmesine ihtiyaç var. Yani mevcut bütün kurumlarını yeniden tanımlamalı, her kuruma yeni rol ve işlev tanımları yapmalı, gerekli durumda kimi kurum veya yapılarına son vermelidir. Çünkü verili bütün kurum ve yapılar savaş ve kurtuluş döneminin stratejisi, dili ve politikalarına göre şekillenmişti. Fakat bugün demokratik toplum ve kuruluş dönemidir. Basından derneklere, partilerden yayın evlerine, kadın yapılarından yerel yönetim kurullarına kadar bütün yapılır yeniden tanımlanmalı. Bugün yapıldığı gibi sadece isim ve yönetimleri değiştirerek yapısal dönüşüm sağlanamaz. Ezcümle bütün yapılar Sovyet tipi iktidarcı yapılar olmaktan çıkıp demokratik dönüşüme uğratılarak hepsi demokratik toplum paradigması doğrultusunda yeni tanımlara ve rollere kavuşmalıdır. Yönetimler bütün güç ve yetkiyi kendi elinde toplamaktan vazgeçmelidir. Zira bunda ısrar etmek Öcalan'ın perspektiflerine direnmek ve yeni paradigmayı defacto olarak reddetmektir. Demokratik toplum paradigması eğer şimdileşecekse, bu öncelikle yapıların dönüşümü ile olur. Bu yüzden en tepeden en yerele kadar ne kadar karar organı ve yapı varsa hepsinin yönetimlerine yüzde 50 oranında kadro olmayan yurttaşlar dahil olarak eşit yetki ve katılıma sahip olmalıdır. Aynı şekilde Kürt siyasi hareketi bu partiler curcunasına bir son vermelidir. Verili durumda 4 parti (DEM, HDP, DBP, YSP) var ve yeni bir partinin daha kurulması tartışılıyor. Bu tam bir partiler curcunasına, keşmekeşliğe yol açmaktadır. Ayrıca bu kadar partinin hiçbir faydası da yoktur. Hepsi de aynı şeyleri söyleyip aynı şeyleri yapmakta. Yıllardır çoklu parti konusunda söylenegelen güzel söylemler sadece teoridir. Pratik hayatta ise bu sadece sorunlar yığınına sebep olmaktadır. Halk bu partiler curcunasından yorulup bıktı. Her ilde 6-8 eşbaşkan, binlerce işlevsiz yönetici, "yetkili benim" kavgaları, koltuk mücadeleleri, Sovyet sistemindekine benzer "şefin şefi", gereksiz bir sürü ekonomik yük... Tam bir manasızlık. Peki bu kadar insan kaynağı ve maddi girdinin çıktısı nedir? Kocaman bir hiç! Bu çoklu parti sistemine bir an önce son verilerek rol ve işlevi belli olan bir parti sadeleşmesine gidilmelidir. DEM, bileşenler partisi olmaktan çıkıp birey hukukunun olduğu bir partiye dönüşmelidir. Herkes partinin programına katılıp eşit bir katılımcı olarak programın hayata geçmesi için emek vermelidir. Bileşen hukuku ve kontenjan üzerinden kurulan hukuk DEM'i söylem disiplini olan bir parti olmaktan çıkardığı gibi, vekilliği ve yöneticiliği bağlayıcılığı ve sorumluluğu olmayan rahat bir yatağa dönüştürüp memurlaştırmaktadır. Halkın eleştirdiği konuların başında gelmektedir bu. Bu yüzden bileşen ve kontenjan düzenine son verilmelidir. Buna paralel olarak DEM parti kongre süreçlerine girmiş bulunuyor. Fakat bu kongre süreçleri şu an "sen siye çal sen siye oyna" şeklinde yürütülüyor. Eğer yeni paradigma ve demokratik siyaset deniliyorsa bu yöntemden vazgeçilmelidir. Mevcut sorunların kaynağı olan yönetimler yenilenme ve değişim kongrelerini yapıyor. Başarısız aktörler hem yarışmacı hem jüri konumundalar. Bu bırakalım doğrudan demokrasiyi, burjuva demokrasisinin hukukunda bile kabul edilemez. Bu yüzden il ve genel merkez kongreleri kurulacak bağımsız komisyonlar tarafından yapılmalıdır. Kongre sürecinin sorumluluğu ve yetkisi bu bağımsız komisyonlara devredilmelidir. Ancak bu şekilde tabana güven verilebilir.

8- Bu süreçte Kürt meselesine kafa yoran herkes konuşmalı, sorumluluk almalı, fikir beyan etmelidir. Bunun için bir yerde yetkili olmak, görev almak gerekmiyor. Bu bir yurtseverlik meselesidir, yetki meselesi değildir. Geldiğimiz nokta bir parti meselesi değil, bir ulus meselesidir. Sadece bir partinin sorumluluğunda değil artık, tüm ulus fertlerinin sorumluluğundadır. Fikir sunmak, tartışmaları zenginleştirmek, yeni pencereler açmak bugün çok daha kıymetlidir. Ve bütün bunlar bir ruh ile başarılabilir. Fikirler ruhtan yoksunlarsa gerçekleşme şansları zayıf olur. Mücadelenin anahtarı ruhtur. İktidar olsanız neye yarar ruhunuzu kaybettikten sonra.

Sonuç olarak Kürt mücadelesi bayrağı olmayan bir yolcuya benzeyen bir halkın mücadelesidir. Kendimizi yargılama cesaretine sahip olabilecek bir geçmişe ve birikime sahibiz. Kendi çıkmazlarımızı ancak kendimizi yargılama cesaretini ortaya koyarak yapabiliriz. Çünkü hepimiz sussak bile neticeler konuşur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Bilgin Arşivi