Mahmut Bilgin

Mahmut Bilgin

İran hattındaki çatışma

İran hattındaki çatışma

İran'a müdahale ile birlikte başlayan "emperyal saldırıyı destekliyor musunuz, karşısında mısınız?" popüler fakat son kullanma tarihi geçmiş, manasız münakaşasına girmeyeceğim. Zira bir büyük zorba devlet diğer bir zorba devlete saldırıyor. Mazlum, ezilen halk ve toplumların böyle bir kavgada kimin tarafında olacağını tartışması dahi abestir. Ezilenlerin böyle bir fotoğrafta taraf olması kadar beyhude bir davranış olamaz. Ezilenlerin yapacağı şey iki zorba kavga ederken oluşacak fırsatları görüp kendine özgürlük alanları açabilecek imkânların kapılarını aralamak, özgürlük elde edebileceği mevzileri kazanmak, kendisi üzerinde zorbalık kuran düzenin çöküşünü istemektir. Bu bakımdan iki zorbanın kavga etmesine karşı çıkmak ezilenin görevi değildir. Sormamız ve sorgulamamız gereken şey uluslararası yada ulusal hukukta ezilen grupların, kimliklerin, yurttaşların hakkını kim koruyacak olmalıdır. Çünkü kurulan ulusal ve uluslararası hukuklar insanları değil devletleri koruyan hukuklardır. Egemen bir devlete başka bir devletin müdahalesi hukuksuzluktur, tamam. Lakin devletler kendi kurdukları ve insanı değil, devleti koruyan hukuku yine kendileri çiğniyorlar. Ezilenler politik tutum alırken insanları, kimlikleri, ezilenleri korumayan hukuku mu referans alacaklar? Egemen bir devletin egemenlik hakkı kendi yurttaşlarına, kendi içindeki gruplara, kimliklere zorbalık ve katliam üretiyorsa, o devletin egemenlik hakkı meşru mudur? O durumda zaten bu devlet meşruluğunu yitirmemiş midir? Geçmişte ve bugün devletler egemenlik hakkını despotluk ve zulüm için bir kalkan haline getirmiş ve bu kalkanın arkasına sığınarak büyük katliamlar yapmaktadırlar. "Bu o devletler ile yurttaşlarının iç meselesidir" diyerek, böyle bir katliamcı egemenlik hakkını savunan olamayız. Diktatörlerin, despotların egemenlik hakkını savunmak, o despotların katlettikleri yüz binlerce insana saygısızlık olur.

Peki İran'daki çatışma hattına bakınca neler görünüyor?

ABD ve İsrail henüz müzakereler devam ederken İran'a saldırı başlattı. Görünen o ki müdahaleyi hızlandıran güç İsrail'dir. ABD İsrail'i kontrol etmek için savaşa bu zamanda girmiş görünüyor. Yani bu müdahale ABD'den ziyade İsrail'in güvenlik algısının ürünüdür. ABD İsrail'in güvenlik algısını gerçekçi görüp onaylıyor fakat İsrail'in Ortadoğu'da yalnız başına hareket etmesini ise büyük maliyetlere sebep olacağından ötürü riskli görüyor. İsrail son iki yıldır diplomasiden ziyade sahadaki defacto ilerleyiş üzerinden kurmuştur stratejisini. ABD ise diplomasi, ekonomik baskı ve savaş tehdidi üçlüsünü bir arada yürütüyor. Ve kontrollü çatışma ile müzakereyi birlikte ele alıyor. İran konusunda İsrail'in yalnız başına hareket etmesinin bölge savaşını kontrolden çıkaracağını, maliyeti çok yükselteceğini düşündüğünden ötürü ABD, İran müdahalesini bu zamanda başlatmak durumunda kaldı. Yani İsrail'i kontrol etmek için girmiştir savaşa ve savaşın sınırlı olmasını istiyor. ABD kontrolsüz, zincirleme ve uzayan bir savaş istemez. ABD yönetebildiği bir savaşı ister, genişleyen ve yönetemeyeceği bir savaşı değil. Bu bakımdan ABD İran müdahalesi ile rejim değişikliğini hedeflemiyor. Daha doğrusu dünyanın hiçbir yerinde rejimin nasıl bir rejim olduğu gibi bir saplantısı yok ABD'nin. Onun için önemli olan bir rejimin küresel ekonomi ve ABD çıkarları bakımından nasıl davrandığıdır. Bu yüzden görünen o ki ABD bu müdahale ile rejim değişikliği değil, rejimin davranış değişikliğini hedefliyor. İran'ın önemli askeri ve enerji alt yapısını işlevsiz hale getirerek ve siyasi askeri üst kadameyi yok ederek İran'ı yeniden fakat en zayıf haliyle masaya çekerek teslim almayı hedefliyor ABD ve İsrail. Bu bakımdan İran'ın nükleer programını durdurmak, füzelerini ve füze endüstrisini yok etmek, vekil ağlarının omurgasını ve devrim muhafızlarının askeri kapasitesini kırmak, donanmasını dağıtmak önemli hedeflerdir. Bunların ardından diplomasiye geri dönmek amaçlanıyor. Yani bu savaş barışı bitirmek için değil, barışın ve diplomasinin maliyetini İran açısından arttırmak için başlatıldı. Bu müdahalenin ardından dönülecek diplomasi masasındaki koşullar ortaya çıkacak yeni koşullara göre yeniden çizilecek. Bugüne kadar yürütülen İran diplomasisi sonuç üretmiyordu, zaman kazandırıyordu İran'a. Bu müdahale İran'ın elinden zamanı almak ve sonuç üretecek diplomasiye çekmek amaçlıdır.

Buna karşı İran bölgesel nüfuzundan vazgeçmemek, nükleer stratejisini korumak ve nükleere erişim hakkını garantiye alma hedeflerinden vazgeçmezse savaşı bölgeselleştirir, hatta küreselleştirir. Bunun için elinde yeterli araç var. Hürmüz boğazı nükleerden daha güçlü bir araçtır. Hürmüz boğazını kapatması bütün kırmızı çizgileri aşması anlamına gelir ve müdahale o durumda savaşa döner. Körfeze saldırır, vekil ağlarını tüm kapasiteleriyle harekete geçirir, çatışma o zaman bölgesel savaşa döner, Irak'ı, Körfez'i, Suriye'yi yangın hattına çevirir, Türkiye'nin güney sınırları daha hassas bir hale gelir. Enerji fiyatları sıçrar, ticaret yolları risk altına girer. Yani İran büyük savaşta ısrar ederse ABD-İran savaşı bütün Ortadoğu'yu kapsayan bir savaşa döner. Fakat bunun sonunda İran ekonomik olarak iflas etmiş, iç savaşla boğuşan ve yıkılmış bir İran ile karşı karşıya kalır. Bu tabloda taraflar açısından olması muhtemel tablo ABD - İran arasında uzun zamana yayılmış büyük bir savaş değildir. İran böyle bir savaşı kazanmayacağını bilir. Bu yüzden savaşı kazanmak değil yaymak stratejisi üzerinden hareket edecektir. Savaşta cepheler üretmek zayıf taraf için tercih edilen yoldur. Hizbullah, Irak milisleri, Husiler, Suriye cephesi... Savaşı asimetrik yayılma yoluyla genişletip müzakere masasına tamamen güçsüz oturmamayı hedefleyecektir. Günün sonunda ABD ile İran'ın geldiği yer örtüşecektir. Her bakımdan yıpranmış, çökmüş ve toplumundan kopmuş İran rejimi, sadece rejimini korumayı amaç edinecek ve İsrail'in güvenliğini garantileyen, İran ile enerji ve ticaret yolları konusunda anlaşıp istediğini elde eden ABD, İran'da rejimin ne olduğunu önemsemeden yeni bir yönetimle masaya oturacaktır.

Böyle bir tabloda İran'ın zayıflamış olması otomatik olarak Kürtler'in güçlenmesi sonucunu doğurmaz. Aksine İran gibi devletler zayıfladığında iç muhalefeti ezen merkezi güvenlikçi sert politikalara yönelir. Bu bakımdan çatışma- müzakere yolunun süreceği İran'da Kürt partilerinin bir araya gelerek ortak bir çatıda buluşmuş olmaları önemlidir. "Kendi kaderini tayin hakkı" ve " demokratik İran" vurgusu da bir o kadar önemli ve doğru siyasal yönelimdir. Bu ulusal statü talebi demektir, İran açısından ise demokratik çoğulcu yönetim programı demektir ve rejim karşıtlığını içeriyor. Bu birlik çıkışının İran'ın en zayıf zamanına denk gelmesi diğer önemli bir avantajdır. Fakat İran müdahalesi anlaşma ile sonuçlandığında, rejim Kürtler üzerindeki baskısını arttıracak, bu konuda Türkiye ile koordineli bir program uygulayacaktır. Kürtler askeri olarak sahaya inme hamlesini aceleye getirirse Tahran ve Ankara'yı Rojhılat politikasında yakınlaştırır ve Kürtlere koordineli baskı üretilir. ABD Kürtleri taktik müteffik olarak görür, stratejik gelecek garantisi vermez. İran sahasında çıkar güçleri değiştiğinde destek düzeyi de değişir. Bu yüzden Kürtler ABD'nin İran'a müdahalesini bir intikam heyecanı ile değil, sabırlı bir strateji ile okumalıdır. Zira bu savaş İran devletini parçalamayacak, orta vadede büyük bir güç boşluğu doğurmayacak. Ama bu savaş İran rejimini zamanla aşındıracaktır. İşte Kürtlerin zamanla aşınacak olan İran'a hazırlıklı olması gerekir. Bu bakımdan İran'da ilan edilen Kürt birliği bir sonuç değil, bir başlangıçtır. Önemli olan bu birliğin bir metinden çıkıp bir stratejiye dönüşmesidir. Sahada ulusal bir strateji üretmeyen her metin bir deklerasyon olarak kalmaktan kurtulamaz. Bu yüzden İran'daki Kürt partileri iç ideolojik farklılıkları bir kenara bırakarak, ortak bir askeri siyasi strateji belirleyerek sahada ve diplomaside görünürlüklerini Kürt ulusal cephesi şeklinde ortaya koymalıdır. İran rejimi bu süreçten, değişmese dahi kolu kanadı kırılmış, toplumdan kopmuş, teslim alınmış olarak çıkacaktır. Bunun karşısında ortak askeri siyasi stratejiye sahip uluslararası görünürlüğü artan bir Kürt ulusal cephesi Rojhılat'ta yeni bir tarih yazabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Bilgin Arşivi